Hayırsızlarboard-Hayırlara Vesile Olsun

Geri git   Hayırsızlarboard-Hayırlara Vesile Olsun > ..:: Cumhuriyet ::.. > MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Hayırsızlarboard'a hoşgeldiniz. Boardumuzdan Daha fazla yararlanmak için Buraya Tıklayınız. Forumumuza Üyeyseniz ve Giriş yapamıyorsanız Lütfen Buraya Tıklayınız..Mailinizle ilgili probleminiz varsa bizimle iletişime geçmek için Lütfen Buraya tıklayınız.

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Kurallar Etiketler Arama


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK M.Kemal Atatürk Hakkında Yazı ve Yorumlar

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27-08-2007, 12:17   #1 (tekli aç) (permalink)
Vip Üye
 
ekselans_111 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 4900
Üyelik tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 9.730
Ruh Halim:
Rep Gücü: 70
REP Puanı : 199
REP Seviyesi : ekselans_111 has a spectacular aura aboutekselans_111 has a spectacular aura about
Teşekkür Sayısı: 98
182 Mesajina 255 Tesekkür Aldi
Atatürk'ün Kaleminden YURTTAŞLIK bilgileri


ULUS

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına
Türk Ulusu denir.[351 (1)]*

Ulus sözünden ne anlaşılır ; ne anlaşılması
gerekir?

Sözlerimin kolay anlaşılması için yine Türk
ulusuna bakacağım ; çünkü yeryüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski, ondan
daha temiz bir ulus yoktur ve bütün insanlık tarihinde de görülmemiştir. Bugünkü
Türk ulusuna, bir resim tablosuna bakar gibi bakalım ve şimdiye değin edindiğimiz
bilgilerin yardımıyla düşünelim; bu tabloda neler görüyorsak, bu tablo neler
anımsatıyorsa, onları birer, birer söyleyelim:

1) Türk ulusu, bir halk yönetimi olan Cumhuriyet’
le yönetilen bir devlet kurmuştur.( 352 (2)]

2)Türk devleti laiktir. Her yetişkin dinini
seçmekte özgürdür.

3)Türk ulusunun dini, Türkçe’dir. Türk dili
yeryüzünde en güzel en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir .Bu nedenle her Türk,
dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır .Birde Türk dili, Türk ulusu
için kutsal bir hazinedir .Çünkü T ürk ulusu, geçirdiği sayısız sarsıntılar
içinde ahlakının, erdemlerinin gelenek ve göreneklerinin, anılarının kendi
yararlarının, kısaca bugün kendi ulusallığını oluşturan her şeyin diliyle
korunduğunu görüyor .Türk dili, Türk ulusunun yüreğidir, belleğidir.

4)Türk ulusu Asya’nın batısında [353(2)] ve
Avrupa’nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayrılımı, dünyaca
tanınmış büyük bir yurtta yaşar .Onun adına ‘ Türk Eli ‘, Türk Yurdu derler.
Türk yurdu çok daha büyüktü .Yakın ve uzak çağlar düşünülürse, Türk’e
yurtluk etmemiş bir anakara (kıta ) yoktur .Bütün yeryüzünde Asya, Avrupa, Afrika
Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekleri eski ve özellikle yeni tarih belgeleri
göstermektedir .Fakat bugünkü Türk ulusu, varlığı için bugünkü yurdundan
memnundur Çünkü Türk derin ve ünlü geçmişinin, büyük ve güçlü atalarının
kutsal kalıtlarını bu yurtta da koruyabileceğini; o kalıtları, şimdiye değin
olduğundan çok daha fazla zenginleştirebileceğine inanmaktadır.

