• Süper Moderator •
User ID: 4900 Mesajlar: 9.460
Ruh Halim: Rep Gücü: 15 REP Puanı : 132 REP Seviyesi :   Teşekkür Sayısı: 86
136 Mesajina 193 Tesekkür Aldi
| Tarihteki Türk Beylikleri | | TÜRK BEYLİKLERİ
27/2/2006 - Anadolu Beyliklerinin Kurulmasi
Üzerinde yasadigimiz Anadolu, tarih boyunca çesitli kavimler tarafindan isgal edilmis ve bu yarimadada birçok devlet kurulmustur. Ancak bu devletlerin hiç birisi Anadolu'nun tarihi üzerinde Türkler kadar etkili olamamislardir. Türklerin Anadolu'yu fethederek Islâmlastirmalari ve burayi vatan yapmalari Türk ve dünya tarihinin en önemli olaylarindan biridir.
Büyük Selçuklu Devleti kurulmadan önce, Tugrul ve Çagri Bey'lerin idaresinde bulunan Türkmenler, Maveraünnehir'de Karahanli ve Gazneli devletlerinin siddetli baskilari altinda bulunuyorlardi. Bu kardesler kendilerine daha elverisli topraklar bulmak için bir kesif seferi yapmaya karar verdiler. Bu düsünce ile Çagri Bey, üçbin kisilik bir süvari kuvvetiyle batiya, Anadolu'ya dogru hareket etti. Çagri Bey'in 1015 yilinda baslattigi bu ilk kesif seferinden sonra Anadolu'ya yönelik Türk akinlari artarak devam etti. Selçuklular 1040 yilinda yapilan Dandanakan savasindan sonra bagimsiz bir devlet haline gelince, Anadolu gazalarina daha çok önem verdiler ve bu yarimadayi sistemli bir sekilde fethe basladilar.
Tugrul Bey zamaninda kalabalik Türkmen gruplari Van ve Erzurum'a kadar ilerlediler. Bu sirada bir baska Oguz grubu da Diyârbekir yönünde ilerleyerek Meyyafarikîn (Silvan), Mardin ve Cizre'ye kadar ulasti. Selçuklular 1046'da Gence'de ve 1048'de Hasankale'de Bizanslilari agir yenilgilere ugrattilar. Tugrul Bey 1054 yilinda Erzurum'a kadar ilerleyerek bu bölgeleri itaat altina aldi. Ayni yil Malazgirt kalesini de muhasara eden Tugrul Bey, kisin yaklasmasi üzerine buradan ayrilmak zorunda kaldi. Daha sonra burasini ele geçirdiler ve imparator Konstantinos Dukas'in gönderdigi Bizans kuvvetlerini bozguna ugrattilar.
Tugrul Bey'in ölümünden sonra Selçuklu sultani olan Alp Arslan, Anadolu'nun fethine daha çok önem verdi. Ani ve Kars'i fetheden Alp Arslan zamaninda Selçuklu emîrlerinden Gümüstegin, Afsin, Ahmetsah ve Salâr-i Horasan Malatya, Ergani, Ahlat, Siverek, Âmid (Diyârbekir), Meyyafa-rikîn (Silvan), Urfa, Adiyaman, Harran, Nizip ve Antakya taraflarina akinlar yaptilar.
Alp Arslan'in Bizans imparatoru Romenos Diogenes'in kalabalik ordusuna karsi kazandigi Malazgirt Savasi (26 Agustos 1071) ise, Anadolu'nun Türklesmesi ve Islâmlasmasinda bir dönüm noktasi oldu. Sultan Alp Arslan, Islâm aleminde büyük bir sevinç meydana getiren bu sefer ile Anadolu'nun kapilarini Türklere açmis oldu. Nitekim bu tarihten sonra akin akin Anadolu'ya gelen Türk gruplari burayi kendilerine ikinci anayurt yaptilar. Alp Arslan Malazgirt zaferinden sonra emîrlerini Anadolu'nun fethi için görevlendirdi. Malazgirt zaferini takiben Anadolu'nun büyük bir bölümü Türklerin eline geçti ve burada irili-ufakli birçok Türk devleti kurulmaya basladi.
Artuklular (Artuklu, Artukoğulları) Beyliği
Üç kol halinde Hısnkeyfa (Hasankeyf) ve Amid (Diyarbekir), Mardin ve Meyyafarikin (Silvan) ve Harput’ta hüküm süren bir Türkmen hanedanı.
Hanedanın atası ve isim babası olan ve Oğuzların Döğer boyuna mensup bulunan Eksük oğlu Artuk, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın kumandanlarındandı. Anadolu’nun fethine katılıp, Yeşilırmak Vadisine kadar ilerledi. Anadolu’nun Türkleşip, İslamlaşmasına hizmet etti. Sultan Melikşah döneminde, Karmatileri itaat altına almak için, Bahreyn seferine çıktı. Melikşah’ın kardeşi Tutuş, ona gördüğü hizmetler karşılığı olarak Filistin’in idaresini verdi. Bununla beraber, Kudüs’te kısa bir müddet hüküm süren Artuk Bey, 1091 senesinde vefat etti.
Artuk Beyin ölümünden sonra oğulları, Haçlılar ve onlarla işbirliği yapan Fatımîlerin baskıları sonucu bu bölgede fazla kalamadılar. Oğullarından Muinüddin Sökmen, Mezopotamya emirleri arasındaki çekişmeden faydalanarak ele geçirdiği Hısnkeyfa’da, Hanedanın birinci kolunu kurdu (1102).
1. Hısnkeyfa (Hasankeyf) Artukluları (1102 - 1281)
Sökmen, 1102 yılında Hısnkeyfa’da tesis etmiş olduğu beyliğini sağlamlaştırmak için, Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a bağlılığını arz etti ve onun hizmetine girdi. Sultanın emri üzerine, kardeşi İlgazi ile birlikte bazı ayaklanmaları bastırdı. Yeğeni Yakuti, 1103 yılında, Mardin’i ele geçirdi. Bu sırada Urfa, Antakya, Trablus ve Kudüs gibi şehirleri ele geçiren Haçlılar, Mardin ve Harran yörelerine de taarruzda bulunuyorlardı. Sökmen Bey, emir Çökermiş'le birlikte, Haçlıların bu faaliyetlerine karşı harekete geçerek, Urfa Haçlı Kontu Joscelin ile Kudüs Kralı Baudouin’in kumandasındaki Haçlı ordusunu, büyük bir bozguna uğrattılar. Joscelin ve Baudouin’in esir edildiği savaşta, Haçlılardan 30 bin kişi öldürüldü. Böylece, Haçlı ilerlemesine mani olan Sökmen, Dımaşk Atabegi Tuğtekin’e yardıma giderken yolda hastalanarak, 1104 yılında vefat etti.
Sökmen’den sonra yerine geçen oğlu İbrahim Bey, muktedir bir hükümdar olamadı. O, daha çok Mardin’de hakimiyetini tesis eden amcası İlgazi’ye tabi oldu. Daha sonra Davud ve Kara Arslan dönemlerinde, Anadolu Selçukluları'na tabi olan Artuklular, Nureddin Muhammed devrinde, Eyyubîler'in hakimiyeti altına girdiler. 1231 yılında, Hısnkeyfa ve Diyarbekir üzerine sefere çıkan Eyyubî Hükümdarı Melik Kâmil, Artukluların bu şubesine son verdi. Hükümdarlığını kaybeden Hısnkeyfa kolunun son Artuklu emiri Melik Mes’ud, Moğollar tarafından öldürüldü. Hısnkeyfa ve Amid Artuklularına kurucusundan dolayı, Sökmenliler de denir.
2. Harput Artukluları (1185 - 1233)
Artuk Beyin torunu Belek bin Behram, 1112 yılında, Harput ve Palu’ya hakim olarak, bölgede kendi beyliğini kurmuştu. Amcaları Sökmen ve İlgazi ile birlikte, bütün ömrünü haçlılarla mücadeleye harcayan Belek Bey'in gösterdiği kahramanlık, İslam âleminde destanlaşmıştır. Belek Bey, 6 Mayıs 1224’de muhasara altında tuttuğu Menbiç kalesinden atılan bir okla şehid edildi.
Belek Beyin ölümünden sonra Harput, 1185 yılına kadar Hısnkeyfa Artuklularının idaresi altında kaldı. Bu tarihte Artuklu hükümdarı Nureddin Muhammed’in ölümü üzerine oğulları arasında başgösteren saltanat mücadelelerinde, İkinci Sökmen, hakimiyeti ele geçirdi. Bu durum üzerine, diğer oğlu İmadeddin Ebu Bekr, Harput ve çevresine hakim olarak, beyliğini ilan etti. Ebu Bekr, 1204 yılında ölünce, yerine Nizameddin İbrahim geçti. Nizameddin İbrahim’in ölümünden sonra, Harput Artukluları, Eyyubîlere tabi oldular. 1185 yılında ise, Anadolu Selçuklu Devleti kumandanlarından Kemaleddin Kayar, Eyyubîleri, Harput civarında bozguna uğrattıktan sonra, şehri alarak Artukoğulları Beyliği Harput şubesine son verdi.
3. Mardin Artukoğulları (1106 - 1409)
Artuk Beyin ölümünden sonra, beş yıl, kardeşi Sökmen ile beraber Kudüs valiliğinde bulunan Necmeddin İlgazi, buradan ayrıldıktan sonra, Selçuklu meliki Dukak’ın yanına giderek, Haçlılarla mücadeleye atıldı. Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar döneminde, dört yıl, Bağdat şahneliği görevinde bulundu. İlgazi, bu vazifeden alındıktan sonra, yeğeni İbrahim’in elinden Mardin’i zaptederek, burada Mardin Artukoğulları veya İlgaziler denilen Artukoğulları kolunu kurdu.
Mardin’den sonra Nusaybin’i ele geçiren İlgazi, Sultan Tapar’ın emriyle Haçlılara karşı düzenlenen 1112 seferlerine katıldı. Emir Mevdud komutasında olarak Urfa’nın kuşatmasına katılan İlgazi, kalenin zaptına muvaffak olamadı. Ancak, Harran, Haçlıların elinden alındıktan sonra, İlgazi’ye devredildi. 1117’de Halep’i alan İlgazi, buranın idaresini oğlu Timurtaş’a verdi. Antakya Haçlıları üzerine sefer düzenleyip, 1119’da şehir civarında yapılan muharebede, büyük bir zafer kazandı. Bu savaşta Antakya kontu Rogen dahil, Haçlı ileri gelenleri öldürüldü. Akdeniz sahiline kadar ilerlenip, çok ganimet alındı. İlgazi, Haçlıları kuzeyde de takip edip, Göksun’a kadar ilerledi. Böylece, Haçlıların kuvveti kırıldı, karşı tedbir almalarının önüne geçildi. Selçuklu Sultanı Mahmud, İlgazi’nin muzafferiyetinden ziyadesiyle memnun olup, 1120’de Meyyafarikin’i (Silvan) ona verdi.
