Hayırsızlarboard-Hayırlara Vesile Olsun

Geri git   Hayırsızlarboard-Hayırlara Vesile Olsun > ..:: Cumhuriyet ::.. > MUSTAFA KEMAL ATATÜRK > Cumhuriyet Tarihi

Hayırsızlarboard'a hoşgeldiniz. Boardumuzdan Daha fazla yararlanmak için Buraya Tıklayınız. Forumumuza Üyeyseniz ve Giriş yapamıyorsanız Lütfen Buraya Tıklayınız..Mailinizle ilgili probleminiz varsa bizimle iletişime geçmek için Lütfen Buraya tıklayınız.

Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Kurallar Etiketler Arama


Cumhuriyet Tarihi Cumhuriyetimizle ilgili tarihteki gelişmeler

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20-05-2007, 19:56   #1 (tekli aç) (permalink)
Vip Üye
 
KaRaMeLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 25568
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 3.848
Ruh Halim:
Rep Gücü: 29
REP Puanı : 60
REP Seviyesi : KaRaMeLa will become famous soon enough
Teşekkür Sayısı: 0
16 Mesajina 18 Tesekkür Aldi
Standart İzmİr'İn İŞgalİne Tepkİler


İzmir'in İşgaline Tepkiler


Bilindiği gibi Lloyd george, Clémanceau ve Wilson'dan oluşan Yüksek Konsey, L. George'un davetiyle Anadolu'da asayişsizliğini hüküm sürdüğünü ve Hristiyan halkın tehlikede olduğunu bahane ederek 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusunun İzmir'e çıkmasına izin vermiş. Yunan kuvvetleri vali ve kolordu komutanının pasif tutumlarının da yardımıyla kenti işgal etmişlerdi. Yerli Rumlar Yunanlıları bayraklarla karşılamışlardı. İzmir Metropoliti Chrisostomos ilk gelen kuvveti takdis etmiş, papazlardan biri de "Türkleri öldürün" diye bağırmaya başlamıştı. Askerlik şubesi başkanı Süleyman Fethi Bey süngülenerek öldürülmüş, Türk subayları binlerce yerli Rumun taşlı sopalı saldırısına uğramıştı. Bazılarının kafatasları kırılarak öldürülmüş, bazı yaralılar ölmeden denize atılmıştı. Kahvehanelerde bira içen kadınlı erkekli Rum grupları önlerinden geçen Türkler üzerinde atış talimleri yapmışlardı. Elleri bağlı Türk esirleri Yunan başbakanı Venizeolos'un olayları soruşturmakla görevlendirdiği Albay Mazarakis'in bile kudurmuş olarak nitelendirdiği Rumlar tarafından parçalanarak öldürülmüşlerdi.
Uygar dünyanın gözü önünde işlenen bu cinayetler kuşkusuz Türk milletinin üzüntü ve nefretini bir kat daha artırmıştı. 16 Mayıs'ta hükümet istifa etmiş, yeni hükümeti kurma görevi tekrar Damat Ferit Paşa'ya verilmişti. Mustafa Kemal Paşa Samsun'dan Sadaret'e çektiği bir telgrafla İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinin ordu ve milletçe kabul edilemeyeceğini bildirmişti. İstanbul'da işgali kınayan mitingler yapılmış, Yıldız sarayında cemiyet ve parti temsilcileriin katıldığı Saltanat Şurası adıyla istişarî yetkileri olan bir meclis toplanmıştı. Yurdun dört bir yanında coşkulu mitingler düzenlenmiş, İstanbul'daki resmî makamlara protesto telgrafları yağdırılmıştı.

İzmir'in işgaline tepkiler, özellikle böyle bir işgal tehlikesi altında bulunan Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında daha bir etkili bulunan ilhak anlamına gelmediğiini anlatmak için özel bir kurul gönderilmişti. Giresunlular 17 Mayıs'ta Belediye Reisi Osman Ağa'nın (Topal Osman) başkanlığında büyük bir protesto mitingi düzenlemişlerdi. Bölge basını da işgali büyük bir tepki ile karşılamıştı. Giresun'da siyah çerçeveler içinde "İzmir Faciasını unutmayınız" hitabı ile yayınlanmakta olan Işık Gazetesi, işgalin etkisini şöyle ifade etmişti: "Göklerden yıldırımlar yağsa, dağlardan kanlı volkanlar fışkırsa, denizler taşsa da araziyi tufanlara boğsa idi Türklüğe, alem-i İslamiyete belki o kadar tesir göstermezdi".

İşgalin gerek Trakya'da gerekse Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki tepkileri de bundan farklı olmamıştı. Trakya'nın bir çok yerinde düzenlenen mitinglerin en önemlisi Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi'nin Edirne'de düzenlediği Sultan Selim mitingiydi. Siirt'te heycana gelen halk her gün insan dalgaları halinde ilçe, bucak ve köylerden sancak merkezine akarak mitingler yapmıştı. 23 Haziran'da yapılan mitinge 58.000 kişi katılmıştı. 17 Mayısta Hasankale'den padişaha, Silvan'dan 30.000 nüfus adına Sadaret'e işgali kınayan telgraflar çekilmişti. İzmir'in işgalinin içteki bu büyük tepkileri yanında dış tepkileri de olmuştu.

Bazı İngiliz yetkilileri işgali, doğuracağı tepkiler açısından delice bir hareket olarak nitelendirmişlerdi. İngiliz Genelkurmay Başkanı General H. Wilson, daha işgal öncesinde bunu büyük bir yanlışlık olarak değerlendirmişti. Fransa'da bir tepki görülmemiş, Sadece Pierre Loti ve Claude Farrere gibi Türkleri tanıyan yazarlar işgali eleştirmişlerdi. İzmir'in işgali, İtalya'da öfkeyle karşılanmıştı. Kuşkusuz bu öfke, işgalin haksızlığından değil, İzmir'in daha önceki paylaşma projelerinde İtalya'nın payı olarak belirlenmesindendi. Amerikan halkı da Wilson ilkelerinin bir yana atılmasını hoş karşılamamıştı.

