Vip Üye
User ID: 20501 Mesajlar: 3.459 Rep Gücü: 27 REP Puanı : 125 REP Seviyesi :   Teşekkür Sayısı: 14
45 Mesajina 68 Tesekkür Aldi
| | | Biraz kısa olacak ama bende açıklama yapayım dedim de  Mustafa Kemal, Küçük Mabeyn'de Sultan Vahdettin'le yaptigi son görüsmeyi (15 Mayis 1919), sonradan Cumhuriyet devrinde söyle anlatmistir: "Yildiz Sarayi'nin ufak bir salonunda Vahdettin'le adte diz dize denecek kadar yakin oturduk. Saginda, dirsegini dayamis oldugu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Bogaziçi'ne dogru açilan pencerelerinden gördügümüz manzara su: Birbirine muvazi hatlar üzerinde düsman zirhlilari, bordalarindaki toplar sanki Yildiz Sarayi'na dogrulmustu....Manzarayi görmek için, oturdugumuz yerlerden baslarimizi saga, sola çevirmek kafi idi. Vahdettin hiç unutmuyacagim su sözlerle konusmaya basladi: - Pasa, pasa, simdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunlarin hepsi tarihe geçmistir. Bunlari unut. Asli simdi yapacagin hizmet hepsinden mühim olabilir. Pasa, pasa devleti kurtarabilirsin ! dedi. - Hakkimdaki teveccüh ve itimadi arz-i tesekkür ederim, elimden gelen hizmette kusur etmiyecegime emniyet buyrunuz, dedim. Sonra: - Merak buyurmayiniz efendimiz, dedim, nokta-i nazar-i sahanenizi anladim. Irade-i seniyye olursa hemen hareket edecegim ve bana emir buyuruklarinizi bir an unutmuyacagim. - Muvaffak ol ! Hitab-i sahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan çiktim. Seryaver Naci Pasa koridorda elinde ufak bir mahfaza içinde bir sey tutuyordu: - Zat-i Sahane'nin ufak bir hatirasi, dedi. Kapagin üstünde Vahdettin'in inisyalleri islenmis bir saatti. - Peki, tesekkür ederim, dedim. Saati yaverim aldi. Sonra Yildiz Sarayi'ndan çiktigimiz ve hareket etmek üzere oldugumuzu gizlemek, saklamak ister gibi bir ihtiyatle, ayaklarimzin patirtisini isizmekten korkarak, saraydan uzaklastik" Vahdettin Atatürk'e kaç para verdi? Önümde 13 Haziran 1995 tarihli Sabah gazetesinin 26. sayfasının fotokopisi var. Sayfanın manşeti "Vahdettin hain değildi"... O tarihlerde Sabah'ta çalışan Nuriye Akman, 11 ila 14 Haziran 1995 tarihlerinde "Milli Mücadelenin iki yüzü" başlıklı birkaç günlük bir röportaj yayınlıyor. Röportajın konukları "damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar" diyen Cemal Kutay ile gene "sıkı Atatürkçü" İsmet Bozdağ... İki Atatürkçü Kurtuluş Savaşı'nı, Vahdettin'i, 19 Mayıs'ı, Nutuk'u çok farklı değerlendiriyor. Ben o tarihlerde de bu değerlendirmelerin üzerinde uzun uzun durmuştum. Sonra da o yorumları "Birinci Cumhuriyet Üzerine Notlar" adlı kitaba aldım. Nuriye Akman Cemal Kutay'a soruyor: "Siz bugün Vahdettin'i vatan haini kategorisine sokmuyorsunuz?" Kutay cevap veriyor: "Elbette hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçlarının reçeteleri çıktı. Bunu Tarık Mümtaz Göztepe anlatıyor. Ve cenazesini rehin ettiler San Remo'da. Akrabaları, arkadaşları cenazeyi kaçırdılar da gömüldü. Bunlar hakkında hüküm verebilmek için önce bilgili olmak lazım. Bakın Hazine-i Hassa Reisi Refik Bey'i çağırıp sayım yaptırdı gitmeden evvel. Nuriye Hanım, oradan kaşıkçı elmasını alıp gidebilirdi. Hakkıydı, ailesinin çünkü. Kesinlikle bunlar namusu müeccem. Daha sonra şöyle devam ediyor: "Kafanız hiç karışmasın devrimlerin kaderi budur. Evet, Atatürk, Vahdettin'e 'vatan haini' dedi ama bence hata etti. Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı. Atatürk, Cevat Üstün isimli bir büyükelçinin İkinci Viyana Muhasarası kitabının yeniden tetkikini Türk Tarih Kurumu ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu'ndan istemiş. Çünkü Üstün'ün gördükleri ile herkesin zannettikleri arasında bir aykırılık bulmuş. Bu vesileyle 'Ben de Milli Mücadele'de sarayın hareketini o günün şartlarına göre değerlendirdim ama şimdi elbette başka düşünüyorum' demiş." Son Padişah Vahdettin'in Atatürk'ü Samsun'a göndermeden kendisine ne kadar para verdiği de, gene bu röportajda gündeme geliyor. Kutay'ın cevabı şu: "25 bin altın. O zaman bu parayla İstanbul'un onda biri satın alınırdı. Ben bunu Demokrat Parti milletvekili olan hukukçu Celal Fuat Türkgeldi'nin babası Mabeyn Başkatibi olan Ali Fuat Türkgeldi'den dinledim." İsmet Bozdağ da, Atatürk'e kırk bin altın değerinde para verildiğini Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan'dan dinlediğini belirtir. Üstelik bu kırk bin altını Vahdettin'in çiftliğini ve atlarını satarak temin ettiğini söyler. İki Atatürkçü "para verildiğinde" birleşirler ama miktarı ve kaynağı hususunda farklı noktada dururlar. İsmet Bozdağ, röportaj sırasında Atatürk'ün "Vahdettin'in yaveri" olduğunu, Erzurum Kongresi'ne "Hazret-i Şehriyari kordonlarıyla" geldiğini, Samsun'a doğru yola çıkmadan bir gün önce "sarayda padişahla yemek yediğini", ertesi sabah da "içeriği net olarak söylenmeyen" görevin kendisine verildiğini hatırlatır. Ayrıca Mustafa Kemal'e "gizli" görevinde tanınan yetkilerin tarih içinde yalnızca Köprülü Mehmet Paşa'ya tanındığını çünkü Mustafa Kemal'in Samsun'a yolculuğunda sadece askeri değil sivil müesseselerin de emrine verildiğini vurgular. Cemal Kutay bu çarpıtmaların doğuşunu Nutuk'a yaklaşımda bulur. Şu açıklamayı yapar "İlk yapılacak şey, Nutuk'un bir tarih olmadığını açıkça ortaya koymak. Yani Nutuk'a isnat ederek bir hadisenin tek başına Nutuk'un çerçevesi içinde izahı mümkün olmadığı kabul edilmelidir. ...Mustafa Kemal ne yazık ki kendi nutkunda Milli Mücadele'nin kuruluşunu hakiki olarak anlatmamıştır." İsmet Bozdağ da aynı fikirdedir: "Mustafa Kemal tarihi doğru anlatmıyor, yani hepsini anlatmıyor, bir parçayı vermiş üst tarafı karanlık." Bunlar Atatürkçülerin tam on yıl önceki yaklaşımları... O gün Türkiye kulağının üzerine yatmıştı. Şimdi bu tartışmalar yeniden alevlendi. Bakalım "siyasal propagandaya" dayalı olmayan gerçek ve objektif bir tarih yorumumuz ne zaman gündeme gelecek? Vahdettini hain yapamadık bari casus yapalım! Son Osmanlı padişahı Vahdettin hain miydi değil miydi polemiğinden sonra şimdi Sultanın casus olup olmadığı tartışılıyor. Haftalık dergisi, Büyük gazetecilik olayı diyerek duyurduğu haberinde, Vahdettinin ;Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirdiğini iddia etti. Vahdettin, İngiliz casusu mu, değil mi? konusundan önce, derginin İngiliz arşivinde yıllarca tozlanan ve ilk kez gün ışığına çıktığını yazdığı bu gizli belgelere bakmakta yarar var. Çünkü bu belgeler ne