1122 senesinde vefat eden İlgazi, adaleti, ihsanı ve halka hizmeti ile meşhurdu. Diğer memleketlere kıyasla Mardin ve Halep'te vergileri hafifletmek suretiyle halkın sevgisini kazandı. Hakim olduğu bölgede Asayiş, nizam ve intizamı sağlayan İlgazi, imar faaliyetlerine de büyük önem verdi.
İlgazi’nin ölümünden sonra oğullarından Süleyman, Meyyafarikin’e; Timurtaş, Mardin’e; yeğeni Süleyman da Halep’e hakim oldular. Bu sırada diğer yeğeni Belek de, Harput ve Palu civarında kendi beyliğini kurdu. Süleyman’ın ölümünden sonra Hüsameddin Timurtaş, Mardin şubesine daha geniş bir şekilde sahip oldu. Timurtaş’ın 1154 yılında ölümünden sonra yerine oğulları arasında en liyakatlisi olan Necmeddin Alp geçti. Bu bey döneminde Mardin Artukoğulları ile Hısnkeyfa Artukluları arasında sıkı bir dostluk ve işbirliği sağlandı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, bu sayede imar ve medeniyet yolunda ilerledi. Necmeddin Alp, yirmi iki yıl saltanat sürdükten sonra 1176 senesinde vefat etti. Necmeddin Alp dönemi, Artukoğullarının en parlak yılları oldu. Bundan sonra Artuklu ülkesi, önce Eyyubîler, sonra da Moğolların baskısı altında kaldı. Moğollara bağlı olarak saltanatlarını devam ettiren silik beyler döneminden sonra, Mardin Artukoğulları 1408 yılında Karakoyunlular tarafından ortadan kaldırıldı.
Artuklular, Büyük Selçuklu Devleti'ne tabi olduklarından, devlet teşkilatı, müessesesi ve idare tarzı Selçuklulara benziyordu. Devletin temel siyaseti cihad, Haçlılar ve İslam alemindeki sapık ideolojiler ile mücadele idi. Anadolu’nun Türkleşip İslamlaşmasında büyük hizmetleri geçti. Artukluların hakim oldukları bölgelerde Türklerden başka Arap, Süryani, Rum, Ermeni ve bir miktar da Yahudi vardı. Her millet, kendi lisanını konuşurdu. Türkler ve Araplar Müslüman, Ermeni ve Rumlar Hıristiyan, Süryaniler kendi mezheplerinde idiler. Artuklu hükümdarları ve devlet adamları, ilme meraklı olup, ilim ve irfan müesseseleri kurup, âlimleri himaye ettiler. Meşhur fıkıh alimi Şihabüddin-i Sühreverdi, Artuklulardan çok hürmet görüp; Elvah el-İmadiyye adlı eserini İmadüddin Ebu Bekr’e arz etti. Kemaleddin Ebu Salim, Ebu Ali el-Sofi, Cezeri ve Bedi’uzzeman, eserler yazıp, Artuklu hükümdarlarına ithaf ettiler. Ayrıca, pek çok âlim, nakli ve akli ilimlerde eserler yazdılar.
Artuklu hükümdarları saray ve şehirlerde kurdukları kütüphanelerde, binlerce ciltlik kitaplar toplamışlardır. Artukluların inşa ve imar faaliyetleri, mimari eserleri çok meşhur idi. Artuklular, Orta Asya ve İslam alemindeki mimariyi birleştirip kaynaştırarak, kıymetli eserler inşa ettiler. Artuklu ülkesindeki iktisadi yükselişe paralel olarak, ihtiyaca ve lüzumuna göre; hükümdar, devlet adamları, hanedan mensupları ve hayırseverler; cami, medrese, imaret, zaviye, türbe, hastane, hamam, çarşı, han, köprü, kervansaray, kale ve surlar ile memleketi süsleyip, medeniyet diyarı haline getirdiler. Bunlardan en meşhurları:
Mardin’de Emineddin ve Cami’ el-Asfar da denilen Necmeddin külliyeleri; Harput, Silvan, Mardin, Koçhisar (Kızıltepe) Ulu Camileri, Harput Alacalı Cami, Mardin’de Latifiye de denilen Abdüllatif Camii, Bab-es-Sur da denilen Melik Mahmud Camii; medreselerden ise Mardin’de Hatuniye de denilen Sitti Radviyye, Ma’rufiye, Şehidiye, Melik Mensur, Altunboğa, Zinciriyye de denilen Sultan İsa, Harzem’de Tacüddin-i Mes’ud, Diyarbekir’de Mes’udiyye ve Zinciriyye medreseleri; hamamlardan Mardin’de Maristan, Radviyye, Yeni Kapı ve Ulu Cami. Harput’ta dere hamamları, Hısnkeyfa, Haburman Botaman Suyu, Deve Geçidi köprüleri, ayrıca Hısnkeyfa Sarayı, Diyarbekir İçkale Sarayı, Mardin’de Firdevs Köşkü, Silvan’da Darü’l-Acemiyye Sarayı, Diyarbekir’de Ulu Beden, Yedi Kardeş Burçlar, Harput Kalesi ve zamanın tahribatına uğramış pek çok eser inşa ettirdiler. Bunlardan bazıları hala kullanılıp, hizmet vermektedir. Artuklu şehirlerinden Mardin, Diyarbekir, Hısnkeyfa (Hasankeyf), Meyyafarikin (Silvan), Duneyser (Koçhisar, Kızıltepe), Nusaybin, Dara, Harput ve Halep havalisindeki Artuklu eserlerinin mimari yapısı, sanatkârlığı, zarifliği, tezyinatı, kullanılan malzemenin seçimi çok ustaca olup, şaheser mahiyettedir.
1. Danismend Gazi:
Danismendliler, 1071-1178 yillari arasinda Sivas, Malatya, Kayseri, Tokat, Amasya ve civarinda hüküm süren bir Türkmen hanedanidir.
Hanedanin kurucusu olan Melik-i Muazzam Danismend, Ahmed Gazi (Taylu) b. Ali'nin mensei ve yasadigi devir, tarihçiler arasinda hâlâ tartisma konusudur. Kaynaklarda hayati hakkinda yeterli bilgi yoktur.
Meshur tarihçi Ibn Bîbî'nin, Dânismendliler hakkindaki rivayetler ihtilafli oldugu için eserinde onlara yer vermedigini söylemesi dikkat çekicidir. Bir rivayete göre Danismend, 360/970 yilinda Abbasî halifesi el-Mutî'den izin alarak Rumlar'la cihada çikmis, Tursan, Çavuldur, Karadogan, Hasan, Süleyman b. Nûman, Eyyüb b. Yunus ve Karatekin gibi emirler ve gönüllü mücahitlerle Sivas'a kadar gelmis, askerlerinden bir kismini Emîr Tursan ile beraber Istanbul'a göndermis, kendisi de Tokat, Turhal, Amasya ve Niksar'i fethetmistir. Bazi emîrlerini de Kastamonu ve Canik taraflarina sevketmistir. Seferlerinden birinde yaralanmis ve Niksar'a dönüp orada vefat etmistir. Baska bir rivayete göre ise Danismend, Bizanslilar'la cihad ederken sehit düsen Battal Gazi'nin soyundandir ve Islâmî adi Ahmed'dir. Ancak kronolojik olarak bunlarin dogru olmadigi bilinmektedir. Ayrica 322 (934) yilindan beri hristiyan hakimiyetinde olan Malatya'dan 360 (970-71) yilinda böyle bir mücahid grubunun çikmasi mümkün görünmemektedir.
Ortaçagin en güvenilir tarihçilerinden Ibnü'l-Esîr ise Dânismend'in asil adinin Taylu oldugunu, Türkmenler'e ögretmenlik yaptigini ve zamanla hükümdarliga kadar yükseldigini söyler.
Gaffarî, Aksarayî ve Müneccimbasi tarafindan da kabul edilen bu görüsü esas alan tarihçiler, onun Türkmen asilli (Danismend Taylû b. Ali et-Türkmanî) oldugunda müttefiktirler.
1063 yilindan iitibaren Sultan Alparslan'in hizmetine giren Danismend bilgeligi, cesareti ve yigitligiyle onun dikkatini çekmis ve en güvenilir emîrleri arasinda yer almistir. Malazgirt savasina da katilan Danismend Ahmed Gazi, zaferin kazanilmasinda önemli rol oynamistir. Sultan Alparslan baris teklifinin Bizans Imparatoru Romanos Diogenes tarafindan reddedilmesi üzerine Artuk, Saltuk, Mengücük, Danismend, Çavli ve Çavuldur adli emirleriyle yüksek bir yerden Bizans ordugâhini gözetledikten sonra savasla ilgili olarak onlarin görüslerini sordu. Bunun üzerine Dânismend yer öpüp: "Müsaade ederseniz arzedeyim" dedi ve sunlari söyledi:
"Bugün çarsambadir, saadetle geri dönelim. Bugün ve yarini silâhlarimizi hazirlamakla geçirelim. Elbiselerimizi temizleyip zemzemle yikanmis kefenlerimizi hazirlayalim. Cuma günü hatiplerin minberlerde "Ya Rabbi, Islâm ordularini mansûr ve muzaffer eyle!" diye duâ ettikleri zaman, ihlasla tekbir getirip küffarin üzerine saldiralim; eger sehitlik saadetine erisirsek: "(Bu) ne güzel mükâfat" ve eger galip ve muzaffer olursak: "Bu ne büyük basaridir".
Bu veciz sözlerden sonra bütün beyler, Danismend'in fikrini begenip geri döndüler. Kararlastirilan zaman gelince tekbir getirerek düsmanin üzerine saldirdilar ve galip geldiler.
Bazi tarihçiler kalem erbabinin komutan olamayacagini, Danismend Gazi'ye sadece okuma-yazma bildigi için Danismend denildigini söylerlerse de biz, onun zaman zaman baska örneklerini de gördügümüz gibi hem âlim, hem de mücâhit vasfini haiz müstesnâ sahsiyetlerden biri oldugu kanaatindeyiz. Yukarda Malazgirt savasiyla ilgili olarak Residüddin'in Câmi'ü't-Tevârih adli eserinden iktibas ettigimiz satirlar da onun bu özelligini açikça ortaya koymaktadir.
Sultan Alparslan savasa katilan emirlerinden Anadolu'da fetihlerde bulunmalarini istemis ve fethedecekleri yerlerin kendilerine ikta edilecegini bildirmisti. Zaferi müteakip fetihlere girisen beyler, Anadolu'nun muhtelif sehirlerini fethederek buralarda kendi adlariyla anilan beylikler kurmuslardi. Danismend Ahmed Gazi de zaferi müteakip Sivas'a geldiginde sehri harap halde bulmustu. Çünkü imparator Malazgirt seferi sirasinda burayi tahrip etmisti. Danismend Gazi fazla bir mukavemetle karsilasmadan Sivas'a girdi ve Danismendli hanedanini kurdu (1071). Daha sonra Sivas'i bir üss olarak kullanarak Çavuldur, Tursan, Kara Dogan, Osmancik, Iltekin ve Karatekin adli emîrleriyle Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamanti, Develi ve Çorum'u zaptederek Danismendli topraklarina katti.