Sonuç olarak İzmir'in işgali yakın tarihimizin acı dolu sayfalarından birini oluşturmakla birlikte Millî Mücadele açısından millî potansiyeli harekete geçirmiş, milletin heyecanını doruk noktasına çıkarmıştı. Herhalde halka ne denli anlatılırsa anlatılsın, düşmanın çirkin içyüzünü ortaya koyabilecek bunun kadar etkili bir yol bulunamazdı. işgalin Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı ve millî kurtuluş mücadelesine soyunduğu günlere rastlamış olması da millî mücadelemizin talihliliği olarak değerlendirilebilir. Bir taraftan Anadolu'nun Bat kıyılarına çöken bir karanlık, diğer taraftan kuzey kıyılarından doğan bir güneş. Her halde bu tarihin garip cilvelerinden biri olsa gerektir. İzmir'in işgali, işgalci devletler açısından sonuçlarını hesaplayamadıkları bir gaf, Yunanistan açısından ise sonu hüsranla biten Anadolu macerasının başlangıcı olmuştu.
İmparatorluğun o günlerdeki iç karartıcı durumunu belirtmek hiç de zor değildir. 1911 yılından beri üç savaş görmüştü bu ülke, üstelik hepsinden de yenik çıkmıştı. Amerikan Başkanı Wilson, ünlü 14 maddesinde her ulus için bağımsız bir devlet kurma ilkesini ortaya atmış olmasına rağmen Osmanlı ordusu dağılmıştı. Yeniden birliği sağlayacak subay bulmak son derece zordu. Üstelik yönetimi ellerinde bulunduranlar, mücadeleden yana değil, İtilaf Devletlerinin şu ya da bu kanadının altına girip varlıklarını sürdürebilmek peşindeydiler.
Osmanlı İmparatorluğu'nun bu çöküntüsü karşısında, her bölgede kurtuluş için çare arayanlar çıkıyordu. Kendi aralarında birleşenler örgütler kuruyorlar, toplantıları ile, yayın yolu ile seslerini duyurmaya çalışıyorlardı.

Trakya'nın Yunanlılara verilmesini engellemek için Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Umumiyesi adı altında bir dernek kurulmuştu. Doğu Anadolu'nun ermenilere verilmesini önlemek için de Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti çalışmalarına başlamıştı. Bu dernek belirli bir programla hareket ediyordu. Hiç bir şekilde bölgeden göç edilmemesi kararını almıştı. Böylece topraklarından çıkmayacklar ve hiç kimsenin buranın sahibi olmasına da izin vermeyeceklerdi. Seslerini duyurmak, propaganda verebilmek için örgütlenmeliydiler. Saldırıya uğrarlarsa doğu illerini bütünü ile savunmaya kararlıydılar. İzmir'in Yunanlılara verilmemesi için İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti kurulmuştu. Bu daha sonra Redd-i İlhak Cemiyeti'ne dönüştü. İstanbul'da da bazı dernekler çalışmalar yapıyorlar, çeşitli yayın araçlarıyla seslerini duyurmaya çaba sarfediyorlardı.

Bu derneklerin kurulmasını, çalışmalarını ve bütün zor şartlar altında varlıklarını sürdürmelerini küçümsemek düşünülemez. Ancak bir bakıma her biri soruna kendi açısından yaklaşıyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde birliği sağlayacak bir kuruluş yoktu. Hükümet ve daha yüksek katlarda bu açıdan bir inanç da bulunmadığı için bu derneklerin tutumunu olağan saymak da mümkündür. Trakya da, Doğuanadolu da sadece kendini kurtarma mücadelesine girmişti. Başarılı olurlarsa, mesela Trakya'da, bir Trakya Cumhuriyeti kurulabilecekti. Bunun dışında özellikle İngiliz Muhibleri Cemiyeti'nin büyük çabaları ile bazı kimselerde İngiliz himayesi altına girme fikri uyanmıştı. Himaye altına girme, artık eskisi gibi sömürge olma anlamını taşımıyordu.

Bunlara göre Milletler Cemiyeti gibi, uluslararası bir örgüt bu himayenin denetlemesini yapıyor ve ilerde himaye kaldırılıyordu. Üstelik İngilizler bu konuda çok deney sahibi olmuşlardı. Böyle bir tutum takınılırsa hem başka devletlerin baskısı ortadan kalkar ve hem de sınırlarımızı garanti altına alabilirdik. İstanbul'daki bir takım çevreler ise pek çoğu da iyi niyetli olmak üzere İngiliz himayesi yerine Amerikan mandasını (güdümünü) ülke için daha olumlu bulmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri özgürlüklerden yanaydı. Başkan Wilson, 14 maddesi ile bunu vurgulamıştı. Üstelik İngilizler bir yere girince onları oradan söküp atmak kolay bir iş olmayacaktı. Sorun Amerikan senatosonu bu konuda uyarabilmekti...

Görüldüğü gibi düşünülen kurtuluş yolları birbirinden farklıydı. Kimine göre bölgeler kurtarılmalı, kimine göre İngiliz himayesini benimsemeli, kimine göre de Amerika'nın güdümü altına girilmeliydi.
Mustafa Kemal Paşa bu yolların hiç birini yerinde bulmamıştır. Ona göre gerçek olan şuydu ki, Osmanlı İmparatorluğu çökmüş ve ömrü tükenmişti. Ama Türklerin barındığı Anadolu'yu parçalamaktan kurtarma çabasına girişebilirdi. Ulusal egemenliğe dayalı bağımsız bir Türk devleti kurmaktan başka çare yoktu. Girişilecek mücadelede başarılı olunmazsa ne olacaktı? Yabancı devletlerin yönetimi altına girecektik.Öyleyse daha başta bunu benimseyip onurlu bir mücadeleye girişerek bağımsızlığımızı elde etmekten kaçınacaktık. Bunun için ta baştan beri kafasına ve gönlüne yerleştirdiği ya bağımsızlık ya da ölüm ilkesine uyarak bu ulusun başına geçmeyi ve kurtuluş hareketini gerçekleştirme çabasını sürdürmeliydi.

1919 yılının Şubat ayında Tevfik Paşa Hükümeti değiştirilmiş, Damat Ferit Paşa sadrazam olmuştu. Yeni sadrazamın kafasında İngilizlerle iyi geçinmek ve onların gözüne girerek bazı ödünler koparmaktan başka düşünce yoktu. Bu yüzden pek çok kimseyi tutuklatmış ve Malta'ya sürgüne göndermişti. İstanbul'da bulunan bütün yurtseverler endişe ile başlarına gelecekleri beklemekteydiler.

