21-01-2008, 14:40
|
#1 (tekli aç) (permalink)
|
Üye
User ID: 100410 Mesajlar: 2 Rep Gücü: 0 REP Puanı : 0 REP Seviyesi :  Teşekkür Sayısı: 0
1 Mesaja Tesekkür Edildi
| Ağlıyordu Genç Adam...Yaşadım ve yazdım... | | Ağlıyordu genç adam.. Başını ellerinin arasına almış, önündeki rakı şişesine kızarmış gözlerini dikip ağlıyordu.. Şişe yalvarıyordu adama: “hadi” diyordu “hadi, bir yudum al benden, bak seni rahatlatacağım…” Adam ağlıyordu ve içiyordu bir kadeh.. Ama olmuyordu bir türlü aklından çıkmıyordu okudukları. Seviyordu genç adam.. Ağlıyordu bu yüzden.. Sevdiği yaban diyarlarda ellerin elini tutmuş ellerin gözlerine bakıp KARAGÖZLÜM diyordu.. Başkasını seviyordu sevdiği… Onun sevdiğiydi ama başkasının sevgilisiydi… Ağlıyordu genç adam.. Hikaye başlıyordu… Yoksa bitiyor muydu? Ama genç adam hala ağlıyordu.. Çok yorulmuştu genç adam… Geçirdiği iki uykusuz gün gözlerinin ferini almıştı.. Kollarını kaldıramıyordu, başını çeviremiyordu… Uyumamalıydı, biliyordu, farkındaydı… Ama gözkapakları iradesinin dışına çıkmıştı artık.. Birer balyoz ağırlığında çöküyordu yerçekimine karşı duramayarak.. Son bir çırpınışla toparlanıyordu genç adam… Bir kadeh daha dolduruyor, bir sigara daha yakıyor ve elindeki yıllarca önceden kalma resme bir kaçamak bakış daha konduruyordu… Bir dikişte içtiği bardağa tiksinircesine bakıyordu.. Dayanamıyordu yine ve ağlıyordu genç adam… Kendinden nefret ediyordu, gözlerinin kara olması sinirlerine dokunuyordu… Bir de bunun için ağlıyordu… Koca şişe bitmişti ve genç adam artık kıpırdayamayacak haldeydi.. Uyumak zorunda olmasına lanetler yağdırıyordu… ama genç adam artık uyuyordu, genç adam yine ölüyordu…Gözlerini yine aynı sahil cafesinde açıyordu genç adam.. Başını o masaya çevirmemeye çalışıyordu ama engelleyemiyordu bunu… Sevdiği bir başkasının yanaklarını okşuyordu ve diyordu ki: “Seni seviyorum KARAGÖZLÜM!..” Parmakları başkasının saçlarını tarıyordu, başkasının yüzüne gülümsüyordu cennet gözlü güzel,cennet gözlerini kısarak. Yerinden doğrulamıyordu genç adam.. Sanki felçli bir hasta gibi yalvaran gözlerle bakabiliyordu sadece… Felçli bir adam gibi konuşamıyor, hareket edemiyor sadece gözleriyle söylemeye çalışıyordu açlığını… Açtı genç adam, sevgiye açtı… Son gücünü topluyor ve sevdiğine sesleniyordu: “Ey ay parçası güzel..! Ölüyorum sensizlikten.. Ben hak ettim seni, ben istedim en çok… Senin için en çok ben ağladım, ben acı çektim… Tamam sevme beni, benimle olma… Ama sadece bir kere bana da karagözlüm de… Sadece bir kere söyle bunu… Yalan da olsa söyle bana… Bunca acılarıma karşılık senden başka bir şey istemiyorum.. Sadece bir kere bana da de karagözlüm” diye… Ama sevdiğinin umurunda bile olmuyordu genç adam.. Sanki orada yokmuş, sanki bir hayaletmiş de görünmüyormuş gibi, duyulmuyormuş gibiydi.. Güzel kız başkasına sarılıp “Seni seviyorum KARAGÖZLÜM..!” demeye devam ediyordu… Sevdiği görmüyordu genç adamı ama o kızın sarıldığı karagözlü adam pis pis sırıtıyordu ona… Ve diyordu ki “Hadi git, defol… Benim onun karagözlüsü… Sen onsuz ölmeye mahkumsun..!” Ağlayarak uyanıyordu genç adam. Gözlerini bile açmadan bir sigara yakıyor ve yalvarıyordu: “Lütfen şişe, lütfen bitmemiş ol..!” Ama şişe bitmiş oluyordu… Genç adam sızıp kaldığı masanın başından kalkıyor ve ağrı kesici şişesini bulmaya çalışıyordu… Bulduğu şişeden bir tane içiyor, sonra bir tane daha içiyor, ardından bir tane daha içiyordu… Şişe bitiyordu, acı dinmiyordu… Sabahın ilk ışıkları ile uyuyakalan adam birkaç saat sonra yine ayakta olmak zorunda kalıyordu… Sevdiği üç bin küsür kilometre ötede bir başkasına sarılırken genç adam sarılacak hiçbir şey bulamıyordu. Ve sadece sarılabilecek bir şişe ucuz şarap almak için sabah sabah marketin yolunu tutuyordu… Ve bir hikaye okuyordu genç adam… O hikayenin yazıldığı, o hikayenin okunduğu günlerde genç adamın da bir hikayesi vardı… Sıradandı onun hikayesi… Her gece aynı rüyayı görüyor, her gece yalvarıyordu Allaha alsın diye canını… Allaha güveninin kalmadığı anlarda kendisi almaya çalışıyordu değersiz canını… Çok sıradandı genç adamın hikayesi, monotondu.. Sevdiği başkasına KARAGÖZLÜM diyor, o içiyor, uykusuna küfrederek uyuyor ve yine aynı rüyayı görüyordu: o lanet sahil cafesi… Bir hikaye okuyordu genç adam… Ve o hikayeyle aynı anda onun da bir hikayesi vardı… Ama çok sıradandı genç adamın hikayesi… İşte başladığı gibi bitiyordu… AĞLIYORDU GENÇ ADAM…! |
|
| |