Bazi kaynaklar Danismend Gazi'nin Süleymansah'in dayisi oldugunu kaydederler. Onun Selçuklu ailesiyle akraba olmasi, kurdugu devletin Anadolu'da halkin sempatisini kazanmasinda etkili olmustur. Hayati cihad ve fetihlerle geçen Danismend Gazi'nin ölüm tarihi de kesin olarak belli degildir. Süryani Mihail onun 1085'te Kapadokya'ya hakim oldugunu söylemektedir. Danismend Gazi'nin oglu ve halefi Gümüstekin Gazi'nin Anadolu Selçuklu hükümdari Süleyman Sah'in ölümünden (479/1086) sonra Anadolu'daki bazi yerleri ele geçirdigine dair bilgiler ve ona ait sikkeler dikkate alinirsa Danismend Gazi'nin 477'de (1085) vefat ettigi söylenebilir.
Gümüstekin Gazi daha çok Haçlilar ve Rumlar'la yaptigi mücadelelerle temayüz etmistir. Mayis 1097 tarihinde Iznik'i kusatan Haçlilar, müstahkem surlarla çevrili sehri sikistirmaya basladilar. Bu sirada Malatya muhasarasiyla mesgul olan Türkiye Selçuklu sultani I. Kiliç Arslan, bunu duyunca süratle baskenti Iznik'e hareket etti. Fakat güçlü Haçli ordulari karsisinda tutunamadi. Iznik'i kendi kaderine birakarak Anadolu içlerine çekildi (19 Haziran 1097). Bu arada muhtelif yörelerdeki Türk beylerine de haber gönderip yardima çagirdi; Gümüstekin Gazi ve Kayseri emîri Hasan ile ittifak yapti. Bu müttefik Türk kuvvetleri, 17 Receb 490/30 haziran 1097 günü Eskisehir ovasina çikan vadiyi kestiler. Haçlilar, böyle bir mukavemettle karsilasacaklarini sanmiyorlardi. Eskisehir ovasinda cereyan eden savasta her iki taraf da yigitçe savasti. Kiliç Arslan zirhli birliklerden olusan Haçli ordusunu yenemeyecegini anlayinca geri çekilmeye karar verdi.
Ileri harekâta devam eden Haçlilar, Agustos ortalarinda Konya'nin Meram ovasinda birkaç gün dinlendikten sonra Eregli'ye gittiler. Kiliç Arslan, burada da Gümüstekin Gazi ve Emîr Hasan ile birlikte Haçlilar'in önünü kesti. Fakat savasa girmediler ve Eregli'yi hristiyanlara birakarak çekildiler.
Gümüstekin Gazi bir yandan Haçlilar ve Rumlar'la mücadele ediyor, öte yandan da hâkimiyet sahasini genisletmek için Malatya'yi ele geçirmek istiyordu. Danismendliler muhtemelen Sivas'i fethettigi yildan itibaren Malatya'yi da fethetmek için ugrasmis ancak muvaffak olamamislardi. Danismendliler'in Malatya'yi zaptedememelerinin sebebi, belki de Sultan Meliksah'in Anadolu'yu kendi hâkimiyeti altina almak üzere Porsuk ve Bozan'i bu bölgeye sevketmesi, ayrica Malatya hâkimi Gabriel'in Bagdat'a giderek Sultan Meliksah'in himayesini elde etmis olmasiydi.
Danismendli Gümüstekin Gazi'nin Malatya'yi ele geçirmek istedigi yillarda Bizans imparatoru Alexios Komnenos ile anlasarak batiyi emniyet altina alan Sultan Kiliç Arslan da 1095 yilinda Malatya'yi kusatmis fakat Haçlilar'in baskent Iznik'i muhasara etmeleri üzerine süratle Iznik'e hareket etmisti. Haçlilar'inn Anadolu'yu geçerek Suriye'ye dogru ilerledikleri sirada, Gabriel ile irtibat kurduklarini ögrenen Gümüstekin Gazi 491 (1098) yilinda büyük bir orduyla Sivas'tan Malatya'ya yürüdü ve sehri muhasaraya basladi. Üç yil devam eden kusatma sonunda Gümüstegin Gazi'ye mukavemet edemeyecegini anlayan Gabriel, Urfa'da Thoros'un basina gelenleri düsünerek Kont Baudouin de Boulogne'a basvurmaktan çekindi ve Ermeniler'e karsi daha anlayisli davranan Antakya prinkepsi Bohemund'a haber gönderip yardim istedi ve kizi Morphia'yi kenndisine verecegini bildirdi. Yardim çagrisini alan Bohemund 1100 yili Agustos ayinda kuzeni Salerno kontu Richard ve üç yüz sövalye ile Malatya'ya hareket etti. Ancak Ermeniler, Franklar'in Malatya'ya yerlestikten sonra kendilerini buradan uzaklastiracaklarindan korkarak Gümüstekin Gazi'ye gizlice haber gönderdiler. Ayrica Gabriel de Bohemund'u davet ettigine pisman olmustu. Bu yüzden onu hemen sehre sokmayip Gümüstekin Gazi gelinceye kadar oyalamak istiyordu.
Gümüstekin Gazi onun yaklasmakta oldugunu haber alinca gerekli tedbirleri aldi ve askerlerini pusuya yatirdi. Bohemund olup bitenlerden habersiz olarak Malatya'yi Aksu vadisinden ayiran daglik bölgeye ihtiyatsizca girdi. Pusuda beklemekte olan Gümüstekin Gazi, ansizin etrafini sardi. Çok kisa süren çetin bir savastan sonra bütün Haçli ordusunun büyük bir kismi imha edildi. Müslümanlarin korkulu rüyasi ve birinci haçli seferinin güçlü simasi Bohemund kuzeni Richard ve ileri gelen adamlari esir alindi. Zincire vurulan Bohemund ile kuzeni önce Sivas'a daha sonra da Niksar'a götürülerek hapsedildi (493/1100).
Haçli liderlerinin maruz kaldiklari bu felâket savas meydanindan kaçmayi basaran bir Haçli sövalyesi tarafindan Urfa kontu Baudouin'e haber verilince, yanindaki az sayida kuvvetle Bohemund'u kurtarmak için yola koyuldu. Baudouin'in yaklasmasi üzerine Gümüstekin Gazi muhasarayi kaldirip Sivas'a hareket etti. Baudouin Danismenndliler'i bir müddet takip ettikten sonra Malatya'ya döndü. Gabriel, Baudouin ile anlasarak ona tâbi olmayi kabul etmis, bir kisim kuvvetlerini Malatya'da birakan Baudouin Urfa'ya hareket etmisti.
Haçlilar'in Türkler karsisinda kesin olarak maglup olmalari ve önde gelen Haçli liderlerinin esir düsmesi, Avrupa'da büyük bir heyecan uyandirdi ve yeni Haçli kafilesinin yola çikmasina sebep oldu. Normanlar ve Lombardlar'dan mütesekkil bir Haçli ordusu, yaz baslarinda Izmit üzerinden Eskisehir'e, oradan da Ankara ve Çankiri yoluyla Amasya ve Niksar'a gidecekti. Fakat yolda Raimund'un tavsiyelerine uyarak Kastamonu'ya hareket ettiler. Kastamonu'dan da Kizilirmak üzerinden Danismendli topraklarina yürüdüler. Endiseye kapilan Gümüstekin Gazi, Kiliç Arslan ile ittifak yaptigi gibi Halep meliki Rdvan'dan Mardin, Meyyafarikîn, Âmid, Harput, Erzincan ve Divrigi emirlerinden de yardim istedi.
5 Agustos 1101 tarihinde Merzifon-Amasya arasinda meydana gelen savasta yorgun ve bitkin düsen haçli ordusu, bozguna ugratilarak bol miktarda ganimet ele geçirildi. Bu zafer, Türkler'in cesaretini artirirken Haçlilar'i da umutsuzluga düsürdü.
Gümüstekin Gazi Haçlilar karsisinda kazanilan zaferden sonra Malatya'yi yeniden muhasara etmeye basladi. Gabriel, Urfa kontu Baudouin'e güvenerek Danismendliler'e teslim olmamakta israr ediyordu. Gabriel, kizi Morphia ile evlenen Baudouin du Bourg'dan yardim istemis, ancak Gabriel vassâllik statüsüne bagli kalmayarak bagimsiz hareket etme temayülünde oldugundan veya Türk emîrlerinden korktugu için ona yardimci olamamistir. Malatya Islâm hâkimiyetinden çiktiktan sonra buradaki müslümanlar imha edilmis ve yerlerine Ermeni ve Süryaniler yerlestirilmisti.
Gabriel zalimce davrandigi için halk ondan nefret ediyordu. Vaktiyle Kiliç Arslan sehri kusattigi zaman Gabriel ile Rumlar Türkler'e teslim olmaktan yana olduklari için bazi Süryanî papazlarini öldürmüslerdi. Bundan dolayi sehirde büyük karisikliklar çikmisti. Gabriel ile Rumlar, Süryanî ve Ermeniler'den süphelendikleri için zulüm ve iskenceyle mallarini müsadere ediyorlardi. Gümüstekin Gazi'nin bütün yaz devam eden muhasarasi da kitliga sebep olmustu. Süryanîler daha önce Malatya metropolitini Gabriel'e gönderip bu duruma bir son vermesini ve hristiyanlar arasinda baris saglamasini istemisler, Gabriel ise bunu hainane bir tertip olarak kabul edip metropolitle beraber ileri gelen Süryanîler'i öldürmüstü. Bundan dolayi intikam hisleriyle dolan Süryanî askerler öfkelenip kapilari açtilar ve Danismendli Gümüstekin Gazi hiçbir mukavemetle karsilasmadan sehre girdi, herkese huzur ve emniyett içinde evlerine ve islerinin basina dönebileceklerini söyledi.
Halka gida yardimi yaptigi gibi çiftçilere tohumluk ve öküz dagitti (18 Eylül 1102). Gabriel öldürülerek zindanlara doldurdugu insanlar saliverildi. Gümüstekin Gazi, Malattya'da huzur ve emniyet içinde büyük bir kalkinma seferberligi baslatti. Malatya onun devrinde en mesut devirlerindenn birini yasamistir.
Antakya prinkepsi Bohemund ile kuzeni Richard de Salerno'nun esir alinmasindan sonra meydana gelen gelismeler, o zamana kadar Haçlilar'a karsi birlikte cihat eden iki Türk hükümdarini birbirine düsürdü. Bohemund'un esir düstügünü ögrenen Bizans imparatoru Alexios Komnenos, bu tehlikeli düsmanini kontrol altina almak için seferber oldu ve Gümüstekin'e haber gönderip onu kendisine teslim ettigi takdirde ikiyüzaltmis bin Bizans altini vermeyi vaat etti. Bu müzakerelerden haberdar olan Anadolu Selçuklu sultani Kiliç Arslan Gümüstekin'e hem Anadolu sultani hem de müttefiki oldugunu söyleyerek Bizans imparatorundan alinacak bu fidyenin yarisinin kendisine verilmesi gerektigini bildirdi.