Mustafa Kemal, Şişli'de kiraladığı evde yakın arkadaşları ile görüşmeler yaparak ilerisi için planlar hazırlıyordu. Anadolu'ya geçmeli ve Anadolu halkını örgütlemeliydi. Bu sırada Adana'dan gelen okul arkadaşı Ali Fuat Paşa'dan Anadolu'nun durumu hakkında bilgi aldı. Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal'e Damat Ferit Paşa hükümetinin üyelerinden Mehmet Ali Bey'i tanıştırmıştı. Bu tanışmanın ileride çok yararları olacaktır. Ayrıca Trakya'da bulunan Kâzım Karabekir Paşa da 15'inci Kolordu Kumandanlığını devralmak için doğuya giderken İstanbul'da Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüştü. Böylece Anadolu'da girişilecek harekette bu iki eski dostla belirli dayanaklar sağlanmış oluyordu. Mesele artık Anadolu'ya geçebilmekti.

Samsun'da bulunan İngiliz komutanı Georges Milne, o günlerde İstanbul'daki Yüksek Komisyon'a gönderdiği raporda Samsun ve civarında karışıklıklar bulunduğunu bildirmişti. Yüksek komiserlik de bu raporu hemen Sadrazam Damat Ferit Paşa'ya göndererek bu bölgede Rumlara saldırılan yapıldığını ve bölgede sükûnetin sağlanamadığını bildirmiş ve gerekli önlemler alınmızsa işgal kuvvetlerinin işe el koyacağını duyurmuştu.

Damat Ferit Paşa, İngilizleri kızdıran bu duruma bir çare bulma telaşına kapıldı. Dâhiliye Nâzırı Vekili Mehmet Ali Bey'i çağırarak bu durumda ne yapmak gerektiğini sordu. Mehmet Ali Bey daha önce Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüştü ve onun Anadolu'ya geçmek istediğini biliyordu. Samsun'daki duruma İstanbul'dan bir çare düşünülmesinin mümkün olmadığını, oraya yetkili bir kimsenin gönderilmesinin uygun olacağını sadrazama söyledi. Bu işin yapılabilmesi için de en uygun kimsenin Mustafa Kemal Paşa olduğunu da sözlerine ekledi.
Damat Ferit Paşa Mustafa Kemal'i yakından tanıyabilmek için bir akşam yemeğine çağırdı. Görüşmeden sonra bu görevin Mustafa Kemal'e verilmesini uygun buldu. Ertesi günü Harbiye Nazırı Şakir Paşa ile görüşen Mustafa Kemal, atanmasının resmî şekilde yapılmasını ve sadece bu bölgedeki Türklerle Rumlar arasındaki karışıklıklar hakkında bir rapor yazmakla görevinin sınırlandırılmasını ve daha geniş yetkiler verilmesini istedi. Bu işle kendisi meşgul oldu. Genelkurmay Başkanlığına giderek atama emrini hazırlattı. Bu emirdeki yetkilerin geniş tutulması konusunda Genelkurmay İkinci Başkanı, arkadaşı Diyarbakırlı Kâzım Paşa'nı büyük yardımını gördü. Mustafa Kemal görünüşte üçüncü ordu müfettişi oluyordu, ama yetkileri öyle geniş tutulmuştu ki, ona Anadolu Genel Müfettişi demek pekâlâ mümkündü. Ancak bu emri kabine üyelerinin de imzalaması gerekiyordu.
Bu işi de Mehmet Ali Bey üstlendi. Damat Ferik Paşa Circle d'Orient Kulübünde briç oynarken atama emrini getirdi ve Sadrazam hiç okumadan imzayı bastı. Sadrazamın imzaladığı atama emrini diğer nazırlar da imzalamışlardı. 30 Nisan 1919 tarihinde bu emir padişahca da onaylandı.

Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip kurtuluş hareketini örgütleme planlara yaparken Paris'te Türkiye hakkında olumsuz gelişmeler sürüp gidiyordu. Lloyd George, Yunanlılara ödünler veriyor ve onların İzmir'e çıkmaları için yeşil ışık yakıyordu. İtalyanlar kendi ihtirasları uğruna da olsa Yunanlılarırn İzmir'e karşı çıkmalarına direniyorlardı. Ne var ki, Fiume olayı yüzünden İtalyanlar Yüksek Konsey'den çekilince meydan boş kalmıştı. Wilson karşı koymadı. Clemenceau hiç ilgilenmedi. Böylece Mayıs ayında Yunanlıların İzmir'e çıkmasına büyük devletler izin vermiş oluyorlardı.

14 Mayıs 1919 akşamı Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın evine akşam yemeğine davet edilmişti. Gayet soğuk bir hava içinde geçen yemekten sonra küçük bir salonda getirilen bir harita üzerinde Sadrazam, Mustafa Kemal Paşa'ya sordu: "Samsun ve havalisinde ne yapacaksınız?". Mustafa Kemal, İngiliz raporlarına göre bu bölgede karışıklıklar olduğunu, bunun büyütüldüğü kanısında bulunduğunu ve yerinde yapacağı bir araştırma ile sorunu çözüme kavuşturacağını bildirdi. Kendisi ile birlikte yemekte bulunan Cevat Paşa da Mustafa Kemal'i destekleyerek bu gibi işlerin yerinde çözümlenebileceğini söyledi. Sadrazamın asıl endişesi Mustafa Kemal'in Anadolu'da ne kadar yere sözünü geçireceği idi ve bunun geniş tutulmasını istemiyordu. Bu konuda da Cevat Paşa araya girerek zaten Anadolu'da pek kuvvetin kalmadığını söyleyerek Sadrazamı rahatlattı. O gece Nişantaşı'ndaki konaktan ayrılırken Damat Ferit Paşa gitmeden önce padişahı da ziyaret etmesini Mustafa Kemal'e bildirdi.