5) Türk ulusunun her bir bireyi, bazı ayrılıklar
dışında genellikle birbirine benzer .Kimi yaradılış ayrılıklarını ise doğal
karşılamak gerekir .Çünkü Mezopotamya Mısır koyaklarından başlayan bilinen
tarihten önce, Sibirya steplerinden başlayarak Orta Asya, Rusya, Kafkasya, Anadolu
dünkü ve bugünkü Yunanistan, Girit ve Romalılardan önceki Orta İtalya kısacası
Akdeniz kıyılarına değin yayılmış, yerleşmiş ve birbirinden farklı iklimlerin
etkisi altında başka soylardan gelen insanlarla binlerce yıl yaşamış
kaynaşmıştır. Bu denli eski bu denli büyük insan topluluğunun bugünkü
çocuklarının tamamen birbirlerine tıpatıp benzemelerine olanak var mıdır? Hiçbir
zaman ve hiçbir yerde küçük bir ailenin bile çocuklarının bütünüyle birbirlerine
benzedikleri görülmemiştir Türkleri yalnız bir noktada, iklim farklılıkları
olmayan dar bölgede ortaya çıkmış sanmak doğru değildir. Türkleri yukarıda
söylediğimiz gibi, çok geniş bir yeryüzü alanında ortaya çıkmış; ailelerin
birleşerek ve soyların birleşerek boy ve boyların birleşerek öz ve özlerinde
birleşerek siyasal bir topluluk olan ‘ el ‘ en son olarak da ‘el ‘ lebin bir
özekte birleşmesiyle büyük bir toplum oluşturmuşlardır .Büyük Türk topluluğunu
oluşturan budunların nitelikleri yönünden aralarında büyük bir ayrım bulunmamakla
birlikte geniş bir soy kaynağından gelmeleri ve nüfus yoğunluğu açılarından
düşünülecek olurlarsa Türk budunları arasındaki manevi bağın gevşek olması,
çeşitli adlar altında, çeşitli roller oynamaları çok doğaldır. Bu nedenledir ki
tarih, olaylarını yazdığı budunları nerede, nasıl ve hangi adla tanıdıysa o
biçimde yazmıştır. Böyle olmakla birlikte, bugünkü Türk ulusunun aslı aynı
kökenin, aynı uzun ve ortak geçmişin saptadığı belli tiptir, Türk tipi.


6)Bu son sözlerden anlaşılıyor ki Türk ulusunu
oluşturan insanların tarihi birdir.


7)Türk ulusunun ortak niteliği olarak yansıyan
başka bir yanı daha vardır. Gerçekten dikkat edilecek olursa, Türkler’ in aşağı
yukarı hep aynı ahlak anlayışına sahip oldukları görülür. Bu yüksek ahlak başka
hiçbir ulusun ahlak anlayışına benzemez. Ahlakın ise ulusun oluşumundaki yeri çok
büyüktür ve çok önemlidir. Bu önemi iyice anlamak için ahlak üzerine birkaç söz
söylemek yerinde olur .Ahlak dediğim zaman, ahlak kitaplarında yazılı olan
öğütleri demek istemiyorum; şundan dolayı ki ahlaklılıktır. Diye yaptığımız
davranışlar ve yapmaktan çekindiğimiz davranışlar; kitaplarda yazılı olan yada
birtakım ahlak öğreticilerin önerdikleri şeylerden daha önce gelir. Ve bu
davranışlar , o sözlerden, öğütlerden ayrı olarak, onlara kesinlikle kulak
vermeksizin insanların yaptığı davranışlardır. Davranış kuramların
yönlendiricisi ve buyurucusudur. Ahlak kurallarının nasıl konulması gerektiği,
ahlaklılık olduğu anlaşılan davranışlar yapıldıktan, denendikten sonra
anlaşılır.


Bir iş her neye ilişkin olursa olsun insanın bir
güç kullanmasını, yorulmasını gerektirir. İnsanlar zorunlu olmadıkça kendilerini
yormak istemezler. Oysa kimi işler vardır ki ; kendiliğinden, o insana,, onu yapmak
için içinden gelen bir istek bir eğilim esinler ve o iş istenen bir iş olur. İşte
ahlaksal davranışlarda aynı zamanda hem zorunlu ve hem de istenen davranışlardır.

Bir işin davranışın ahlaksal bir değer
taşıması onun, tek, tek, insanların ötesinde daha yüce daha üstün bir kaynaktan
doğmasındandır.


Kaynak toplumdur, ulustur.


Gerçekte ahlaksal düzen tek, tek belli kişilerin
ötesinde ve üstünde yalnız toplumsal ulusal olabilir .Ulusun toplumsal düzeni ve
güvenliği bugünkü ve gelecekteki rahatlığı, mutluluğu, esenliliği ve
korunmuşluğu uygarlıkta ilerleme ve yükselmesi için insanlardan her bakımdan ilgi
çaba, özveri, gerektiğinde seve, seve, öz varlığını, gözden çıkarmayı isteyen
ulusal bir ahlaktır. Her yönden gelişmiş ve eksiksiz bir düzeye ulaşmış bir ulusta
ulusal ahlak gerekleri, o ulusun bireylerince öyle ki ulusa vurulmaksızın vicdan
sesiyle ve3 duygusal bir güdü ile yapılır. En büyük ulusal duygu, ulusal coşku,
işte budur.