ilk kez yayınlanıyor ne de tozlu raflarda saklanıyor. İsteyen her araştırmacının bunlara rahatlıkla ulaşabilmesi mümkün. Tıpkı Prof. Dr. Salahi R. Sonyel gibi. 1975 yılında Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisinin Türkiyedeki Eylemlerini doktora tezi yapan Sonyel, Haftalık dergisinin ilk kez yayınlıyoruz dediği belgeleri 35 yıl önce İngiliz arşivlerinde bulan ve gün ışığına çıkaran isim. Sonyelin biri 1986da (Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I-II, Türk Tarih Kurumu) diğeri de 1995 te (Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisinin Türkiyedeki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu) yayınladığı kitaplarda bu belgeler mevcut. Yine Sonyel, Haftalıkın açıkladığı gizli belgeleri İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumboldun Türk Ulusal Akımına Karşı Tutumu adlı makalesinde de yayınlamış. (Belleten sayı: 221, Ankara 1994.) Bu örnekler gösteriyor ki, Vahdettinin casusluğunu ispat eden belgeleri gün ışığına çıkaran Haftalıkın, Londraya kadar gitmesine gerek yoktu; çünkü bu kitaplar şu anda piyasada. Yine Prof. Dr. Bilal Şimşirin İngiliz Belgelerinde Mustafa Kemal Atatürk 1919-1938 adlı kitabında bu belgelerin de içinde olduğu İngiliz istihbaratına dayalı birçok materyal kullanılmış. Dergi muhabirleri, Vahdettin haberini yapmadan önce bu konuda Türkiyede yapılmış çalışmalara bakmış olsalardı; sanırım bu yanlışa düşmez, haberi de büyük gazetecilik olayı diye vermezlerdi. Vahdettin madem hain değildi, o zaman casus olsun mantığı ile istihbarat raporlarına dayanılarak yazılan haberde kullanılan belgelerin sağlamlığını, İngilizler bile tartışmış. Ayrıca raporların sahibi İngiliz Yüksek Komiseri Lord Curzonun Londraya yolladığı belgelerde, bu bilgileri Vahdettinden aldığı yazmıyor; sadece Padişahın yaverinden alındığından söz ediliyor. (Sonyelin adı geçen makalesi, sayfa: 171-172) Haftalıkın haberi, en çok Londrada yaşayan Prof. Dr. Salahi R. Sonyeli üzmüş. Telefonla görüştüğümüz Sonyele, derginin spot cümlelerini okuduğumuzda sadece güldü. Belgeleri ilk kez gün ışığına çıkaran ve Vahdettin ile ilgili resmi tarih paraleli görüşleriyle tanınan Sonyel, Şahsi fikrimi sorarsanız Vahdettin haindir. Bilim adamı olarak aynı şeyleri söyleyemem. Psikolojik harp mantığı içinde kaleme alınmıştır. Senin bugün hain dediğin adam yarın bir belge çıkar vatansever olur. O zaman bilim adamlığın da biter. diyor. Vahdettinin Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirdiğini iddia eden belgelere gelince. Önce Büyük Taarruzun tarihini verelim: 26 Ağustos 1922. Belgede, ilkbaharda yapılacak bir savaştan söz ediliyor. Başkomutan ile irtibatı olmayan, onun yakalanması için Anadoluya emir gönderen Vahdettinin, yaklaşık 6 ay önce Mustafa Kemalden başka kimsenin bilmediği Büyük Taarruz tarihini ve planını bilmesi mümkün mü? En yakın arkadaşlarına bile Büyük Taarruzu 26-27 Temmuzda, üst düzey komutanlara da 5 Ağustosta haber veren Atatürk, nasıl olur da aylar önceden bu savaşı Vahdettine bildirir? Vahdettinin gönderdiği iddia edilen belgeye dayanarak derginin, Padişahın Büyük Taarruzu İngilizlere haber verdiği şeklindeki yorumu gerçekle ne kadar bağdaşıyor?