Ertesi günü 15 Mayıs 1919'da Yunan birlikleri yirmi bin kişilik bir kuvvet halinde İzmir'e çıkmışlardı. Haberin Babıali'ye gelişi sırasında Mustafa Kemal de Harbiye ve Dahiliye nazırlarına veda etmek için orada bulunuyordu. Etrafta bir telaş, bir koşuşturma sürüp gidiyordu. Mustafa Kemal bu durumda ne yapacaklarını merakla bekliyordu. Osmanlı yetkilileri sadece protesto edeceklerini söylüyorlardı. Yani protesto ederek Yunanlıları İzmir'den çıkaracaklar, şa da İngilizler, Yunanlıları geri çekeceklerdi! Mustafa kemal Paşa kendisini Samsun'a götürecek geminin hazır olup olmadığını sorunca Bandırma vapurunun rıhtımda beklediği bildirildi ve kaptana hareket etmesi için bir emir yazıldı. Yola çıkmadan önce Mustafa Kemal'in yapacağı son ziyaret Yıldız Sarayı'na gidip padişaha veda etmekti. Son Osmanlı padişahı ile Türkiye Cumphuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanının bu son görüşmeleri olacaktı.

Mustafa Kemal ile Vahdettin, Yıldız sarayının küçük bir salonunda adeta diz dize denecek kadar yakın oturmuşlardı. Padişahın sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap vardı. Pencereden toplarını Yıldız Sarayı'na çevirmiş gibi dura düşman gemileri görünüyordu. Vahdettin: "Paşa, paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi şimdi bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsiniz" diyordu. Mustafa Kemal Paş, önce padişahın bu konuşmasından ne demek istediğini kesin olarak anlayamamıştır.

Yoksa Vahdettin de onun Anadolu'ya gidip ulusu kurtarma çabasına destek mi veriyordu? Fakat heyecana kapılmamış, bu konuda bir şey söylemeyerek sadece teşekkür etmekle yetinmiştir. Onun bu tutumu karşısında padişah düşüncelerini biraz daha açıklamak zorunda kaldı. Osmanlıların hiç bir kuvveti bulunmadığını, tek dayanağı İstanbul'daki İtilaf Devletlerinin siyasetlerine uymak, onların istediği gibi davranmak olduğunu söylüyordu. Mustafa kemal de merak buyurulmamasını, elinden geleni yapacağını söyleyerek padişahın yanından ayrıldı. Dışarı çıkınca padişahın yaveri Naci Paşa, Mustafa Kemal'e üzerinde Vahdettin'in ilk harfleri işlenmiş bir saati sultanın hediyesi olarak takdim etti.


KaRaMeLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 21-05-2007, 09:22   #2 (tekli aç) (permalink)
Vip Üye
 
keskin965 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 20501
Üyelik tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3.459
Rep Gücü: 27
REP Puanı : 125
REP Seviyesi : keskin965 will become famous soon enoughkeskin965 will become famous soon enough
Teşekkür Sayısı: 14
45 Mesajina 68 Tesekkür Aldi
Standart


Biraz kısa olacak ama bende açıklama yapayım dedim de

Mustafa Kemal, Küçük Mabeyn'de Sultan Vahdettin'le yaptigi son görüsmeyi (15 Mayis 1919), sonradan Cumhuriyet devrinde söyle anlatmistir:

"Yildiz Sarayi'nin ufak bir salonunda Vahdettin'le adte diz dize denecek kadar yakin oturduk. Saginda, dirsegini dayamis oldugu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Bogaziçi'ne dogru açilan pencerelerinden gördügümüz manzara su: Birbirine muvazi hatlar üzerinde düsman zirhlilari, bordalarindaki toplar sanki Yildiz Sarayi'na dogrulmustu....Manzarayi görmek için, oturdugumuz yerlerden baslarimizi saga, sola çevirmek kafi idi.
Vahdettin hiç unutmuyacagim su sözlerle konusmaya basladi:
- Pasa, pasa, simdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunlarin hepsi tarihe geçmistir. Bunlari unut. Asli simdi yapacagin hizmet hepsinden mühim olabilir. Pasa, pasa devleti kurtarabilirsin ! dedi.
- Hakkimdaki teveccüh ve itimadi arz-i tesekkür ederim, elimden gelen hizmette kusur etmiyecegime emniyet buyrunuz, dedim.

Sonra:
- Merak buyurmayiniz efendimiz, dedim, nokta-i nazar-i sahanenizi anladim. Irade-i seniyye olursa hemen hareket edecegim ve bana emir buyuruklarinizi bir an unutmuyacagim.
- Muvaffak ol ! Hitab-i sahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan çiktim.

Seryaver Naci Pasa koridorda elinde ufak bir mahfaza içinde bir sey tutuyordu:
- Zat-i Sahane'nin ufak bir hatirasi, dedi.

Kapagin üstünde Vahdettin'in inisyalleri islenmis bir saatti.
- Peki, tesekkür ederim, dedim.

Saati yaverim aldi. Sonra Yildiz Sarayi'ndan çiktigimiz ve hareket etmek üzere oldugumuzu gizlemek, saklamak ister gibi bir ihtiyatle, ayaklarimzin patirtisini isizmekten korkarak, saraydan uzaklastik"

Vahdettin Atatürk'e kaç para verdi?

Önümde 13 Haziran 1995 tarihli Sabah gazetesinin 26. sayfasının fotokopisi var. Sayfanın manşeti "Vahdettin hain değildi"...
O tarihlerde Sabah'ta çalışan Nuriye Akman, 11 ila 14 Haziran 1995 tarihlerinde "Milli Mücadelenin iki yüzü" başlıklı birkaç günlük bir röportaj yayınlıyor. Röportajın konukları "damarlarımı kesseniz Atatürk diye akar" diyen Cemal Kutay ile gene "sıkı Atatürkçü" İsmet Bozdağ... İki Atatürkçü Kurtuluş Savaşı'nı, Vahdettin'i, 19 Mayıs'ı, Nutuk'u çok farklı değerlendiriyor.
Ben o tarihlerde de bu değerlendirmelerin üzerinde uzun uzun durmuştum. Sonra da o yorumları "Birinci Cumhuriyet Üzerine Notlar" adlı kitaba aldım.