Ulus analarının, ulus babalarının ulus
öğretmenlerinin ve ulus büyüklerinin; evde, okulda, orduda, fabrikada her yerde ve her
işte ulus çocuklarına, ulusun her bireyine bıkmaksızın ve sürekli olarak
verecekleri ulusal eğitimin amacı, işte bu ulusal duyguyu sağlamlaştırmak
olmalıdır.

8)Ahlakın ulusal toplum olduğunu söylemek ve o,
ortak vicdanın dile gelmesidir demek, aynı zamanda ahlakın kutsal niteliğini de
tanımaktır. Ahlak kutsaldır; çünkü aynı değerde eşi yoktur ve başka hiçbir tür
değerle ölçülemez.


Ahlak kutsaldır, çünkü en büyük ahlaksal
gerçeklik sahibi olan bir gerçekleştiriciye dayanmaktadır. O gerçekleştirici de
yalnız ve yalnız toplumdur. Ondan başka gerçekleştirici yoktur. Tanrısallık;
değiştirilmiş, simgesel olarak düşünülmüş olan toplum da içermektir. Çünkü
vicdanlarımız üzerinde etkili olan ruhsal yaşam, toplum bireyleri arasındaki etki ve
tepkilerden oluşur.


Gerçekte toplum yoğun bir düşünce ve ahlak
etkinliklerinin odağıdır.


9) Din birliğinin de bir ulusun kuruluşunda etkili
olduğu söyleyenler vardır. Ne var ki biz, bizim gözümüzün önündeki Türk ulusu
tablosunda bunun tersini görmekteyiz.


Türkler, İslam dinini benimsemeden sonra, bu din,
ne Arapların, ne aynı dinde bulunan İranlıların nede Mısırlıların ve
başkalarının Türklerle birleşip bir ulus oluşturmaya yol açtı. Tersine Türk
ulusunun ulusal bağlarını gevşetti; ulusal duygularını, ulusal coşkusunu
uyuşturdu. Bu çok doğaldı. Çünkü Muhammed’in kurduğu din bütün
ulusallıkların üstünde yaygın bir Arap ulusçuluğu politikasına dayanıyordu. Bu
Arap düşüncesi, ümmet sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler
kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah sözcüğünün yer yerde yükseltilmesine
adamaya zorunlu idiler. Bununla birlikte Allah’a kendi ulusal dilinde değil,
Allah’ın Arap budununa gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve duada bulunacaklardı.
Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti Bu durum karşısında Türk
ulusu birçok yüzyıllar boyunca ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta
bir sözcüğünün bile anlamını anlamadan Kuran’ı ezberleyip beyni sulanmış
hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan hırslı hükümdarlar Türk ulusunca
ne olduğunu, kim olduğu belirsiz cahil hocalar ağzıyla saçılan ateş ve azap ile
korkunç bir karanlık ve karışıklık içinde kalan dini kendi tutkuları ve
politikaları uğruna araç olarak kullandılar. Bir yandan Arapları zorla buyrukları
altına aldılar, bir yandan Avrupa Allah sözcüğünün kutsal parolası altında
Hıristiyan ulusları yönetimleri altına aldılar .Fakat onların dinlerine ve
ulusallıklarına ilişmeyi düşünmediler. Ne omları ümmet yaptılar nede onlarla
birleşerek güçlü bir ulus yarattılar. Mısır’da belirsiz bir adamı halifedir diye
yok ettiler; hırkasıdır diye, bir palas pareyi halifelik belgesi ve üstünlüğü
olarak altın sandıklara koydular .Halife oldular. Kimi zaman doğuya, kimi zaman batıya
kimi zaman da dört bir yana saldıra, saldıra Türk ulusunu Allah için Peygamber için
topraklarını, çıkarlarını ve benliğini unutturacak, yalnız Allah yolunda olacak
denli derin bir kendinden geçmişlik ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Ulusal duyguyu
yok eden, bu dünyaya değer vermeyen; yoksulluklar ve kötülükler baş göstermeye
başlayınca da, asıl gerçek mutluluğa öldükten sonra öbür dünyaya kavuşulacağı
inancını aşılayan dinsel doğma ve dinsel duygu, ne var ki ulusun uyanıp aklı
başına geldiği zaman şu acı gerçeği görmesine engel olamadı. Bu korkunç manzara
karşısında kalanlara, kendilerinden önce ölenlerin ahiretteki mutluluklarını
düşünerek yada biran önce ölmeye dua ederek ahiret e kavuşmayı öğütleyen bir din
duygusu dünyanın en acı tokadıyla Türk ulusunun vicdanındaki çadırını yıktı;
çağrılıları, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk’lerin ortak
vicdanı, derhal yüzlerce yıllık güçle ve açılıp ilerleme tutkusuyla, büyük bir
coşku ile çarpışıyordu. Ne oldu ? Türk!ün ulusal duygusu artık ocağında
ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski ve gerçek büyük Türk atalarının
kutsal kalıtlarının son Türk ‘el’ erinin savunma ve korunmasını düşünüyordu.
İşte dinin, ve din duygusuyla Türk ulusuna bıraktığı anı.