Tarihçilere göre iddialar palavra Sultan Vahdettinin casus olup olmadığı konusunda görüşlerine başvurduğumuz tarihçiler, bunun kesinlikle ihtimal dahilinde görmüyor. Vahdettin hain miydi, değil miydi? tartışmalarından sıkıldığını belirten Prof. Dr. İlber Ortaylı, Şimdi de Vahdettine casus denmeye başlandı. İngiliz istihbarat belgesini görmedim, görsem ne olur? Neticede istihbarat bu. Ayrıca bu tartışmaların kimseye bir faydası yok. Türkiye kendi devlet adamını karalamaktan vazgeçmeli diyor. Türkiyede son Osmanlı hükümeti ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapan Prof. Dr. Metin Ayışığı ise iddiaları palavra olarak değerlendiriyor. Haftalık dergisinin ilk kez yayınlanıyor, gün ışığına çıkıyor dediği belgeleri gördüğünü, çalışmalarında da kullandığını ifade eden Ayışığı şunları söylüyor: İstanbul hükümetinin Ankaraya desteğini Genelkurmay Arşivi ve Cumhuriyet Arşivinden bulduğum belgelerle ispat ettim. Bunun artık ötesi yok. Son İstanbul hükümeti, Ankaraya cephane, mühimmat ve muhaberat yardımı yapıyor. Ama Vahdettin ne İngilizlerin ne de Ankaranın yanında. Tek zaafı İngiliz yandaşı Damat Feriti beş kez iktidara getirmek. Boş palavralara kanmayalım. Bu belgeler güvenilir değil, belgelerin o zamanlar İstanbul ve Ankaranın arasını açmak isteyen İngilizlerin uydurduğunu sanıyorum. Tartışmalı tarihî konular hakkında çalışmalarıyla tanınan Dr. Erhan Afyoncu da İngiliz istihbarat belgelerinin psikolojik amaçlı olarak kullanılmış olacağı üzerinde duruyor. Belgelerin orijinallerinde Padişah Vahdettinin adı geçmiyor, padişah yaverinden temin edildiği belirtiliyor diyen Afyoncu, bu bilgilerin ışığında Vahdettine casus demenin hiçbir bilim adamına yakışmayacağını belirtiyor.
Vahdettin casus muydu?
Vahdettin Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirmiş! Belgeleri İngiltere Devlet Arşivlerinin izniyle yayınlıyoruz.Haftalık dergisinin son sayısının kapağından alındı bu spotlar. Röportajın aynı yayın grubunun gazetesi olan Vatanda haber yapılması da bu kampanyanın bir parçası olmalı. Aynı haberin 23 Ağustos günü Emin Çölaşanın sütunlarında guguklaması da Zira Çölaşanla yapılan ve sunturlu laflarına genişçe yer verilen bir röportaj da tesadüfen aynı derginin sayfalarında yerini almış durumda. Sanırım bu tesadüfler bir fikir vermiş olmalı haberin nominal değeri hakkında... Büyük gazetecilik olayı: Vahdettin Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirmiş! Belgeleri İngiltere Devlet Arşivlerinin izniyle yayınlıyoruz.Haftalık dergisinin son sayısının kapağından alındı bu spotlar. Okuyunca görüyorsunuz ki, Maltepe Üniversitesinden bir Yardımcı Doçent le (Orhan Çekiç) yapılan konuşmaya dayanıyor büyük gazetecilik olayımız. İlginç bir rastlantı, derginin aynı sayısının arka kapağını çevirince, aynı akademisyenin yeni çıkan kitabının tam sayfa ilanıyla burun buruna geliyor ve bu haberin aslında bir kitap tanıtım kampanyasının parçası olduğunu fark ediyorsunuz. Zira nasıl oluyorsa oluyor ve röportajı yapan kişi ile Haftalık dergisinin kitap sayfasını hazırlayan kişi aynı çıkıyor! Röportajın aynı yayın grubunun gazetesi olan Vatanda 24 Ağustos tarihinde haber yapılması da bu kampanyanın bir parçası olmalı. Keza aynı haberin 23 Ağustos günü Emin Çölaşanın sütünlarında guguklaması da Zira Çölaşanla yapılan ve sunturlu laflarına genişçe yer verilen bir röportaj da tesadüfen aynı derginin sayfalarında yerini almış durumda. Sanırım bu tesadüfler bir fikir vermiş olmalı haberin nominal değeri hakkında.