Nuriye Akman Cemal Kutay'a soruyor:
"Siz bugün Vahdettin'i vatan haini kategorisine sokmuyorsunuz?"
Kutay cevap veriyor: "Elbette hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Ölürken yastığının altından parasızlıktan alamadığı ilaçlarının reçeteleri çıktı. Bunu Tarık Mümtaz Göztepe anlatıyor. Ve cenazesini rehin ettiler San Remo'da. Akrabaları, arkadaşları cenazeyi kaçırdılar da gömüldü. Bunlar hakkında hüküm verebilmek için önce bilgili olmak lazım. Bakın Hazine-i Hassa Reisi Refik Bey'i çağırıp sayım yaptırdı gitmeden evvel. Nuriye Hanım, oradan kaşıkçı elmasını alıp gidebilirdi. Hakkıydı, ailesinin çünkü. Kesinlikle bunlar namusu müeccem.
Daha sonra şöyle devam ediyor: "Kafanız hiç karışmasın devrimlerin kaderi budur. Evet, Atatürk, Vahdettin'e 'vatan haini' dedi ama bence hata etti. Ama o günkü şartlara göre onu demesi aşağı yukarı bir çaresiz savunmaydı. Atatürk, Cevat Üstün isimli bir büyükelçinin İkinci Viyana Muhasarası kitabının yeniden tetkikini Türk Tarih Kurumu ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu'ndan istemiş. Çünkü Üstün'ün gördükleri ile herkesin zannettikleri arasında bir aykırılık bulmuş. Bu vesileyle 'Ben de Milli Mücadele'de sarayın hareketini o günün şartlarına göre değerlendirdim ama şimdi elbette başka düşünüyorum' demiş."
Son Padişah Vahdettin'in Atatürk'ü Samsun'a göndermeden kendisine ne kadar para verdiği de, gene bu röportajda gündeme geliyor.
Kutay'ın cevabı şu:
"25 bin altın. O zaman bu parayla İstanbul'un onda biri satın alınırdı. Ben bunu Demokrat Parti milletvekili olan hukukçu Celal Fuat Türkgeldi'nin babası Mabeyn Başkatibi olan Ali Fuat Türkgeldi'den dinledim."
İsmet Bozdağ da, Atatürk'e kırk bin altın değerinde para verildiğini Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan'dan dinlediğini belirtir. Üstelik bu kırk bin altını Vahdettin'in çiftliğini ve atlarını satarak temin ettiğini söyler.
İki Atatürkçü "para verildiğinde" birleşirler ama miktarı ve kaynağı hususunda farklı noktada dururlar.


İsmet Bozdağ, röportaj sırasında Atatürk'ün "Vahdettin'in yaveri" olduğunu, Erzurum Kongresi'ne "Hazret-i Şehriyari kordonlarıyla" geldiğini, Samsun'a doğru yola çıkmadan bir gün önce "sarayda padişahla yemek yediğini", ertesi sabah da "içeriği net olarak söylenmeyen" görevin kendisine verildiğini hatırlatır. Ayrıca Mustafa Kemal'e "gizli" görevinde tanınan yetkilerin tarih içinde yalnızca Köprülü Mehmet Paşa'ya tanındığını çünkü Mustafa Kemal'in Samsun'a yolculuğunda sadece askeri değil sivil müesseselerin de emrine verildiğini vurgular.


Cemal Kutay bu çarpıtmaların doğuşunu Nutuk'a yaklaşımda bulur. Şu açıklamayı yapar "İlk yapılacak şey, Nutuk'un bir tarih olmadığını açıkça ortaya koymak. Yani Nutuk'a isnat ederek bir hadisenin tek başına Nutuk'un çerçevesi içinde izahı mümkün olmadığı kabul edilmelidir.
...Mustafa Kemal ne yazık ki kendi nutkunda Milli Mücadele'nin kuruluşunu hakiki olarak anlatmamıştır."
İsmet Bozdağ da aynı fikirdedir:
"Mustafa Kemal tarihi doğru anlatmıyor, yani hepsini anlatmıyor, bir parçayı vermiş üst tarafı karanlık."
Bunlar Atatürkçülerin tam on yıl önceki yaklaşımları... O gün Türkiye kulağının üzerine yatmıştı. Şimdi bu tartışmalar yeniden alevlendi.
Bakalım "siyasal propagandaya" dayalı olmayan gerçek ve objektif bir tarih yorumumuz ne zaman gündeme gelecek?

Vahdettini hain yapamadık bari casus yapalım!


Son Osmanlı padişahı Vahdettin hain miydi değil miydi polemiğinden sonra şimdi Sultanın casus olup olmadığı tartışılıyor.

Haftalık dergisi, Büyük gazetecilik olayı diyerek duyurduğu haberinde, Vahdettinin ;Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirdiğini iddia etti.

Vahdettin, İngiliz casusu mu, değil mi? konusundan önce, derginin İngiliz arşivinde yıllarca tozlanan ve ilk kez gün ışığına çıktığını yazdığı bu gizli belgelere bakmakta yarar var. Çünkü bu belgeler ne ilk kez yayınlanıyor ne de tozlu raflarda saklanıyor. İsteyen her araştırmacının bunlara rahatlıkla ulaşabilmesi mümkün. Tıpkı Prof. Dr. Salahi R. Sonyel gibi.

1975 yılında Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisinin Türkiyedeki Eylemlerini doktora tezi yapan Sonyel, Haftalık dergisinin ilk kez yayınlıyoruz dediği belgeleri 35 yıl önce İngiliz arşivlerinde bulan ve gün ışığına çıkaran isim. Sonyelin biri 1986da (Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I-II, Türk Tarih Kurumu) diğeri de 1995 te (Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisinin Türkiyedeki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu) yayınladığı kitaplarda bu belgeler mevcut. Yine Sonyel, Haftalıkın açıkladığı gizli belgeleri İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumboldun Türk Ulusal Akımına Karşı Tutumu adlı makalesinde de yayınlamış. (Belleten sayı: 221, Ankara 1994.) Bu örnekler gösteriyor ki, Vahdettinin casusluğunu ispat eden belgeleri gün ışığına çıkaran Haftalıkın, Londraya kadar gitmesine gerek yoktu; çünkü bu kitaplar şu anda piyasada.

Yine Prof. Dr. Bilal Şimşirin İngiliz Belgelerinde Mustafa Kemal Atatürk 1919-1938 adlı kitabında bu belgelerin de içinde olduğu İngiliz istihbaratına dayalı birçok materyal kullanılmış. Dergi muhabirleri, Vahdettin haberini yapmadan önce bu konuda Türkiyede yapılmış çalışmalara bakmış olsalardı; sanırım bu yanlışa düşmez, haberi de büyük gazetecilik olayı diye vermezlerdi.