10)Türk ulusu, ulusal duyguyu din duygusuyla değil
fakat insanlık duygusuyla yan yana düşünmekten zevk alır. Vicdanında ulusal duygunun
yanında insanlık duygusunun onurlu yerini her zaman korumakla övünç duyar. Çünkü
Türk ulusu bilir ki ; bugün tuttuğu dönülmez uygarlık yolunda bağımsız; fakat
kendileriyle koşut düzeyde ilerlediği tüm uygar uluslarla karşılıklı insancıl ve
uygar ilişki, elbette gelişmemizi sürdürmek için gereklidir. Ve yine bilinmektedir ki
Türk ulusu, her uygar ulus gibi geçmişin tüm evrelerinde buluşlarıyla bulgularıyla
uygarlık dünyasına katkıda bulunmuş insanların, ulusların değeri bilir ve onların
insanlığa bıraktıkları kalıtsal anıları saygıyla korur. Türk ulusu, insanlık
evrelerine gönülden bağlı bir üye ailedir.

Özetleme: Bütün bu söylediklerimizi kısa bir
çerçeve içine sokmak istersem, şöyle diyebiliriz ;Türk ulusunun ortaya
çıkışında etkisi görülen doğal ve tarihsel olgular şunlardır:

a) Siyasal varlıkta birlik

b) Dil birliği

c) Yurt birliği

d) Soy ve köken birliği

e) Tarihsel yakınlık

f) Ahlak yakınlığı


ÖZGÜRLÜK

Çağdaş demokraside bireysel özgürlükler bir
değer ve önem kazanmıştır; artık bireysel özgürlüklere devletin ve hiç kimsenin
karışması söz konusu değildir. Ancak bu denli yüksek ve değerli olan bireysel
özgürlüğün demokrat ulusta neyi, anlattığı özgürlük sözcüğünün salt olarak
düşünebilen anlamıyla anlaşılamaz. Söz konusu olan özgürlük, toplumsal ve uygar
insan özgürlüğüdür. Bu nedenle bireysel özgürlüğü düşünülürken, her bir
bireyin ve sonuçta ulusun ortak çıkarını bireysel özgürlüğü sınırlandırır.
Bireysel özgürlüğü sınırlandırma, devletin de görevi ve temelidir. Çünkü
devlet, bireysel özgürlüğü sağlayan bir örgüt olmakla birlikte, aynı zamanda
bütün özel etkilikleri, genel ve ulusal amaçlar için birleştirmekle yükümlüdür.
‘ Özgürlük başkasına zarar vermeyecek her türlü kullanım yetkisinde
bulunmaktır.’ Denildiği zaman yurttaş özgürlüğünün, yalnız bunun amaç
edinildiği, devletin bu amacı gerçekleştirmek için bir araç olduğu anlatılmış
olur. Ne var ki, bu araç ulusun genel çıkar amacını koruyacaktır. Öyleyse bireysel
özgürlüğe sınır olarak ‘ başkalarının özgürlüğünün sınırını ‘
gösterirken bireysel özgürlüğün, ulusun genel çıkarının gerektirdiği ölçüden
daha fazla kısıtlanamayacağı kabul edilmiş oluyor. Bu düşünce basittir, fakat
uygulanması çok güçtür. Çünkü bireysel özgürlüğün ölçüsünün, devlet
etkinliğini zayıflatmaması gerekir. Devletsiz bir toplum ya da zayıf bir devlet
hayatının sonucu, herkesin herkese karşı savaşımıdır. Bu savaşımın,
çoğunluğun özgürlüğünü boğmayacak biçimde doğrultularak gerçekleştirilmesi
gerekir.