Habere göre 16 Mart 1922 tarihinde TBMM Hükümetinin Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey Anadoluda daha fazla kan dökülmeden barış yollarını aramak üzere Londraya gitmiş ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzonla görüşmüştür. Gün boyu devam eden görüşmelerden herhangi bir olumlu netice alınamamış ve heyet Ankaraya gerisin geri dönmüştür. Haberimizdeki flaşın patladığı nokta ise şurada: Ankara heyeti Londraya gitmeden önce İstanbula uğramış ve Sadrazam Tevfik Paşa ve Vahdettinle görüşerek Fransa ve İngiltereye karşı ağız birliği etmenin yolunu aramak için bir süre İstanbulda kalmıştır. İşte tam bu sırada, Yusuf Kemal Beyin valizindeki bazı belgeler, Vahdettinin casusları tarafından çalınmış ve fotoğrafları alındıktan sonra yerine bırakılmıştır. Sonra bu fotoğraflar İstanbuldaki İngiliz Yüksek Komiserine ulaştırılmış, o da tercüme ettirerek okuyup içeriklerini Dışişlerine bir raporla bildirmiştir. Dolayısıyla Ankara heyeti Curzonla görüşmeye gittiğinde çantalarındaki gizli belgeler karşı tarafça önceden biliniyordu. Ankara hükümetinin kozları, Vahdettin eliyle İngilizlere teslim edilmişti, bir başka deyişle. İşte müthiş casusluk olayının özeti bu.
Çarpıtılan görüşme olayı Nutukta Yusuf Kemal Beyin Paris ve Londraya gitmeden önce İstanbula uğrayıp Vahdettinle görüşmesi ve padişahın TBMMyi tanımasının istendiği belirtiliyor. Mustafa Kemal Paşaya göre, İstanbul hükümetinin Başbakanı Tevfik Paşa ve Dışişleri Bakanı Ahmed İzzet Paşa, Yusuf Kemal Beyi oyalayıp aldatmışlar, İzzet Paşayı, ondan önce gizlice Paris ve Londraya göndermişler ve onun çabaları sonucunda Ankara heyetinin Londrada yaptığı görüşmeler başarısız kalmıştır. Oysa daha soğukkanlı bir okuma yaparsak göreceğiz ki, olaylar başka türlü gelişmiştir. Sakarya zaferinden sonra Anadolu hareketinin gücünü ilk fark eden Batılı ülke Fransa olmuş ve 20 Ekim 1921de Ankara Antlaşmasını imzalayarak İngiltereyi yalnız bırakmıştı. Bunda, Osmanlıyı parçalama planlarında İngilizlerin arslan payını kapmaları kadar, Birinci Dünya Savaşında Fransanın başının Almanya ile fena halde dertte olması ve İngilterenin harp sonunda Fransanın can düşmanı Almanya ile iyi ilişkiler geliştirme yönündeki ikili siyaseti de önemli bir rol oynamıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Fransanın politikasında meydana gelen bu sert dönüş, İngiltereyi Sevr Antlaşmasını gözden geçirmeye zorlamış ve Anadoludaki millî hareketle İstanbul hükümetinin işbirliğine gitmelerini arzulamıştır. Çünkü sonuçta Sovyetler Birliği ile giriştikleri nüfuz mücadelesinde Ankarayı Ruslara kaptırmalarına ramak kalmıştır. Sovyetlerin mali ve teknik desteğini alan Ankara, İngiltereyi Misak-ı Milliyi kabule zorlamak ve Yunanistanın arkasından desteğini çekmesi için Sovyetler kozunu devreye sokmuş ve bu koz, açıkçası işe yaramıştı. Sakarya zaferinden sonra barış görüşmeleri teklifleri diplomatik çevrelerin salonlarında halelenirken, meşruiyet zeminini sağlamlaştırmak isteyen Ankara, yeni ve cesur bir hamle ile İstanbulla