Vahdettin madem hain değildi, o zaman casus olsun mantığı ile istihbarat raporlarına dayanılarak yazılan haberde kullanılan belgelerin sağlamlığını, İngilizler bile tartışmış. Ayrıca raporların sahibi İngiliz Yüksek Komiseri Lord Curzonun Londraya yolladığı belgelerde, bu bilgileri Vahdettinden aldığı yazmıyor; sadece Padişahın yaverinden alındığından söz ediliyor. (Sonyelin adı geçen makalesi, sayfa: 171-172)

Haftalıkın haberi, en çok Londrada yaşayan Prof. Dr. Salahi R. Sonyeli üzmüş. Telefonla görüştüğümüz Sonyele, derginin spot cümlelerini okuduğumuzda sadece güldü. Belgeleri ilk kez gün ışığına çıkaran ve Vahdettin ile ilgili resmi tarih paraleli görüşleriyle tanınan Sonyel, Şahsi fikrimi sorarsanız Vahdettin haindir. Bilim adamı olarak aynı şeyleri söyleyemem. Psikolojik harp mantığı içinde kaleme alınmıştır. Senin bugün hain dediğin adam yarın bir belge çıkar vatansever olur. O zaman bilim adamlığın da biter. diyor.

Vahdettinin Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirdiğini iddia eden belgelere gelince. Önce Büyük Taarruzun tarihini verelim: 26 Ağustos 1922. Belgede, ilkbaharda yapılacak bir savaştan söz ediliyor. Başkomutan ile irtibatı olmayan, onun yakalanması için Anadoluya emir gönderen Vahdettinin, yaklaşık 6 ay önce Mustafa Kemalden başka kimsenin bilmediği Büyük Taarruz tarihini ve planını bilmesi mümkün mü? En yakın arkadaşlarına bile Büyük Taarruzu 26-27 Temmuzda, üst düzey komutanlara da 5 Ağustosta haber veren Atatürk, nasıl olur da aylar önceden bu savaşı Vahdettine bildirir? Vahdettinin gönderdiği iddia edilen belgeye dayanarak derginin, Padişahın Büyük Taarruzu İngilizlere haber verdiği şeklindeki yorumu gerçekle ne kadar bağdaşıyor?

Tarihçilere göre iddialar palavra

Sultan Vahdettinin casus olup olmadığı konusunda görüşlerine başvurduğumuz tarihçiler, bunun kesinlikle ihtimal dahilinde görmüyor. Vahdettin hain miydi, değil miydi? tartışmalarından sıkıldığını belirten Prof. Dr. İlber Ortaylı, Şimdi de Vahdettine casus denmeye başlandı. İngiliz istihbarat belgesini görmedim, görsem ne olur? Neticede istihbarat bu. Ayrıca bu tartışmaların kimseye bir faydası yok. Türkiye kendi devlet adamını karalamaktan vazgeçmeli diyor. Türkiyede son Osmanlı hükümeti ile ilgili en kapsamlı çalışmaları yapan Prof. Dr. Metin Ayışığı ise iddiaları palavra olarak değerlendiriyor. Haftalık dergisinin ilk kez yayınlanıyor, gün ışığına çıkıyor dediği belgeleri gördüğünü, çalışmalarında da kullandığını ifade eden Ayışığı şunları söylüyor: İstanbul hükümetinin Ankaraya desteğini Genelkurmay Arşivi ve Cumhuriyet Arşivinden bulduğum belgelerle ispat ettim. Bunun artık ötesi yok. Son İstanbul hükümeti, Ankaraya cephane, mühimmat ve muhaberat yardımı yapıyor. Ama Vahdettin ne İngilizlerin ne de Ankaranın yanında. Tek zaafı İngiliz yandaşı Damat Feriti beş kez iktidara getirmek. Boş palavralara kanmayalım. Bu belgeler güvenilir değil, belgelerin o zamanlar İstanbul ve Ankaranın arasını açmak isteyen İngilizlerin uydurduğunu sanıyorum. Tartışmalı tarihî konular hakkında çalışmalarıyla tanınan Dr. Erhan Afyoncu da İngiliz istihbarat belgelerinin psikolojik amaçlı olarak kullanılmış olacağı üzerinde duruyor. Belgelerin orijinallerinde Padişah Vahdettinin adı geçmiyor, padişah yaverinden temin edildiği belirtiliyor diyen Afyoncu, bu bilgilerin ışığında Vahdettine casus demenin hiçbir bilim adamına yakışmayacağını belirtiyor.

Vahdettin casus muydu?

Vahdettin Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirmiş! Belgeleri İngiltere Devlet Arşivlerinin izniyle yayınlıyoruz.Haftalık dergisinin son sayısının kapağından alındı bu spotlar. Röportajın aynı yayın grubunun gazetesi olan Vatanda haber yapılması da bu kampanyanın bir parçası olmalı. Aynı haberin 23 Ağustos günü Emin Çölaşanın sütunlarında guguklaması da Zira Çölaşanla yapılan ve sunturlu laflarına genişçe yer verilen bir röportaj da tesadüfen aynı derginin sayfalarında yerini almış durumda. Sanırım bu tesadüfler bir fikir vermiş olmalı haberin nominal değeri hakkında...


Büyük gazetecilik olayı: Vahdettin Büyük Taarruzu bile İngilizlere bildirmiş! Belgeleri İngiltere Devlet Arşivlerinin izniyle yayınlıyoruz.Haftalık dergisinin son sayısının kapağından alındı bu spotlar. Okuyunca görüyorsunuz ki, Maltepe Üniversitesinden bir Yardımcı Doçent le (Orhan Çekiç) yapılan konuşmaya dayanıyor büyük gazetecilik olayımız. İlginç bir rastlantı, derginin aynı sayısının arka kapağını çevirince, aynı akademisyenin yeni çıkan kitabının tam sayfa ilanıyla burun buruna geliyor ve bu haberin aslında bir kitap tanıtım kampanyasının parçası olduğunu fark ediyorsunuz. Zira nasıl oluyorsa oluyor ve röportajı yapan kişi ile Haftalık dergisinin kitap sayfasını hazırlayan kişi aynı çıkıyor! Röportajın aynı yayın grubunun gazetesi olan Vatanda 24 Ağustos tarihinde haber yapılması da bu kampanyanın bir parçası olmalı. Keza aynı haberin 23 Ağustos günü Emin Çölaşanın sütünlarında guguklaması da Zira Çölaşanla yapılan ve sunturlu laflarına genişçe yer verilen bir röportaj da tesadüfen aynı derginin sayfalarında yerini almış durumda. Sanırım bu tesadüfler bir fikir vermiş olmalı haberin nominal değeri hakkında.