Bizans imparatoruna teslim edilmekten korkan Bohemund ise Gümüstekin'e kurnazca yaklasip eger Alexios'un teklifini reddeder ve bunun yarisi kadar bir meblaga razi olursa Antakya Prinkepsligi, Urfa Kontlugu ve Kudüs Kralligi'nin kendisiyle ittifak tesis edecegini ve Bizans hakimiyetindeki bazi topraklari ele geçirmesine yardimci olacagini, Antakya'nin eski hakimi Yagisiyan'in ailesini serbest birakacagini söyleyerek onu ikna etti. Bunun üzerine Bohemund Urfa, Antakya ve Sicilya'daki dost ve akrabalarina haber gönderip kurtulmasi için gerekli olan 100.000 altini toplayip Malatya'ya getirmelerini istedi.
Bizans imparatorunun teklif ettigi fidyenin yarisini Kiliç Arslan'a kaptirmak istemeyen Danismendli Gümüstekin Gazi, Bohemund'un dost ve akrabalarinin getirecegi daha az fidyeyi kabul ederek, onu 1103 yili Paskalya yortusundan kisa bir müddet önce Malatya'da serbest birakti. Bohemund'un fidyesi, Baudouin du Bourg, Patrik Bernard, Gogh Vasil ve Bohemund'un Italya'daki akrabalari tarafindan temin edilmisti. Kiliç Arslan buna çok öfkelendi. Hem parayi kaybetmis hem de aleyhinde güçlü bir ittifak olusmustu. Büyük Selçuklu Sultani Berkyaruk'a Gümüstekin'in Haçlilarla anlasma yaparak hem kendini küçük düsürdügünü hem de müslümanlara leke sürdügünü söyledi. Ayrica Gümüstekin'e haber gönderip hatasinin bagislanmasini istiyorsa Bohemoond'u kendisine teslim etmesi gerektigini bildirdi. Ancak Gümüstekin Bohemund ile yaptigi anlasmaya sadik kaldi.
Bohemund Antakya'ya döner dönmez müslümanlarin hâkimiyetindeki topraklara saldiriya geçti. Pek çok müslümani öldürdügü gibi vergi adiyla mallarini müsadere etmek suretiyle ödedigi fidyenin kat kat fazlasini çikardi. Bundan dolayidir ki, Ibnü'l-Esîr hakli olarak: "Gümüstekin bu hatali hareketiyle müslümanlara yaptigi iyiliklerin silinip yok olmasina sebep oldu." diyerek onu tenkit eder.
Bu sirada Haçlilar'in zulüm ve iskencelerinden bikan Ermeniler'in daveti üzerine Elbistan'i zaptederek onlari Haçli zulmünden kurtaran Kiliç Arslan, Antakya üzerine sefere hazirlanirken Danismend Gazi'nin Bohemund'u yüzbin altin fidye karsiliginda serbest biraktigini ögrenince, seferden vazgeçerek süratle Gümüstekin'in üzerine yürüdü ve Maras yakinlarinda onu hezimete ugratti (496 Zilkade/Agustos 1103). Bu bozgun Gümüstekin Gazi'nin itibarini çok sarsti.
Bu olaydan yaklasik iki yil sonra Gümüstekin Gazi, Sivas'ta öldü. Urfali Mateos (Vekayinâme, s. 225) onun 23 Subat 1104-21 Subat 1105 tarihleri arasinda Ebu'l-Ferec Ibnü'l-Ibrî (Ebu'l-Farac Tarihi, II, 345) ile Müneccimbasi (Sahaifü'l-ahbâr, II) ise 1105-1106 yilinda öldügünü söylerler. Kabri Niksar'da olup türbesi kitabesizdir. Tokat'ta Garipler Camii olarak bilinen camiin de onun tarafindan yaptirildigi söylenmektedir. Oniki oglu vardi. Zahid ve muttakî bir emir olan Danismend Gazi iyi bir insandi. Halka çok iyi davranirdi. Hristiyanlar bile ondan övgü ile söz ederlerdi. Ülkeyi mâmur ve müreffeh bir hâle getirmek için çok çalisti.
2. Emir Gazi:
Gümüstekin Gazi'nin ölümü üzerine Kiliç Arslan yillar önce göz diktigi Malatya'yi ele geçirmek için seferber oldu. 28 Haziran 1105 (veya 1106) tarihinde baslattigi muhasarayi sehri zaptedinceye kadar sürdürdü. Sehrin kuzeydogusunda kurdugu muhasara âletleri ve manciniklarla birkaç siddetli hücumda bulunduktan sonra Danismend Gazi'nin oglu Yagisiyan (baska bir rivayete göre Ismail b. Danismend'in oglu Sungur) sehri teslim etmek zorunda kaldi (2 Eylül 1105 veeya 1106)
Gümüstekin Gazi'nin ölümünden sonra hanedanin basina büyük oglu Emîr Gazi geçti. Urfali Mateos, onun bütün kardeslerini öldürerek tahta geçtigini yazar.
Selçuklular'i metbû taniyan Emîr Gazi, Kiliç Arslan'in 1107 yilinda ölümü üzerine meydana gelen iktidar boslugundan ve ogullari arasinda baslayan taht kavgalarindan yararlanarak hâkimiyet sahalarini genisletmeye tesebbüs etti. Bu mücadele sirasinda Kiliç Arslan'in oglu Arapsah, Gazi'nin oglu Muhammed'i esir etti. Fakat Emîr Gazi, sonunda Arapsah'i maglup ederek oglunu kurtardi.
Emîr Gazi, Kiliç Arslan'in ogullari arasindaki taht mücadeleleri sirasinda damadi Mesud'u destekliyordu. Türkiye Selçuklu sultani Sehinsah Afyonkarahisar yakinlarinda Bizans imparatoru Alexios Komnenos ile imzaladigi anlasmayi müteakip Konya'ya dönerken Danismendli Emîr Gazi ve bazi Selçuklu emîrleri tarafindan desteklenen Mesud, kardesinin üzerine büyük bir ordu sevketti. Sahinsah bundan haberdar olunca imparatora siginmak için kaçarken Aksehir yakinlarinda yakalanarak gözlerine mil çekildi ve Mesud, kayinpederi Emîr Gazi sayesinde Selçuklu tahtina çikti (1116).
Emîr Gazi 1119 Mayisinda yedibin kisilik bir orduyla Antakya üzerine bir akin düzenledi. Antakya prinkepsi Roger onun üzerine yürüdüyse de perisan oldu ve Türkler Haçli topraklarini yagmaladilar.
Oglu Tugrul Arslan adina Malatya'yi idare etmekte olan Kiliç Arslan'in dul karisi Ayse Hatun ile evlenmis olan Belek Gazi, Mengücüklüler'e ait Kemah'i istilâ etti. Ancak Belek'in Haçlilar'la mücadele etmesini firsat bilen Mengücük oglu Ishak, Kemah'i geri aldi. Belek, Haçlilar'a karsi düzenledigi seferden döner dönmez, Mengücüklüler'in üzerine yürüdü (1119).
Mengücüklü Ishak, Belek'e mukavemet edemeyecegini bildigi için bizans'in Trabzon dükü Konstantin Gabras'a sigindi ve onunla ittifak yapti. Bunun üzerine Belek de Danismendli Emîr Gazi ile isbirligi yapti. Iki taraf Erzincan yakinlarinda Serman (Siran) denilen yerde karsi karsiya geldi ve Mengücüklü Ishak ile müttefiki Konstantin Gabras'in kuvvetleri büyük ölçüde imha edildi. Binlerce kisi esir alindi. Gabras ile Ishak da esirler arasindaydi. Gabras otuzbin altin (Süryanî Mihail'e göre doksan bin altin) fidye ödeyerek kurtulurken Ishak da Danismendli Emîr Gazi'nin damadi oldugu için serbest birakildi. Mengücüklü Ishak, uzun süre Danismendliler'in nüfuzu altinda kaldi. Ayni sekilde Gabras da Bizans'a karsi Danismendliler'e siginmis ve onlarin hizmetine girmistir.
Danismendli Emîr Gazi, damadini tahta çikardiktan sonra da Anadolu'daki olaylara müdahale etmeye devam etti. Kiliç Arslan'inn Malatya'yi ele geçirmesiyle siyasî kudretleri zayiflayan Danismendliler, Emîr Gazi zamaninda Anadolu'da üstünlük ve hâkimiyeti ele geçirmeye çalistilar. Emîr Gazi Artuklu Belek'in 1124'te ölümü üzerine Selçuklular'in Malatya meliki Tugrul Arslan ile Harput emîri Süleyman arasindaki ihtilaflardan yararlanarak Malatya'ya hücum etti (13 Haziran 1124). Bir ay devam eden kusatmadan netice alamayinca, oglu Muhammed'i orada birakarak geri döndü. Muhammed sehre yakin bir yerde karargâh kurarak giris-çikislari kontrol altina aldi ve kusatmaya alti ay daha devam etti.
Muhasaranin uzamasi sehirde kitliga sebep oldu. Halk aç ve perisan bir halde kedi, köpek ve agaç yapraklari yemege basladi. Tugrul Arslan, Franklar'dan yardim istedi. Ancak onlar söz verdikleri halde Haleb'i muhasara etmekle mesgul olduklari için gelemediler ve kendi adlarina bu çok önemli firsati degerlendiremediler. Bunun üzerine Tugrul Arslan ile annnesi Ayse Hatun, Minsar kalesine çekilerek sehri Emîr Gazi'ye teslim ettiler (10 Aralik 1124). Halk, bu kitliklar sebebiyle perisan bir durumdaydi. Emîr Gazi onlari teselli ederek çiftçilere tohumluk verdi, koyun ve sigir dagitti.
Sehirde refah seviyesi yeniden yükselmeye basladi. Böylece Kiliç Arslan'in Gümüstekin Gazi'den aldigi Malatya tekrar Danismendliler'in eline geçti. Emîr Gazi'nin Malatya seferine Türkiye Selçuklu sultani Mesud da katilmisti. Bunu bir ihanet olarak kabul eden kardesi Melik Arab öfkeyle Sultan Mesud'un üzerine yürüdü. Ancak Sultan Mesud kayinpederi Emir Gazi'nin destegiyle onu maglup etti (1126). Melik Arab ertesi yil yeniden onlara karsi sefere çiktiysa da yine bozguna ugradi (1127) ve Kayseri ile Ankara Danismendlilerin eline geçti. Emîr Gazi Malatya'yi zaptettikten sonra, Artuklu hâkimiyetindeki Harput üzerine yürüdü. Ancak Davud b. Sökmen'in daha erken davranarak Harput'a hâkim oldugunu görünce Hanzit yöresini yagmalayip Davud üzerine yürüdü.
Bu mücadele sonunda kârli çikan taraf hiç süphesiz Danismendliler oldu. Sultan Mesud kayinpederi sayesinde tahtini korumayi basarirken, Malatya'dan Sakarya'ya kadar uzanan Selçuklu topraklari Danismendliler'in eline geçti. Anadolu'nun en güçlü devleti hâline gelen Danismendliler, 1129 yilinda Ankara, Çankiri, Kastamonu ve Karadeniz sahillerini kontrol altina aldilar.
