Vip Üye
User ID: 4900 Mesajlar: 9.730
Ruh Halim: Rep Gücü: 70 REP Puanı : 199 REP Seviyesi :   Teşekkür Sayısı: 98
182 Mesajina 255 Tesekkür Aldi
| İzmir'in İşgaline Tepkiler | | İzmir'in İşgaline Tepkiler
Bilindiği gibi Lloyd george, Clémanceau ve Wilson'dan oluşan Yüksek Konsey, L. George'un davetiyle Anadolu'da asayişsizliğini hüküm sürdüğünü ve Hristiyan halkın tehlikede olduğunu bahane ederek 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusunun İzmir'e çıkmasına izin vermiş. Yunan kuvvetleri vali ve kolordu komutanının pasif tutumlarının da yardımıyla kenti işgal etmişlerdi. Yerli Rumlar Yunanlıları bayraklarla karşılamışlardı. İzmir Metropoliti Chrisostomos ilk gelen kuvveti takdis etmiş, papazlardan biri de "Türkleri öldürün" diye bağırmaya başlamıştı. Askerlik şubesi başkanı Süleyman Fethi Bey süngülenerek öldürülmüş, Türk subayları binlerce yerli Rumun taşlı sopalı saldırısına uğramıştı. Bazılarının kafatasları kırılarak öldürülmüş, bazı yaralılar ölmeden denize atılmıştı. Kahvehanelerde bira içen kadınlı erkekli Rum grupları önlerinden geçen Türkler üzerinde atış talimleri yapmışlardı. Elleri bağlı Türk esirleri Yunan başbakanı Venizeolos'un olayları soruşturmakla görevlendirdiği Albay Mazarakis'in bile kudurmuş olarak nitelendirdiği Rumlar tarafından parçalanarak öldürülmüşlerdi.
Uygar dünyanın gözü önünde işlenen bu cinayetler kuşkusuz Türk milletinin üzüntü ve nefretini bir kat daha artırmıştı. 16 Mayıs'ta hükümet istifa etmiş, yeni hükümeti kurma görevi tekrar Damat Ferit Paşa'ya verilmişti. Mustafa Kemal Paşa Samsun'dan Sadaret'e çektiği bir telgrafla İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinin ordu ve milletçe kabul edilemeyeceğini bildirmişti. İstanbul'da işgali kınayan mitingler yapılmış, Yıldız sarayında cemiyet ve parti temsilcileriin katıldığı Saltanat Şurası adıyla istişarî yetkileri olan bir meclis toplanmıştı. Yurdun dört bir yanında coşkulu mitingler düzenlenmiş, İstanbul'daki resmî makamlara protesto telgrafları yağdırılmıştı.
İzmir'in işgaline tepkiler, özellikle böyle bir işgal tehlikesi altında bulunan Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında daha bir etkili bulunan ilhak anlamına gelmediğiini anlatmak için özel bir kurul gönderilmişti. Giresunlular 17 Mayıs'ta Belediye Reisi Osman Ağa'nın (Topal Osman) başkanlığında büyük bir protesto mitingi düzenlemişlerdi. Bölge basını da işgali büyük bir tepki ile karşılamıştı. Giresun'da siyah çerçeveler içinde "İzmir Faciasını unutmayınız" hitabı ile yayınlanmakta olan Işık Gazetesi, işgalin etkisini şöyle ifade etmişti: "Göklerden yıldırımlar yağsa, dağlardan kanlı volkanlar fışkırsa, denizler taşsa da araziyi tufanlara boğsa idi Türklüğe, alem-i İslamiyete belki o kadar tesir göstermezdi".
İşgalin gerek Trakya'da gerekse Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki tepkileri de bundan farklı olmamıştı. Trakya'nın bir çok yerinde düzenlenen mitinglerin en önemlisi Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi'nin Edirne'de düzenlediği Sultan Selim mitingiydi. Siirt'te heycana gelen halk her gün insan dalgaları halinde ilçe, bucak ve köylerden sancak merkezine akarak mitingler yapmıştı. 23 Haziran'da yapılan mitinge 58.000 kişi katılmıştı. 17 Mayısta Hasankale'den padişaha, Silvan'dan 30.000 nüfus adına Sadaret'e işgali kınayan telgraflar çekilmişti. İzmir'in işgalinin içteki bu büyük tepkileri yanında dış tepkileri de olmuştu.
Bazı İngiliz yetkilileri işgali, doğuracağı tepkiler açısından delice bir hareket olarak nitelendirmişlerdi. İngiliz Genelkurmay Başkanı General H. Wilson, daha işgal öncesinde bunu büyük bir yanlışlık olarak değerlendirmişti. Fransa'da bir tepki görülmemiş, Sadece Pierre Loti ve Claude Farrere gibi Türkleri tanıyan yazarlar işgali eleştirmişlerdi. İzmir'in işgali, İtalya'da öfkeyle karşılanmıştı. Kuşkusuz bu öfke, işgalin haksızlığından değil, İzmir'in daha önceki paylaşma projelerinde İtalya'nın payı olarak belirlenmesindendi. Amerikan halkı da Wilson ilkelerinin bir yana atılmasını hoş karşılamamıştı.