Bu doğrultma işi bireyin sorumluluğuna,
girişimlerine ve gelişmesine engel olacak ölçüye vardırılmamalıdır.
Yurttaşların girişim ve sorumluluk duyguları ne ölçüde gelişirse, devlet için de
o denli iyidir.

Bireysel özgürlükten, ne ölçüde özveride
bulunulması gerekeceği, içinde bulunulan zamana ve ülkeye göre değişir. Olağan
üstü dönemler, olağan üstü önlemler gerektirebilir. Bütün bu önlemleri ve
kısıtlamaları tanımak gerekliliği devlet düşüncesini ve kavramını gösterir.

Bu noktalardaki önlemlerin etkisini ve
sınırlarının genişliğini ölçmek, büyük bir sanattır. Devlet sanatı işte
budur, *[ Bu sanatta başarılı olma derecesi, özgürlüklerin sınırlarını çizen
yasada görebilir. ]

Çünkü, ‘ bu sınır ancak yasayla çizilir ve
belirlenir ‘ Şurası kesindir ki yurttaşların genel özgürlüğü ve esenliği için
bireylerden, ancak devlet için gerekli olan bir bölüm özgürlüklerinin bırakılması
istenebilir.

Türk ulusunun tarihini göz önüne getirelim, daha
düne değin altında ezildiği baskı, tutsaklık ve zorbalığın kara, kanlı
pençesini duymamak mümkün değildir.

Türk, zorbalık ve tutsaklık zincirlerini
koparabilmek için iç ve dış düşmanlar karşısında kendi yaşamını ortaya attı;
çok kanlı ve tehlikeli savaşımlara girdi, sayısız özverilere katlandı, başarılı
oldu ancak, ondan sonra özgürlüğünü kazandı. Bu nedenle özgürlük, Türkün
yaşamının ta kendisidir.

Artık, Türkiye’ de ‘ her Türk özgür doğar,
özgür yaşar’*

Türkün bu günkü ulusal ve siyasal terbiyesi ve
yüksek değerliliği, onun amacını ve bulunduğu durumu belirlemiştir.

Türkler demokrat, özgür ve sorumluluk taşıyan
yurttaşlardır. Türk Cumhuriyet’ inin kurucuları ve sahipleri doğrudan doğruya
kendileridir. Türk kişisel özgürlüğünden ve çıkarlarından bir bölümünü ‘
anayasada belirlenmiş olan ölçüde’ Cumhuriyet ‘e bırakmıştır. Cumhuriyet
bireyin bıraktığı bu özgürlükleri, bireyin ve Türk ulusun içeride
özgürlüğünü, dışarıda da bağımsızlığını sağlamak için kullanır.


BAĞNAZLIĞI AŞMA

Özgürlüğün, vicdan ve din özgürlüğünün ne
olduğunu biliyoruz. Türkiye Cumhuriyetin de herkes Tanrı ‘ya istediği gibi ibadet
eder. Hiç kimseye dinsel düşüncelerden ötürü bir şey yapılmaz. Türkiye
Cumhuriyetinin resmi dini yoktur. Türkiye de hiç kimse düşüncelerini başkalarına
zorla kabul ettirmeye kalkışamaz ve böyle bir şeye izin verilmez. Artık gerçekten
inanan dindarlar, içten inanç sahipleri, özgürlüğün gereklerini öğrenmiş
görünüyorlar. Bütün bunlarla, din özgürlüğüne, genellikle vicdan
özgürlüğüne karşı bağnazca tutum büsbütün ortadan kalkmış mıdır? Bunu
anlayabilmek için bağnazlığı aşmanın ne olduğu irdeleyelim : Çünkü bu kavramın
içerdiği anlam, anlayış, herkesin kendisine göre anlamasına çok elverişlidir. Din
özgürlüğünü bir hak olarak görmek istemeyen acaba kalmadı mı?

Vicdan özgürlüğünün, insan ruhunun Tanrının
yüce nüfuzu altında dinsel yaşamı yönetmek için sahip olduğu haktan başka bir
şey olmadığını bellemiş olanlar acaba bugün nasıl düşünmektedirler? Bu gibiler
kendisi gibi düşünmeyenlere içlerinden olsun kızmıyorlar mı?