Ermeni prensi Thoros, 1129 yilinda ölünce, Emîr Gazi Çukurova (Kilikya)'ya müdahale etti. Ertesi yil Antakya prinkepsi II. Bohemund Ermeni Leon'un topraklarina girip Anazarva'yi (Aynüzarba bugünkü Dilekkaya Kalesi) isgal edince I. Leon, Emîr Gazi'ye haber gönderip yardim istedi. Emîr Gazi, bu daveti kabul ederek Çukurova'ya hareket etti. Bohemund da bu gelismelerden habersiz olarak Çukurova topraklarina girince pusuya düsürülerek ordusuyla birlikte imha edildi, Haçlilar'dan kurtulan olmadi. Bohemund'un basi kesilerek mumyalandiktan sonra pek çok degerli ganimet ve hediyelerle birlikte Abbasî halifesine (baska bir rivayete göre büyük Selçuklu sultanina) gönderildi (21 Agustos 1130). Garip bir tesadüf eseri olsa gerek Gümüstekin Gazi, I. Bohemund'u, oglu Emîr Gazi de onun oglu II. Bohemund'u esir almistir.
Emîr Gazi, daha sonra 1131'de tekrar Çukurova seferine çikti. Ermeni Leon yillik haraç vermeyi kabul etti. Emîr Gazi'nin dönüste Sümeysat'in kuzey dogusundaki Gouris kalesini kusattigi haber alindi. Bunun üzerine Kont Joscelin kendisi agir yarali oldugu için ayni adi tasiyan oglunun kumandasindaki bir orduyu Danismendliler üzerine sevketmek istedi. Ancak oglu Türk birliklerinin çok güçlü oldugunu söyleyerek bu görevi kabul etmeyince adamlarini çagirip kendisi için bir sedye yaptirdi ve bu vaziyette ordunun basinda sefere çikti. Fakat yolda öldü. Emir Gazi Joscelin'in ölümünü haber alinca büyük bir âlicenaplik göstererek savasi durdurmus ve Franklara bas sagligi dilemistir. Onun Çukurova'da bulunmasindan istifade eden Bizanns imparatoru Ioannnes Komnenos, Kastamonu'yu istilâ etti. Fakat Emîr Gazi, 1132'de bu yöreyi tekrar geri aldi. Tahti ele geçirmek için imparatora isyan eden kardesi Isaak Komnenos da Emîr Gazi'ye sigindi. Emîr Gazi onu gayet iyi karsiladi ve Trabzon dükü Konstantin Gabras'in yanina gönderdi. Haçlilar'a, Ermeni ve Rumlar'a karsi kazandigi zaferler, onun Anadolu hükümdarlari arasinda mümtaz bir mevki elde etmesine sebep oldu.
Abbasî halifesi Müstersid ile Büyük Selçuklu sultani Sencer, Emîr Gazi'ye Melik ünvaninin tevcih edildigini gösteren bir mensurla birlikte bir kös, bir gerdanlik ve bir altin âsâ dört siyah sancak göndererek bölgedeki hakimiyetini tasdik ettiler. Ancak elçi bu mensur ve hediyeleri getirdiginde, Emîr Gazi ölüm dösegindeydi ve birkaç gün sonra 528 (1134) tarihinde öldü.
Emîr Gazi Danismendliler'in en güçlü hükümdarlarindan biriydi. Cesur, zeki ve faziletli bir hükümdardi. Ülkenin her tarafinda huzur ve asayisi saglamis, Selçuklu topraklarinin bir bölümünü de kendi hâkimiyeti altina alarak Anadolu'nun en nüfuzlu hükümdari olmustu.
3. Melik Muhammed:
Emîr Gazi'den sonra Dannismendli tahtina büyük oglu Melik Muhammed geçti. Abbasî halifesi Müstersid ve Büyük Selçuklu sultani Sencer'in gönderdigi mensur, altin âsâ ve diger hediyeler Melik Muhammed'e verilerek Malatya'da hükümdar ilân edildi. Emîr Gazi'nin Muhammed'den baska Yagibasan, Yagan ve Aynüddevle adlarinda üç oglu daha vardi. Muhammed tahta geçince kardesleri Aynüddevle ve Yagan isyan etti. Melik Muhammed, hükümdarliginin ilk yillarinda bir yandan kardesleriyle, bir yandan da Bizans saldirilariyla ugrasmak zorunda kaldi.
Imparator Ioannes Komnenos Danismendliler arasindaki taht kavgalarindan istifade ederek 529 (1135) yilinda Kastamonu ve Çankiri'yi isgal etti. Ancak Sultan Mesud ile ittifak yapan Melik Muhammed, Bizans kuvvetlerinin çekilmesi üzerine bu yöreyi tekrar topraklarina katti. Melik Muhammed, 1135'de isyan eden kardesi Yagan'i öldürdü, Aynüddevle ise Malatya'ya kaçti. Melik Muhammed, 1136-1137 yillarinda büyük bir orduyla Maras'a girdi, Keysûn ve civarini yagmalayip bazi köyleri tahrip etti.
Ancak Baudouin, 1137'de Bizans imparatoru Ioannes'tenn yardim isteyince, Melik Muhammed geri çekildi. Daha sonra Malatya'ya hâkim olan kardesi Aynüddevle üzerine yürüyerek Elbistan ve Ceyhun yörelerini aldi. Aynüddevle, önce Malatya civarindaki Hanzit'e oradan da Âmid (Diyarbekir)'e kaçti. Fakat buralarda da tutunamayarak Haçli kontu Joscelin'e sigindi. Melik Muhammed'in bu seferi Sultan Mesud'a Haçli hâkimiyetindeki Maras'a hücum ederek köyleri yakip yikma imkâni verdi (1138). Melik Muhammed 1139'da tekrar Çukurova'ya taarruz edip Feke ve Gabon gibi bazi kaleleri ele geçirdi.
Bizans imparatoru Ioannes, Danismendliler'i Bitinia ve Paflagonya'dan çikarmaya çalisti. Daha sonra Konstantin Gabras ile anlasinca Danismendliler'in merkezi Niksar'i ele geçirmek ümidiyle sefere çikti ve sikintili bir yolculuktan sonra Niksar'a gelerek sehri kusatti. Fakat Niksar müstahkem bir sehirdi. Bu daglik yörede ikmal yollarini açik bulundurmak kolay degildi. Ioannes bir taraftan çok sayida askerinin ölmesi, bir yandan da kardesi Isaakios'un oglu Ioannes'in Selçuklular'a siginmasi ve müslüman olarak Mesud'un kiziyla evlenmesi onu saskina çevirdi. Uzun süren muhasaradan hiçbir netice elde edemeden 1141 yili baslarinda Istanbul'a döndü. Böylece Bizans büyük umutlar bagladigi bu seferden de eli bos dönmüs oldu. Fakat 1141'de yeniden harekete geçerek Uluborlu ve Beysehir Gölü üzerinden Antalya'ya giden yolu ele geçirmistir.
Danismendliler, 1140'da Kasianus yöresi ve Karadeniz bölgesini Rumlar'dan geri aldilar. Melik Muhammed daha sonra güneye yönelerek Elbistan'a hücum eden Haçlilar'i geri püskürttü.
Melik Muhammed, 6 Aralik 1143 tarihinde (Süryani Mihail, Vekayinâme s. 119) Kayseri'de öldü. Dindâr ve hayirsever bir hükümdar olan Melik Muhammed, Rumlar, Haçlilar ve Ermeniler'le cihat etmis, basta Abdülmecid b. Ismail olmak üzere çok sayida din bilginini çesitli ülkelerden davet ederek Anadolu'da Islâmiyet'in yayilmasi için çalismistir. Kayseri Ulu Camii'ni (Câmi-i Kebîr) de o yaptirmistir. Camiin kible tarafindaki Melik Gazi Medresesi'nde bulunan türbede Melik Muhammed Gazi'nin medfun oldugu söylenir fakat türbenin kitabesi yoktur. Halil Edhem Kayseri Ser'iyye sicillerine istinaden Cami-i Kebîr'in Melik Muhammed Gazi tarafindan yaptirildigini ifade etmektedir. Melik Muhammed yillardir harabe hâlinde olan Kayseri'yi tamir ettirmis, sehri bir bakima yeniden tesis ederek burayi merkez yapmistir.
4. Melik Muhammed'in Ogullari ve Kardesleri:
Melik Muhammed'in; Zünnun, Yunus ve Ibrahim adlarinda üç oglu vardi. Bunlardan Zünnunn'u veliaht tayin etmisti, fakat Sivas meliki olan kardesi Nizameddin Yagibasan (Bazi kaynaklarda Yakup Arslan, Yagi Arslan) kardesi Melik Muhammed'in karisiyla evlenerek Kayseri'de yönetime hâkim oldu (549/1154). Zünnun, Zamanti'ya kaçmak zorunda kaldi. Fakat bir müddet sonra yeniden Kayseri'ye hâkim olmayi basardi.
Daha önce Artuklular'a ve Haçlilar'a siginmis olan Aynüddevle, Melik Muhammed'in ölümünden sonra Elbistan ve Malatya'ya hâkim oldu. Zünnun Kayseri'ye, Yagibasan da Sivas'a hâkim olmustu. Böylece Danismendliler üç kola ayrilmis bulunuyorlardi.
Bu durum, Türkiye Selçuklu sultani Mesud'un hâkimiyet sahasini genisletmesine yaradi. Melik Muhammed'in ölümü üzerine hanedan mensuplari arasinda baslayan taht kavgalarina müdahale eden Sultan Mesud'un Zünnun'u desteklemesi üzerine Melik Muhammed'in kardesleri Malatya meliki Aynüddevle ile Sivas meliki Yagibasan ona karsi ittifak yaptilar. Aynüddevle, Yagibasan'in destegiyle Elbistan ve Ceyhan yöresini istilâ edince, Sultan Mesud derhal Sivas'a yürüyüp sehri ele geçirdi ve oglu Sahinsah'i Ankara, Çankiri ve Kastamonu valiligine getirdi. Daha sonra Malatya'ya hareket etti. Sehri üç ay kusatmasina ragmen hiçbir netice elde edemeden geri döndü (1143).
Bizans imparatoru Ioannes'in 1143'te ölümü üzerine rahatlayan Sultan Mesud, yeniden Danismendli topraklarina hücuma basladi. 1144'te Aynüddevle'nnin hâkimiyeti altindaki Elbistan ve Ceyhan'i zaptederek oglu Kiliç Arslan'i bu yöreye melik tayin etti. Daha sonra tekrar Malatya'yi muhasara etti, fakat Bizans'in yeni imparatoru Manuel Komnnenos'un Anadolu'da ilerlemekte oldugunu duyunca kusatmayi kaldirdi (1144). Sultan Mesud'un genisleme siyaseti Yagibasan ile Aynüddevle'yi endiselendirdi ve Bizans imparatorundan yardim istemeye mecbur etti. Bunun üzerine Manuel, Konya'yi kusattiysa da netice alamadan ayrildi (541/1146).
Artuklu Kara Arslan ile beraber Haçli topraklarina saldiran Aynüddevle, 1151 yilinda Gerger, Kâhta, Adiyaman ve Palu'yu ele geçirerek çok sayida esir aldi. Sultan Mesud'un damadi ve Sivas-Amasya meliki Yagibasan ise ayni yil Karadeniz bölgelerinde fetihlerde bulunarak Ünye, Samsun ve Bafra'yi zaptetti. Yegeni Zünnûn b. Melik Muhammed ise Kayseri'ye hakim oldu.