Sonuç olarak İzmir'in işgali yakın tarihimizin acı dolu sayfalarından birini oluşturmakla birlikte Millî Mücadele açısından millî potansiyeli harekete geçirmiş, milletin heyecanını doruk noktasına çıkarmıştı. Herhalde halka ne denli anlatılırsa anlatılsın, düşmanın çirkin içyüzünü ortaya koyabilecek bunun kadar etkili bir yol bulunamazdı. işgalin Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı ve millî kurtuluş mücadelesine soyunduğu günlere rastlamış olması da millî mücadelemizin talihliliği olarak değerlendirilebilir. Bir taraftan Anadolu'nun Bat kıyılarına çöken bir karanlık, diğer taraftan kuzey kıyılarından doğan bir güneş. Her halde bu tarihin garip cilvelerinden biri olsa gerektir. İzmir'in işgali, işgalci devletler açısından sonuçlarını hesaplayamadıkları bir gaf, Yunanistan açısından ise sonu hüsranla biten Anadolu macerasının başlangıcı olmuştu.
İmparatorluğun o günlerdeki iç karartıcı durumunu belirtmek hiç de zor değildir. 1911 yılından beri üç savaş görmüştü bu ülke, üstelik hepsinden de yenik çıkmıştı. Amerikan Başkanı Wilson, ünlü 14 maddesinde her ulus için bağımsız bir devlet kurma ilkesini ortaya atmış olmasına rağmen Osmanlı ordusu dağılmıştı. Yeniden birliği sağlayacak subay bulmak son derece zordu. Üstelik yönetimi ellerinde bulunduranlar, mücadeleden yana değil, İtilaf Devletlerinin şu ya da bu kanadının altına girip varlıklarını sürdürebilmek peşindeydiler.
Osmanlı İmparatorluğu'nun bu çöküntüsü karşısında, her bölgede kurtuluş için çare arayanlar çıkıyordu. Kendi aralarında birleşenler örgütler kuruyorlar, toplantıları ile, yayın yolu ile seslerini duyurmaya çalışıyorlardı.
Trakya'nın Yunanlılara verilmesini engellemek için Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Umumiyesi adı altında bir dernek kurulmuştu. Doğu Anadolu'nun ermenilere verilmesini önlemek için de Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çalışmalarına başlamıştı. Bu dernek belirli bir programla hareket ediyordu. Hiç bir şekilde bölgeden göç edilmemesi kararını almıştı. Böylece topraklarından çıkmayacklar ve hiç kimsenin buranın sahibi olmasına da izin vermeyeceklerdi. Seslerini duyurmak, propaganda verebilmek için örgütlenmeliydiler. Saldırıya uğrarlarsa doğu illerini bütünü ile savunmaya kararlıydılar. İzmir'in Yunanlılara verilmemesi için İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti kurulmuştu. Bu daha sonra Redd-i İlhak Cemiyeti'ne dönüştü. İstanbul'da da bazı dernekler çalışmalar yapıyorlar, çeşitli yayın araçlarıyla seslerini duyurmaya çaba sarfediyorlardı.
Bu derneklerin kurulmasını, çalışmalarını ve bütün zor şartlar altında varlıklarını sürdürmelerini küçümsemek düşünülemez. Ancak bir bakıma her biri soruna kendi açısından yaklaşıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde birliği sağlayacak bir kuruluş yoktu. Hükümet ve daha yüksek katlarda bu açıdan bir inanç da bulunmadığı için bu derneklerin tutumunu olağan saymak da mümkündür. Trakya da, Doğuanadolu da sadece kendini kurtarma mücadelesine girmişti. Başarılı olurlarsa, mesela Trakya'da, bir Trakya Cumhuriyeti kurulabilecekti. Bunun dışında özellikle İngiliz Muhibleri Cemiyeti'nin büyük çabaları ile bazı kimselerde İngiliz himayesi altına girme fikri uyanmıştı. Himaye altına girme, artık eskisi gibi sömürge olma anlamını taşımıyordu.
Bunlara göre Milletler Cemiyeti gibi, uluslararası bir örgüt bu himayenin denetlemesini yapıyor ve ilerde himaye kaldırılıyordu. Üstelik İngilizler bu konuda çok deney sahibi olmuşlardı. Böyle bir tutum takınılırsa hem başka devletlerin baskısı ortadan kalkar ve hem de sınırlarımızı garanti altına alabilirdik. İstanbul'daki bir takım çevreler ise pek çoğu da iyi niyetli olmak üzere İngiliz himayesi yerine Amerikan mandasını (güdümünü) ülke için daha olumlu bulmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri özgürlüklerden yanaydı. Başkan Wilson, 14 maddesi ile bunu vurgulamıştı. Üstelik İngilizler bir yere girince onları oradan söküp atmak kolay bir iş olmayacaktı. Sorun Amerikan senatosonu bu konuda uyarabilmekti... |
___________________________________ . Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Mustafa Kemal ATATÜRK |