Bu saydıklarımız gibi, değişik inanışları
olan kimseler, birbirlerine kin, nefret besliyorlarsa birbirlerini aşağı görüyorlarsa
ve dahası yalnızca birbirlerine acıyorlarsa, bu gibi kimselerde hoş görü yoktur,
bunlar bağnazdırlar.

Oysa hoş görü sahibi olan bir kişi ne kendi
yurttaşının , ne de her hangi bir insanın kendi vicdanına ait inanışlarına karşı
kin duyar; tam tersine saygı duyar. Hiç olmazsa başkalarının, kendininkine uymayan
inanışlarını bilmezlikten, duymazlıktan gelir.

Bağnazlıktan kurtulma, hoşgörü sahibi olma
budur. Fakat doğruyu söylemek gerekirse, diyebiliriz ki, özgürlüğü özgürlük
için sevenler, bağnazlığı aşmanın ne demek olduğunu anlayanlar, bütün dünyada
pek azdır. Her yerde genel olarak yaygın olan bağnazlıktır. Her yerde görülebilen
barış ortamının temeli, bağnazlık ile özgür düşüncenin birbirine karşı kin ve
nefreti üstündedir.; temelin yıkılmaması, kin ve nefret tabanındaki dengeyi
sağlayan fazla güç sayesindedir. Bu söylediklerimizden çıkan sonuç şudur ;
Aramızda artık özgürlük engelleyicilerin kalmadığını sanıp, yalnız bizim gibi
düşünen ve duyanlarla yaşadığımız yargısına varmak güçtür. Öyleyse
görülen, bağnazlığı aşma değil, zayıflığın güçsüz bıraktığı
bağnazlıktır.

Kuşkusuz, düşüncelerin inançların başka,
başka olmasından yakınmamak gerekir. Çünkü bütün düşünceler ve inançlarda bir
noktada birleşirse, bu, devinimsizlik belirtisidir, ölüm demektir. Böyle bir durum,
elbette istenilen bir durum değildir. Bunun içindir ki, gerçek özgürlükçüler
bağnazlığı aşmanın genel bir karakter olmasını isterler. Fakat iyi niyetle de olsa
bağnazlığın neden olduğunu yanlışlara karşı dikkatli olmaktan vazgeçemiyorlar.
Çünkü iyi niyetle hiçbir zaman hiç bir şey düzeltilememiştir. İnsanların, ruhun
rahatlaması için yakıldıklarını biliyoruz. Her halde bunu yapan engizisyon
papazları, iyi niyetlerinden söz ediyorlar ve iyi iş yaptıklarını sanıyorlardı.

Belki de bu düşüncelerinde gerçekten içtendiler.
Ne var ki bir beyinsizliği ya da bir hıyaneti, bir iş kalıbına uydurmak güç
değildir; ve sonuçta buda bir ad değiştirme sorunudur diyebiliriz.

İşte bu nedenlerdir ki, hoşgörüyü gerçekten
bir aldırmazlık ölçüsüne vardırmamak gerekir. Bu çok önemlidir.

Gerçi özgür olmak, herkesin hakkıdır; bunun
için gerçek özgürlükçüler özgürlükten yana olmayanlara karşı daha geniş
davranmasını isterler. Fakat bunların hiçbir zaman elleri, ayakları bağlı
kurbanlık koyun durumuna boyun eğecekleri kesinlikle sanılmamalıdır.

Unutulmamalıdır ki, kimi insanlar geleceği,
geçmişin arasından görmekte direnirler. Bunlar, ilgimizi kestiğimiz geleneklere
karşı bağlılığın kesinlikle yeniden sağlanmasını isterler. Bu tür insanlar,
kendisinin inandığı gibi inanmayan kimseleri, istedikleri gibi ezmezlerse, kendilerini
cenderede hissederler.

Herhalde bağnazlığı aşmak, istenen bir durum
olduğu gibi, yaygınlaşması genel bir karakter, durumuna gelmesi, düşünsel
eğitiminin olmasına bağlıdır.



___________________________________

İçeriği görebilmek için Uye Olmanız gerekmektedir. Üye Olmak için Lütfen Tıklayınız.
.
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal ATATÜRK
ekselans_111 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla
Tags: , , ,



Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:52 .
Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0
Ad Management by RedTyger