Habere göre 16 Mart 1922 tarihinde TBMM Hükümetinin Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey Anadoluda daha fazla kan dökülmeden barış yollarını aramak üzere Londraya gitmiş ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzonla görüşmüştür. Gün boyu devam eden görüşmelerden herhangi bir olumlu netice alınamamış ve heyet Ankaraya gerisin geri dönmüştür. Haberimizdeki flaşın patladığı nokta ise şurada: Ankara heyeti Londraya gitmeden önce İstanbula uğramış ve Sadrazam Tevfik Paşa ve Vahdettinle görüşerek Fransa ve İngiltereye karşı ağız birliği etmenin yolunu aramak için bir süre İstanbulda kalmıştır. İşte tam bu sırada, Yusuf Kemal Beyin valizindeki bazı belgeler, Vahdettinin casusları tarafından çalınmış ve fotoğrafları alındıktan sonra yerine bırakılmıştır. Sonra bu fotoğraflar İstanbuldaki İngiliz Yüksek Komiserine ulaştırılmış, o da tercüme ettirerek okuyup içeriklerini Dışişlerine bir raporla bildirmiştir. Dolayısıyla Ankara heyeti Curzonla görüşmeye gittiğinde çantalarındaki gizli belgeler karşı tarafça önceden biliniyordu. Ankara hükümetinin kozları, Vahdettin eliyle İngilizlere teslim edilmişti, bir başka deyişle. İşte müthiş casusluk olayının özeti bu.

Çarpıtılan görüşme olayı

Nutukta Yusuf Kemal Beyin Paris ve Londraya gitmeden önce İstanbula uğrayıp Vahdettinle görüşmesi ve padişahın TBMMyi tanımasının istendiği belirtiliyor. Mustafa Kemal Paşaya göre, İstanbul hükümetinin Başbakanı Tevfik Paşa ve Dışişleri Bakanı Ahmed İzzet Paşa, Yusuf Kemal Beyi oyalayıp aldatmışlar, İzzet Paşayı, ondan önce gizlice Paris ve Londraya göndermişler ve onun çabaları sonucunda Ankara heyetinin Londrada yaptığı görüşmeler başarısız kalmıştır.

Oysa daha soğukkanlı bir okuma yaparsak göreceğiz ki, olaylar başka türlü gelişmiştir. Sakarya zaferinden sonra Anadolu hareketinin gücünü ilk fark eden Batılı ülke Fransa olmuş ve 20 Ekim 1921de Ankara Antlaşmasını imzalayarak İngiltereyi yalnız bırakmıştı. Bunda, Osmanlıyı parçalama planlarında İngilizlerin arslan payını kapmaları kadar, Birinci Dünya Savaşında Fransanın başının Almanya ile fena halde dertte olması ve İngilterenin harp sonunda Fransanın can düşmanı Almanya ile iyi ilişkiler geliştirme yönündeki ikili siyaseti de önemli bir rol oynamıştır.

Kurtuluş Savaşı sırasında Fransanın politikasında meydana gelen bu sert dönüş, İngiltereyi Sevr Antlaşmasını gözden geçirmeye zorlamış ve Anadoludaki millî hareketle İstanbul hükümetinin işbirliğine gitmelerini arzulamıştır. Çünkü sonuçta Sovyetler Birliği ile giriştikleri nüfuz mücadelesinde Ankarayı Ruslara kaptırmalarına ramak kalmıştır. Sovyetlerin mali ve teknik desteğini alan Ankara, İngiltereyi Misak-ı Milliyi kabule zorlamak ve Yunanistanın arkasından desteğini çekmesi için Sovyetler kozunu devreye sokmuş ve bu koz, açıkçası işe yaramıştı. Sakarya zaferinden sonra barış görüşmeleri teklifleri diplomatik çevrelerin salonlarında halelenirken, meşruiyet zeminini sağlamlaştırmak isteyen Ankara, yeni ve cesur bir hamle ile İstanbulla işbirliği yapmak ve Halife-Padişahın, yani Vahdettinin de desteğini arkasına almak ihtiyacını duymuştu. İşte Yusuf Kemal Beyin İstanbul ziyareti bu bakımdan büyük önem arz ediyordu.

Burada bir parantez açarak şunu söylemem lazım ki, herkes Vahdettinin bir İngiliz zırhlısına binerek kaçtığını söylerken, devrin şartlarını görmezden gelmektedir. O yıllarda abluka altında olan Osmanlı topraklarında veya denizlerinde seyahat etmek, ya Mustafa Kemal Paşanın Samsuna gidişinde olduğu gibi, İngiliz kuvvetlerinden izin almak şartıyla mümkündü, ya da bizzat İngiliz tren ve gemilerine binmek suretiyle. Nitekim Yusuf Kemal Bey de 15 Şubat 1922de İngilizlerin hazırladığı özel bir trenle İstanbula gidebilmişti!

Ertesi günü Tevfik Paşa ve Ahmed İzzet Paşa ile görüşen Ankara heyeti, İstanbul hükümetinden ne istediyse almış, Vahdettinle de görüştükten sonra Paris ve Londranın yolunu tutmuştur. Burada açıklık getirilmesi gereken bir husus, İzzet Paşanın Paris ve Londraya gideceğinin bir devlet sırrı olmayıp aylar öncesinden resmen bilindiği, hatta Yusuf Kemal Beye Lord Curzonla randevusunun bizzat İzzet Paşa tarafından alındığıdır. Nitekim dergide bahsedilen 16 Mart tarihli görüşmede yalnız Ankara hükümeti temsilcileri değil, İstanbul hükümeti temsilcileri de bulunmuş ve her iki Türk heyeti de bağımsızlık yönünde bastırmışsa da, Curzonun önce mütareke diye tutturması üzerinde toplantı sonuçsuz kalmıştır.

Görüldüğü gibi, olaylar çok farklı şekilde gelişmiştir. Lord Curzonla randevuyu ayarlayan ve hemen her noktada Ankara ile tam bir mutabakat halinde olan Vahdettinin hangi akla hizmetle onun çantasındaki bilgileri karşı tarafa ulaştırmış olabileceği sorusu yeterince anlamlıdır. Nihayet belgelerin metinlerine bakıldığında bunların İngilizlerin ne işine yarayacağı şüphelidir. Zira İngiliz istihbaratı üzerinde yapılan araştırmalar, Ankara hakkında çok daha ileri noktadaki bilgilere sahip olduklarını göstermektedir.