Aynüddevle, 1152 yilinda ölünce yerine oglu Zülkarneyn geçti. Yagibasan taziyede bulunduktan sonra onu Sultan Mesud'a karsi birlikte hareket etmeye çagidi. Bu gelismelerden haberdar olan Sultan Mesud, Yagibasan'i tehdit etti. O da yegenini desteklemeyecegine dair kesin söz verdi. Sultan Mesud Yagibasan'i kendisine tâbi kildiktan sonra üçüncü defa Malatya üzerine yürüdü ve sehrin surlarini tahrip etti. Zülkarneyn ise annesiyle birlikte sultanin huzuruna çikip af diledi. Sultan da kendine tâbi olmak sartiyla Malatya'da hâkimiyetini devam ettirmesine müsaade etti.
Sultan Mesud'un ölümü üzerine yerine oglu II. Kiliç Arslan geçti (1155). Danismendli hanedanina mensup iki damadindan Yagibasan'a Ankara, Amasya ve Kapadokya, Zünnûn'a ise Kayseri ve Sivas sehirleri verildi. Fakat kardesleri tahtta hak iddia ederek ayaklandilar. Bunu firsat bilen Sivas Danismendli hükümdari Yagibasan, Sahinsah ile yegenleri Zünnûn ve Ibrahim ile Malatya emîri Zülkarneyn'in destegini saglayarak büyük bir orduyla Kayseri'ye hareket etti. Kiliç Arslan da onun üzerine yürüdü. Iki taraf tam savasa girmek üzereyken âlimler araya girip müslüman kani dökülmesine engel oldular ve her iki taraf da ülkelerine döndüler. Fakat Yagibasan, bir müddet sonra Zengiler'den Nureddin Mahmud'un tesvikiyle Elbistan'a girince, Kiliç Arslan süratle harekete geçti. Yagibasan, yetmisbin kisiyi Ceyhan disindaki bölgelere sürerek Kiliç Arslan'in karsisina çikti. Yine din adamlari araya girip savasa engel oldular ve iki taraf arasinda bir antlasma imzalandi (Saban 550/Ekim 1155).
Bizans imparatoru Manuel, Anadolu'nun genç hükümdari II. Kiliç Arslan'a agir bir darbe indirmek maksadiyla yeni bir ittifak tesis etti. 1157'de Bafra ve Ünye'yi topraklarina katmis olan Yagibasan, buralari Bizans'a iade edip ittifaka girdi. Sultan Mesud'un damadi Danismendli Zünnun ve Zülkarneyn'in de yer aldigi bu ittifak karsisinda Kiliç Arslan Bitinia emîri Süleyman'i imparatora göndererek anlasma teklif etti. Fakat red cevabi alinca Yagibasan'i ittifaktan ayirmak için Elbistan'i kendisine birakmayi vaad etti (1160). Fakat bundan da bir netice alamadi.
Malatya meliki Zülkarneyn, 555 (1160) yilinda öldü. Yerine oglu Muhammed geçti ve Kiliç Arslan'a tâbi olarak Malatya'yi idare etti.
Erzurum Saltuklu hükümdari Izzeddin Saltuk'un kizi Kiliç Arslan ile nikâhlari kiyildiktan sonra zengin çeyizleriyle birlikte Erzurum'dan Konya'ya gönderilmisti. Bunu haber alan Yagibasan, Kiliç Arslan'a düsmanligi sebebiyle gelin alayina saldirdi ve gelini yegeni ve Kayseri meliki olan Zünnun ile evlendirmek üzere götürdü. Gelin Kiliç Arslan'a nikâhli oldugu için Islâm dinine göre baskasiyla evlenmesi caiz olmadigindan Islâmiyet'ten irtidad ettirdiler. Kiz daha sonra tekrar müslüman oldu ve Zünnun ile evlendirildi. Bu agir tecavüz karsisinda çok öfkelenen Kiliç Arslan, Yagibasan üzerine yürüdüyse de Bizans kuvvetleri tarafindan desteklenen Danismendli ordusu karsisinda maglup oldu (1162). Bu olayin 1164 veya 1165 yillarinda meydana geldigine dair rivayetler de vardir. Kiliç Arslan, Yagibasan karsisinda maglup olunca, Bizans'tan yardim istemek için Istanbul'a gitti ve dönüsünde Yagibasan'dan intikam almak için harekete geçti. Artuklular'dan Kara Arslan, Necmeddin Alpi, Erzen ve Bitlis emîri Fahreddin Devletsah da onunla birlikte Sivas üzerine yürüdüler ve sehri zaptettiler (1163). Yagibasan yardim saglamak için damadi Çankiri Selçuklu meliki Sahinsah'in yanina gitti ve 4 Agustos 1164 tarihinde orada öldü. Yagibasan Danismendliler'in nüfuzlu hükümdarlarindan biriydi. Cesur ve ileri görüslü, siyasî kabiliyeti hâiz hayirsever ve azimli bir insandi. Niksar'da yaptirdigi medresenin hazîresinde medfundur. Yagibasan'in yaptirdigi medrese veya mescide ait bir kitabe bugün mevcuttur.
Niksar'da bulunan, 552 (1157-1158) tarihli bir kitabede Yagibasan'in künye ve lakaplari söyle siralanmaktadir: el-Melikü'l-Âlim, el-Âdil, Nizâmüddünya ve'd-Dîn Ebu'l-Muzaffer Yagibasan b. Melik Gazi b. Melik Danismend Zahîru Emîri'l-Mü'minîn. Adina basilan bir sikkede ise: el-Melikü'l-Âdil Nizameddin Yagibasan b. Melik Gazi b. Melik Danismend Zahîru Emîri'l-Müminin ibareleri vardir. O, bir takim imar faaliyetlerinde de bulunmus, Sivas ve Niksar'da cami, türbe ve imarethaneler yaptirmisti. Cemâleddin Gazi, Muzaffereddin Mahmud, Zahreddin Ili, Bedreddin Yusuf adli çocuklari vardi, fakat yerine yegeni Ibrahim'in oglu Ismail geçti ve Cemaleddin Gazi'den baska bütün çocuklari Selçuklular'inn hizmetine girdiler.
Yagibasan'in ölümü üzerine karisi, Zünnnun'unn onalti yasindaki yegeni Ismail b. Ibrahim ile evlenerek onu hükümdar ilân etti (559/1164). Bazi kaynaklara göre Yagibasan'in yerine Cemâleddin Gazi adli oglu geçti. Çok kisa bir müddet tahtta kaldigi için de tarihçiler ondan bahsetmez. Onu Ibrahim b. Muhammed ile oglu Ismail takip etmis Ibrahim de 564 (1169) yilinda vefat etmistir. Bunun üzerine hanedan mensuplari arasinda mücadele basladi. Bu sirada Elbistan emîri Mahmud b. Mehdî bagimsizligini ilân etti. Ayrica Kayseri meliki Zünnun ile Yagibasan'in yegeni Ibrahim b. Muhammed de ayni maksatla harekete geçtiler. II. Kiliç Arslan, bu firsattan istifade ederek Danismendli topraklarini ele geçirmek için seferber oldu ve Elbistan üzerine yürüyerek Danismendli topraklarini zaptetmeye basladi (1165). Elbistan'i, Tohma vadisini, Darende ve Gedük yöresini ilhak etti. 1168'de Zünnun üzerine yürüdü ve 1169'da diger bir rivayete göre 1171 veya 1173'te Kayseri ve Zamanti'da Danismendli hâkimiyetine son verdi. Zünnun, Kiliç Arslan'in kardesi Sahinsah ve Malatya meliki Efridun Atabeg Nureddin Mahmud'a sigindilar.
Kiliç Arslan'in giderek kuvvetlenmesinden rahatsiz olan Nureddin, Danismendli Zünnun'u, Sahinsah'i ve Artuklular'i himaye ederek ona karsi bir ittifak tesis etti. Bir orduyla Sivas'ta bulunan Melik Ismail'e de haber gönderip, Kiliç Arslan'dan Zünnun'a ülkesini iade etmesini istedi. Kiliç Arslan, Nureddin'in elçilerini bir müddet oyaladiktan sonra teklifini reddetti. Bunun üzerine müttefik kuvvetler, Sivas'tan Kayseri istikametinde yola çikarken Atabeg Nureddin Mahmud da Maras, Göksun ve Behisni'yi isgal ettikten sonra Sivas'a yöneldi (1172). O yil Sivas'ta müthis bir kis hüküm sürmüs ve kitlik basgöstermisti. Ismail ise ambarlarinda bugday stoku bulundugu halde halka dagitmamis ve bu yüzden birçok kisi açliktan ölmüstü. Sonunda halk dayanamayip isyan etti, Ismail, karisi ve besyüz adami öldürüldü, ambarlari yagmalandi (Ismail'in kabri Niksar'dadir). Bunun üzerine sehrin ileri gelenleri toplanip Nureddin'e siginmis olan damadi Zünnun'u Sivas'a davet etmeye karar verdiler.
Zünnun Nureddin'in yardimiyla mesakkatli bir yolculuktan sonra Sivas'a varip Danismendli tahtina çikti (567/1172) Fakat kisa bir müddet sonra Sultan Kiliç Arslan onun üzerine yürüyünce Zünnun Niksar'a kaçti ve Nureddin Mahmud'dan yardim istedi. Bunun üzerine Nureddin'in topraklarini istilâ ettigini ögrenen II. Kiliç Arslan onun üzerine yürüdü. Fakat agir kis sartlari ve Haçli saldirilari iki Türk hükümdarini barismaya itti. Yapilan anlasmaya göre Nureddin isgal ettigi yerleri geri verecek, Kiliç Arslan da Zünnun'un Sivas'ta hüküm sürmesine riza gösterecekti. Ayrica Nureddin'in emîrlerinden Fahreddin Abdülmesih de emrindeki üçbin kisilik kuvvetle Sivas'ta kalip Zünnun'u himaye edecekti. Muhtemelen Ankara da Sehinsah'a verilecekti.
Nureddin'in 1174 yilinda ölümü üzerine Sivas'ta birakilan garnizon Suriye'ye dönünce, Sultan anlasma sartlarini hiçe sayarak Sivas, Niksar, Komana, Tokat ve diger Danismendli topraklarini istilâ etmek maksadiyla harekete geçti. 1175 yazinda söz konusu sehirlerin zaptedilmesi üzerine Zünnun ile Sahinsah, Bizans'a siginmak zorunda kaldilar ve Danismendliler'in Sivas kolu da böylece ortadan kalkmis oldu.
Bizans imparatoru Manuel, Danismendliler'e kaybettikleri topraklari iade etmek istiyordu. Bu maksatla Manuel, Gavras adli bir komutanini otuzbin kisilik bir orduyla Amasya ve Niksar'a sevketti. Fakat bir sonuç alamadi.