işbirliği yapmak ve Halife-Padişahın, yani Vahdettinin de desteğini arkasına almak ihtiyacını duymuştu. İşte Yusuf Kemal Beyin İstanbul ziyareti bu bakımdan büyük önem arz ediyordu. Burada bir parantez açarak şunu söylemem lazım ki, herkes Vahdettinin bir İngiliz zırhlısına binerek kaçtığını söylerken, devrin şartlarını görmezden gelmektedir. O yıllarda abluka altında olan Osmanlı topraklarında veya denizlerinde seyahat etmek, ya Mustafa Kemal Paşanın Samsuna gidişinde olduğu gibi, İngiliz kuvvetlerinden izin almak şartıyla mümkündü, ya da bizzat İngiliz tren ve gemilerine binmek suretiyle. Nitekim Yusuf Kemal Bey de 15 Şubat 1922de İngilizlerin hazırladığı özel bir trenle İstanbula gidebilmişti! Ertesi günü Tevfik Paşa ve Ahmed İzzet Paşa ile görüşen Ankara heyeti, İstanbul hükümetinden ne istediyse almış, Vahdettinle de görüştükten sonra Paris ve Londranın yolunu tutmuştur. Burada açıklık getirilmesi gereken bir husus, İzzet Paşanın Paris ve Londraya gideceğinin bir devlet sırrı olmayıp aylar öncesinden resmen bilindiği, hatta Yusuf Kemal Beye Lord Curzonla randevusunun bizzat İzzet Paşa tarafından alındığıdır. Nitekim dergide bahsedilen 16 Mart tarihli görüşmede yalnız Ankara hükümeti temsilcileri değil, İstanbul hükümeti temsilcileri de bulunmuş ve her iki Türk heyeti de bağımsızlık yönünde bastırmışsa da, Curzonun önce mütareke diye tutturması üzerinde toplantı sonuçsuz kalmıştır. Görüldüğü gibi, olaylar çok farklı şekilde gelişmiştir. Lord Curzonla randevuyu ayarlayan ve hemen her noktada Ankara ile tam bir mutabakat halinde olan Vahdettinin hangi akla hizmetle onun çantasındaki bilgileri karşı tarafa ulaştırmış olabileceği sorusu yeterince anlamlıdır. Nihayet belgelerin metinlerine bakıldığında bunların İngilizlerin ne işine yarayacağı şüphelidir. Zira İngiliz istihbaratı üzerinde yapılan araştırmalar, Ankara hakkında çok daha ileri noktadaki bilgilere sahip olduklarını göstermektedir.
Peki bu belgeler neden Public Record Officede muhafaza edilmiştir? İstihbaratçıların iyi bildiği bir şey varsa, o da gerçek belge ile sahtesini ayırt etmektir. İstihbarat servislerine yığınla belge akar ama oradakiler bunların hangisinin gerçek, hangisinin yanıltmaca amaçlı olduğunu iyi bilirler. Nitekim çalındığı söylenen belgeleri rapor eden Komiser, Londradaki üstlerine bu belgelerin sağlıklı olduğuna dair bir garanti veremeyeceğini belirtmek ihtiyacını duymuş, sadece imkânsız görünmüyor gibisinden garip bir not düşmüştür. İngiliz Yüksek Komiserinin dahi sağlamlığına garanti veremeyeceğini belirttiği bu raporu Vahdettinin casusluğunu ifşa eden büyük gazetecilik olayı şeklinde sunanlar, onlara bir İngilizden daha İngiliz olarak baktıklarını kanıtlamış olmuyorlar mı bir bakıma? Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. |
___________________________________ KÖR CEHALET ÇİRKEFLEŞTİRİR İNSANI !
SUSKUNLUĞUM ASALETİMDENDİR. ..
HER LAFA VERECEK BİR CEVABIM VAR...
LAKİN BİR LAFA BAKARIM LAF MI DİYE,
BİR DE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE... |