Rivayete göre Zünnun, 570 (1175) yilinda Kiliç Arslan'in emriyle Bizans hapishanelerinde zehirlenerek öldürülmüstür. Aksarayî'ye göre ise Kiliç Arslan'in Sivas'i istilâ etmesi üzerine öfkeyle Niksar'a gitmis ve orada ölmüstür.
5. Danismendliler'in Yikilisi:
Melik Muhammed'in 537 (1143) yilinda ölümü üzerine Danismendliler'in Sivas ve Malatya olmak üzere iki ayri kol hâlinde hâkimiyetlerini sürdürdüklerini görüyoruz. Danismendliler, 1124 yilinda Malatya'yi Selçuklular'dan alinca yukarida da belirttigimiz gibi Emîr Gazi'nin oglu Aynüddevle (Emîr-i Isfehsâlâr Alâeddin ve Imâdu emîri'l-mü'minîn), burada yönetimi ele geçirip Tugrul Arslan'in kiziyla evlenmisti. Bu evlilikten dogan Zülkarneyn, babasinin 1152 yilinda ölümü üzerine annesinin vesâyeti altinda emîr oldu. Fakat Selçuklu sultani Mesud, Malatya'yi muhasara edince, ona karsi koyamayacagini anlayarak baglilik arzetti. Sultan da sehrin yönetimini ona birakti. Daha sonra annnesinin tahakkümüne karsi çikarak idareye tek basina hâkim oldu. Sultan Mesud'un ölümünden sonra da amcasi Yagibasan'in vassali olarak hüküm sürdü ve Ekim 1162'de Malatya'da öldü. Hekim Ibrahim b. Ebû Said el-Alâî, Takvîmu'l-Edviye adli eserini ona ithaf etmistir.
Zülkarneyn'den sonra yerine oglu Nâsireddin Muhammed geçti. Içki ve eglenceye çok düskün olan bu hükümdarin bir fahiseyle düsüp kalkmasi, halkin nefretini mucip oldu. Halkin baskilarina dayanamayan Nâsireddin Muhammed sehri terketti (1170). Yerine kardesi Fahreddin Kasim (bazi kaynaklarda Ebu'l-Kasim) geçti. 1171'de Harput Artuklu beyi Fahreddin Kara Arslan'in kiziyla evlenen Kasim, dügün günü bir gösteri sirasinda attan düserek öldü (Mayis 1171). Bunun üzerine halk küçük kardesi Efridun (Feridun)'u tahta çikardi ve gelini istemedigi halde onunla evlendirdiler. Bu sirada Kiliç Arslan, Malatya üzerine yürüyüp sehri muhasara etti, fakat ele geçiremedi ve civardaki halki esir alip Kayseri'ye götürdü. Bu olaylar sebebiyle Atabeg Nureddin, Mardin ve Harput Artuklu beyleri, Ermeniler ve Danismendliler'in Sivas Meliki, Kiliç Arslan'a karsi bir ittifak teskil ettiler. Ancak Kiliç Arslan esir aldigi Malatyalilar'i iade edecegini bildirince taraflar arasinda savas olmadan anlasma saglandi.
Nâsireddin Muhammed, dört-bes yil Suriye ve Anadolu'da dolastiktan sonra II. Kiliç Arslan'a sigindi ve onun tarafindan Eregli valiligine getirildi. 1175 Subatinda Malatya'ya döndü ve Barsuma manastirindaki papazlar ve sehirdeki dostlarinin yardimiyla geceleyin kaleye çikip Efridun'u öldürdü ve 15 Subat 1175 tarihinde sehre hâkim oldu. Nâsireddin, Kiliç Arslan'a tâbi olarak üç yil hüküm sürdü. Nihayet 25 Ekim 1178'de Malatya'yi zapteden Kiliç Arslan, Danismendliler'in bu subesini de ortadan kaldirdi. Nâsireddin Muhammed Hisn-i Ziyad'a çekildi.
Danismendliler'in yikilmasindan sonra Yagibasan'in üç oglu Muzaffereddin Mahmud, Zahireddin Ili ve Bedreddin Yusuf, Selçuklular'in hizmetine girerek sinir boylarinda Rumlar'la savasmislar ve I. Giyaseddinn Keyhüsrev'in ikinci defa tahta geçmesi için ugrasmislardir.
Kayseri Ulu Camii'nin 602 (1205) tarihli kitabesi Muzaffereddin Mahmud'un adina tanzim edilmistir. Caminin Emir Gazi'nin oglu Muhammed tarafindan yaptirildigi dikkate alinirsa Muzaffereddin Mahmud tarafindan tamir ettirilmis olmasi muhtemeldir. Gülek Camii (Kayseri) üzerindeki kitabede de kizi Atsiz Elti Hatun'un adi yeralmaktadir (Halil Edhem, Kayseriyye Sehri Kitabeleri, s. 18, 33).
Niksar'da da Yagibasan'a ait bir kitabenin mevcut oldugu bilinmektedir (Uzunçarsili Kitabeler, s. 5.
Anadolu'da kurulan beyliklerin en büyüklerinden biri olan Danismendliler, Anadolu'nun Türklesmesi ve Islâmlasmasi açisindan büyük hizmet ifa etmisler ve zaman zaman Anadolu'nun en kuvvetli devleti olan Selçuklular'i tahakküm altina almislardir. Haçlilar ve Rumlar'la yigitçe savasan Danismend Gazi, Emîr Gazi ve Melik Muhammed Gazi, Türk milleti tarafindan asirlarca saygiyla anilmislardir. Ancak Yagibasan'dan sonra isbasina gelen ve birbirleriyle mücadele eden Danismendli beyleri, Bizans'in ve Atabeg Nûreddin'in oyuncagi olmus ve Türkiye Selçuklulari'na karsi bir koz olarak kullanilmistir.
Danismendliler'in yikilisindan sonra bu hanedana bagli muhtelif boylar, Anadolu'ya dagilmislar, bazilari da Rumeli'de yerlestirilmislerdir. Tokat müzesinde bulunan ve Karesi hanedanindan Kutlu Melek Hatun'a ait olan bir mezar tasinin sahidesinde yer alan ibarede Kutlu Melek'in nesebi Melik Danismend Gazi'ye baglanmaktadir. (Uzunçarsili, Kitabeler, s. 43-44)
Ayrica Balikesir ve civarinda Danismend adina ve Danismendli ululariina bagli oymaklarin izlerine rastlanmaktadir. Mesela Balikesir'in Balya ilçesine bagli Danismend adli bir Bucak bulunmaktadir. Rivayete göre Danismendli Beyligi'nin dagilmasi üzerine Balikesir civarina gelip yerlesen Kara Danismend'in adina izafeten bir köye Danismend adi verilmistir. Yine Gönen ve Lapseki yakinlarinda Danismend adini tasiyan iki yerlesim merkezi daha vardir. Osmanli Devleti'nin de 18 Nisan 1691 tarihli bir ferman ile Halep-Adana arasinda yasayan Danismendli ulusuna tabi bir kisim halki Balikesir sancaginda iskan etmesi de ilgi çekicidir (Günal, Karesi Beyligi (basilmamis doktora tezi), s. 22-23). Bugün bile Anadolu'da Danismend, Danisman, Tanisman ve Yagibasan gibi köy adlari vardir. XVII. yüzyilin baslarinda Karaman eyaletinde Danismendli adli bir kaza vardi. Bunlarin bir kismi XVII. yüzyildaki Celâlî isyanlarina katilmis, bu isyan sebebiyle Balikesir ve Ayaslug'a sürülmüslerdir. Burada da rahat durmayan Danismendliler; Afyonkarahisar, Sandikli ve Keçiborlu'da mecburî iskâna tâbi tutulmuslar bunu kabul etmeyenler ise Rakka'ya sürülmüslerdir.
1296-1360 yillari arasinda Balikesir ve Çanakkale yöresinde hüküm sürmüs olan Karasiogullari da muhtemelen Danismend Gâzi'nin ahfâdi tarafindan kurulmustur.
Danismendliler'den kendi adina para bastiran ilk hükümdar Danismend (Gümüstekin) Gazi'dir. Gümüstekin Gazi'nin ve daha sonraki bazi hükümdarlarin paralarinda Grekçe yazilar vardir ve basildiklari yerler belirtilmemistir. Danismendli paralarinda en dikkati çeken husus bir takim sikkelerin tamamen hristiyan simgeleri ihtiva etmeleridir.
6. Mimarî Eserler:
Danismendliler döneminde yapilan mimarî eserlerden bazilari sunlardir: Kayseri Ulucamii, Niksar Ulucamii; Kayseri Kölük camii ve medreseleri, Amasya Halifet Gazi türbesi, Niksar Melik Gazi türbesi, Tokat Yagibasan Medresesi, Niksar Yagibasan medresesi.
Kaynak: Osmanli tarihi
1. Saltuklular'in Kurulusu
Saltuklular, 1071-1202 tarihleri arasinda Erzurum, Pasinler, Tercan, Ispir, Oltu, Tortum, Micingerd, Bayburt ve civarinda hüküm sürmüs bir Türk beyligidir.
Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'da kurulan ilk Türk beyligi olan Saltuklular'in baskenti Erzurum idi. Islâm kaynaklarinda Kalikala ve Erzenu'r-Rûm seklinde geçen Erzurum, Hz. Osman zamaninda 653 yilinda fethedilmistir. Fetihten sonra Erzurum'u bir üss ve karargâh olarak kullanan müslümanlar, buradan kuzey ve dogu istikâmetinde akinlar düzenlediler. Sehir Abbâsîler'in ilk yillarinda Bizans imparatorlugunun eline geçtiyse de daha sonra geri alinmistir. Bizans ordulari XI. yüzyilda Erzurum'u isgal ederek Azerbaycan'a kadar uzandilar. Ayni yillarda baslayan Selçuklu akinlari ve Türkmen muhacereti sebebiyle Türkler'le Bizanslilar arasinda uzun yillar devam edecek olan çatismalar basladi.
Çagri Bey'in 1015-1021 yillari arasinda Dogu Anadolu'ya düzenledigi kesif seferinden sonra Arslan Yabgu'ya bagli Oguzlar, Gazneli kuvvetlerinin takibi sebebiyle Anadolu'ya girmisler ve agir kayiplar vermelerine ragmen Azerbaycan'a, Bizans topraklarina ve Diyarbekir yöresine kadar yayilmislardir. 1038 yilinda gerçeklestirilen üçüncü bir akinla da Van Gölü havzasina kadar gelmislerdir. Yeni iltihaklarla sayilari bir hayli artan Türkmenler, 1044 yilinda büyük kitleler hâlinde Dogu Anadolu'ya girdiler. Süratle Vaspuragan civarina gelen bu Türmenler'in hedefi Erzurum'u ele geçirmekti. Bu gelismeler üzerine Bizans'in güçlü imparatoru II. Basileios Dogu'daki sinirlarini emniyet altina almak için seferber olmus ve imparatorlugun sinirlarini Azerbaycan ve Kafkasya'ya kadar genisletmistir.
Daha sonraki yillarda ayni siyaseti takip eden Imparator Konstantinos IX. Monomakhos, Oguzlar'a karsi harekete geçerek 1045 sonbaharinda Gürcü prensi Liparit komutasinda gönderdigi orduyla Seddâdîler'in elindeki Duvin sehrini ele geçirmek istemistir. Bunun üzerine Büyük Selçuklu hükümdari Tugrul Bey, Kutalmis komutasindaki bir orduyu Bizans kuvvetlerine karsi gönderdi ve Selçuklular'la Bizanslilar arasinda ilk ciddî çatisma vuku buldu. Kutalmis, Musul ve Diyarbekir yöresinde Türkmenler'i de yanina alarak 1045 yilinda Gürcü ve Rumlar'dan olusan müttefik Bizans ordusunu bozguna ugratti. Öte yandan Tugrul Bey'in yakin adamlarindan Emîr Hasan da yirmibin kisiyle Erzurum ve Pasinler ovalarini ele geçirdi. Fakat Bizanslilar bu Selçuklu beyini tâkip ederek Büyük Zap Suyu yakinlarinda pusuya düsürüp Hasan Bey ile çok sayida arkadasini sehit ettiler.
Hasan Bey'in ölümü, Tugrul Bey'i çok üzdü ve intikam almak için Ibrahim Yinal'i Bizans'a karsi Anadolu seferine memur etti. Ibrahim Yinal Türkistan'dan Nisapur'a gelen yogun bir Türkmen kitlesini 1047 tarihinde Anadolu'ya sevketti. Ertesi yil Türkmen kitleleri, Erzurum ve Pasin ovalarinda toplanmaya basladi. Insan dalgalari bir sel gibi ülkenin her tarafini istila etti. Batida Gümüshane ve Trabzon, kuzeyde Ispir, güneyde Mus ve Agri taraflarina kadar yayildi. Türkler daha sonra Siirt ile Meyyâfârikîn arasindaki Erzen üzerine yürüdüler. Çok çetin geçen savaslardan sonra halk Kalikala (Erzurum) sehrine sigindi. Kalikala bu tarihten itibaren yakinindaki Erzen sehrinin adini aldi ve Erzen'den tefrik etmek için Erzenu'r-Rum, daha sonra Arz-i Rum ve nihayet Erzurum olarak anilmaya baslandi.
Ibrahim Yinal, Bizans kuvvetlerini takip ederek 18 Eylül 1048 tarihinde Hasankale'de cereyan eden savasta onlari korkunç bir bozguna ugratti. Basta Liparit olmak üzere pek çok kisi esir alindi. Tugrul Bey, daha sonra bizzat Malazgirt ve Erzurum üzerine sefer düzenledi. 1055 yilinda Türkistan'dan gelen bir Türkmen kitlesi Erzurum ve Bayburt civarini ele geçirdi. 1059 yilinda Ibrahim Yinal'in isyaninin bastirilmasindan sonra Türkler, tekrar büyük kitleler hâlinde aralarinda muhtemelen Emîr Saltuk'un da bulundugu bir grup komutanin emrinde Anadolu'ya akinlara basladilar. Tugrul Bey'in ölümünden sonra Selçuklu tahtina geçen Sultan Alparslan zamaninda da Anadolu'ya yapilan akinlar devam etti. Durumun giderek aleyhine gelistigini gören Imparator Romanos Diogenes, 1070-1071 kisinda büyük bir orduyla Anadolu seferine çikmayi planladi. Maksadi Anadolu'yu Türkler'den kurtarmak, Islâm topraklarini isgal ve Selçuklu devletini ortadan kaldirmakti.
13 Mart 1071 tarihinde Ayasofya'da yapilan büyük bir törenden sonra yola çikan imparator, Erzurum'a varinca kuvvetlerinin bir bölümünü Gürcistan'a göndererek arkasini emniyet altina almayi düsündü. Imparatorun Erzurum'a vardigini Meyyafarikîn'de haber alan Sultan Alparslan süratle Erzen ve Bitlis yoluyla Ahlat'a hareket etti. Nihayet Bizans ve Selçuklu kuvvetleri arasinda 26 Agustos 1071'de Malazgirt'te meydana gelen savas bilindigi üzere Selçuklular'in kesin zaferiyle sonuçlanmis ve imparator esir düsmüstür. Fakat Romanos Diogenes'in tahttan uzaklastirilarak gözlerine mil çekilmesi ve yeni imparator Mihail Dukas'in Selçuklularla yapilan anlasmayi tanimadigini ilân etmesi üzerine Sultan Alpaslan, Saltuk, Artuk, Mengücük, Çavli, Danismend ve Çavuldur gibi emirlerini Anadolu'ya göndererek fetihlerde bulunmalarini istemis ve fethedecekleri sehir ve kasabalari kendilerine ikta edecegini bildirmistir.
a) Ebu'l-Kasim Saltuk:
Malazgirt zaferinin kazanilmasinda önemli rol oynayan komutanlardan biri de Emîr Saltuk idi. Zahireddin Nisâburî ile Resîdüddin'in verdigi bilgilerden Saltuklu hânedaninin kurucusu olan Ebu'l-Kasim Saltuk'un Anadolu'nun fethinde çok önemli hizmetlerde bulundugunu ve zaferden sonra Sultan Alparslan'in Kars'tan Bayburt'a, Bingöller'den Barkal daglarina kadar uzanan sahada yer alan Kars, Pasinler, Oltu, Erzurum, Tortum, Ispir, Bayburt ve yörelerini veraset yoluyla çocuklarina da intikal etmek üzere ona ikta ettigini anliyoruz.
Selçuklu topraklarinin sinirlarinda yer alan Erzurum'un kendisine ikta edilmis olmasi, onun diger beylerden daha önemli mevkide bulundugunu göstermektedir. Gürcü kaynaklarinda da Izzeddin Saltuk'un atalarinin Oguzlar'a ve Selçuklu hükümdarlarina mensup oldugu kayitlidir. Saltuklu hanedaninin 516 (1123) yilindan itibaren Saltukogullari (Beni Saltuk) adiyla tanindigini görüyoruz. Abbasî halifesi Müstersid Billah'in, Hille Arap emîri Dübeys b. Sadaka'ya karsi yardim istemesi üzerine Zengî b. Aksungur ve Togan Arslan ile beraber Saltukogullari da Bagdat'a gitmisti.
b) Ali b. Ebu'l-Kasim:
Ebu'l-Kasim Saltuk'un ölümü üzerine yerine oglu Ali geçti. Ibnü'l-Esîr, 496 (1102-1103) yili olaylarini anlatirken Ali b. Ebu'l-Kasim Saltuk'un sözkonusu tarihte beyligin basinda bulundugunu ifade eder. Büyük Selçuklu sultani Berkyaruk ile kardesi Gence meliki Muhammed Tapar arasinda 8 Cemaziyelâhir 496 (19 Subat 1103) tarihinde Hoy kapisinda cereyan eden ve Muhammed Tapar'in maglubiyetiyle biten savastan sonra Muhammed Tapar Ercis'e, oradan da Sökmen el-Kutbî'nin hâkimiyetindeki Ahlat'a çekilmisti. Yaninda Sökmen el-Kutbî, Muhammed b. Yagisiyan ve Kizil Arslan gibi emirler vardi. Erzenu'r-Rum hâkimi Ali de bu sirada Ahlat'a gelerek onlara katildi ve hep birlikte Sultan Alparslan tarafindan Menûçehr'e verilen Ani üzerine yürüdüler.
Iki kardes arasinda 497 (1104) yilinda yapilan anlasmaya göre Sepidrud (Kizilören) sinir olacak, Azerbaycan, Kafkasya, Diyarbekir, el-Cezîre, Musul ve Suriye ülkeleri Muhammed Tapar'a verilecekti. Bu anlasmaya göre sinir boylarindaki beyler, bu arada Saltuklu Ali de Sultan Muhammed Tapar'a tâbi olacakti. Sultan Muhammed Tapar, 1105 Subat'inda Meyyafarikîn'e giderken Dogu Anadolu'daki sehirlere hâkim olan Erzenu'r-Rum emîri Ali, Diyarbekir beyi Ibrahim b. Yinal, Siirt emîri Kizil Arslan, Artukoglu Sökmen, Erzen-Bitlis beyi Hüsameddin Togan Arslan ve Harput emîri Sahruh da ona refakat ediyordu.
Büyük Selçuklular, aralarindaki dâhilî çekismeler ve Haçli istilâsiyla mesgul iken Gürcü krali David Türkler'e karsi saldiriya hazirlaniyordu. 1115 tarihinde Rostof'u aldiktan sonra Çoruh nehri vadisinde ileri harekâta geçti. Ertesi yil Saltuklular'in hâkimiyetindeki topraklara girip Pasinler'e kadar geldi ve çok sayida Türk'ü öldürdü. 1118 yilinda da Azerbaycan taraflarina hücuma geçti. Bunun üzerine Artukoglu Ilgazi, Gürcüler'le cihada memur edildi ve 1121 yilinda Erzen beyi Togan Arslan ile Erzurum'a geldi.
Saltuklu Emîr Ali de burada onlara katildi ve birlikte Tiflis'e hareket ettiler. Fakat Gürcüler karsisinda maglup oldular, Kral David de Tiflis'i zaptetti. Bu arada Menûçehr'in oglu Ebu'l-Esvar, Ani'yi Gürcüler'e karsi müdafaa edemeyecegini anlayarak altmisbin dinar karsiliginda Saltuklular'a satti. Fakat sehirdeki hristiyan ahali daha erken davranip Kral David'i durumdan haberdar ederek sehri ona teslim ettiler. Ani'deki cami, kiliseye çevrildi ve daha önce Ahlat'tan götürülerek kubbeye konulmus olan hilâlin yerine haç dikildi. Böylece Sultan Alparslan'in 1064'de aldigi Ani, altmis yil sonra hristiyanlarin eline geçmis oldu (1123-1124).
c) Ziyaeddin Gazi:
Ali'nin ölümünden (muhtemelen 1124) sonra Saltuklu tahtina kardesi Ziyaeddin Gazi geçti. Kitabelerden anlasiligina göre Erzurum'daki Kale Camii ve Tepsi Minare (Saat Kulesi)'yi yaptiran Saltuklu emîri Ziyaeddin Gazi'dir. Fakat hakkinda fazla bilgi yoktur. I Hakki Konyali tarafindan okunmus olan Tepsi Minare kitabesinde onun ünvan ve lâkaplari söyle siralanmaktadir: "Mevlâna Ziyaeddin Kutbu' |
___________________________________ . . . Meğer bir anlıkmış ateşin senin
Rüzgarsız yağmursuz söndün içimde
Sana da son oldu böyle gidişin
İşte sen o gece öldün içimde
Bitmeyen aşk yokmuş bitmeyen rüya
Neleri yaşatır neleri dünya
Kapıyı yüzüme vurup gittin ya
İşte sen o gece öldün içimde
Varsın aramızda artık dağ olsun
Bu da unutulur canın sağolsun
Söylenecek son söz 'başın sağolsun'
İşte sen o gece öldün içimde . . . İstenmediğimiz kaLpte zorLa duracak değiLiz..!! FiLofobik “Kanayan bir nehir oldun içimde Ağlayan şiir… Kim bilir yalnızlığı benim kadar kim bilir?... |