Peki bu belgeler neden Public Record Officede muhafaza edilmiştir?

İstihbaratçıların iyi bildiği bir şey varsa, o da gerçek belge ile sahtesini ayırt etmektir. İstihbarat servislerine yığınla belge akar ama oradakiler bunların hangisinin gerçek, hangisinin yanıltmaca amaçlı olduğunu iyi bilirler. Nitekim çalındığı söylenen belgeleri rapor eden Komiser, Londradaki üstlerine bu belgelerin sağlıklı olduğuna dair bir garanti veremeyeceğini belirtmek ihtiyacını duymuş, sadece imkânsız görünmüyor gibisinden garip bir not düşmüştür. İngiliz Yüksek Komiserinin dahi sağlamlığına garanti veremeyeceğini belirttiği bu raporu Vahdettinin casusluğunu ifşa eden büyük gazetecilik olayı şeklinde sunanlar, onlara bir İngilizden daha İngiliz olarak baktıklarını kanıtlamış olmuyorlar mı bir bakıma?





Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor.


___________________________________
KÖR CEHALET ÇİRKEFLEŞTİRİR İNSANI !

SUSKUNLUĞUM ASALETİMDENDİR. ..

HER LAFA VERECEK BİR CEVABIM VAR...

LAKİN BİR LAFA BAKARIM LAF MI DİYE,

BİR DE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE...
keskin965 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 21-05-2007, 22:27   #3 (tekli aç) (permalink)
Tutuklu Üye
 
monrealli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 38485
Üyelik tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 1.706
Ruh Halim:
Rep Gücü: 0
REP Puanı : 126
REP Seviyesi : monrealli will become famous soon enoughmonrealli will become famous soon enough
Teşekkür Sayısı: 9
25 Mesajina 32 Tesekkür Aldi
Standart


daha dune kadar bizlere he rpadisahin ocu kotu tuh kaka oldugu islenmisti.Allahtan son zmanalrda arsicler acildida az biraz dmeokrasi isledide belgeler mektup;ar bulundu.Bu mektuplarda biride musatafa kemalin vahdettine ovgu dolu mektubu idi.

Akli selim biri bilirki ittihat ve terakki sorumlu idi o duruma gelmemizde...bakiniz tarihlere 1918–1922. hersey olmus bitmis tek sorumlu olarak vahdettin goruluyor.Halbuki ne savasa giren odur nede kaybeden.Ittihatcialr dort bir yana kactilar tabii ates topunuda vahdettiende biraktilar..sonra suclu osmanli oldu..ittihat yirtti...

Bizim okullarda okutulan tarih bos tarih..dogum olum tarihelri filan dogrudur ama gerisi hep saibeli..taraflidir...



Bugun acikca goruluyorki vahdettinin eli kolu bagli oldugu icina ickca destek vermedi ama en guvenilir iki adamini fevzi ve kazim i mustafanin emrine soktugu anlasiliyor.Bizlerde biliyrouzki ,hatat cumhuriyet doneminde kazim ve fevzi pasa sefillik icind eolduler cunku cumhuriyetciler onlair halen osmanli olarak goruyordu.


Bu dahi delildirki padisahdan koparak kendi istekleri ile girmemistirler kazim ve fevzi pasa atanin emrine.Ustelik ikisininde rutbesi kat kat Atadan yuksek olamisna ragmen...hatta samsuna acayip yetkilerle ,gizlice, ya su bu isi icin gondeiryorum diye gondemristir mustafa kemali.Yoksa durum ogle vahimidiki gemi dahil anidn batirilirdi samsunada cikilmazdi.

Peki neden daha adirek bir destek olmadi, dedim ya uzman tarihciler dha iyi anlatiyor ama birinci dunya savavsini kaybetmisik, istanbulu ingizliler almislar kaznaanalrin konseyinde, dolayisi ile asil sorumlu bizi bu savasa koru korune surukluyen enver ve onun ittihatci mason/yahudi arkadaslari idir.Ama sonra atesli topu vahdettien atip kacip gitmsilerdir.Butun sorumluda vahdettin olarak kaldi.


monrealli isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 21-05-2007, 22:36   #4 (tekli aç) (permalink)
Vip Üye
 
keskin965 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 20501
Üyelik tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3.459
Rep Gücü: 27
REP Puanı : 125
REP Seviyesi : keskin965 will become famous soon enoughkeskin965 will become famous soon enough
Teşekkür Sayısı: 14
45 Mesajina 68 Tesekkür Aldi
Standart


Alıntı:
ORiJiNAL YAZARI : monrealli
daha dune kadar bizlere he rpadisahin ocu kotu tuh kaka oldugu islenmisti.Allahtan son zmanalrda arsicler acildida az biraz dmeokrasi isledide belgeler mektup;ar bulundu.Bu mektuplarda biride musatafa kemalin vahdettine ovgu dolu mektubu idi.

Akli selim biri bilirki ittihat ve terakki sorumlu idi o duruma gelmemizde...bakiniz tarihlere 1918–1922. hersey olmus bitmis tek sorumlu olarak vahdettin goruluyor.Halbuki ne savasa giren odur nede kaybeden.Ittihatcialr dort bir yana kactilar tabii ates topunuda vahdettiende biraktilar..sonra suclu osmanli oldu..ittihat yirtti...

Bizim okullarda okutulan tarih bos tarih..dogum olum tarihelri filan dogrudur ama gerisi hep saibeli..taraflidir...



Bugun acikca goruluyorki vahdettinin eli kolu bagli oldugu icina ickca destek vermedi ama en guvenilir iki adamini fevzi ve kazim i mustafanin emrine soktugu anlasiliyor.Bizlerde biliyrouzki ,hatat cumhuriyet doneminde kazim ve fevzi pasa sefillik icind eolduler cunku cumhuriyetciler onlair halen osmanli olarak goruyordu.


Bu dahi delildirki padisahdan koparak kendi istekleri ile girmemistirler kazim ve fevzi pasa atanin emrine.Ustelik ikisininde rutbesi kat kat Atadan yuksek olamisna ragmen...hatta samsuna acayip yetkilerle ,gizlice, ya su bu isi icin gondeiryorum diye gondemristir mustafa kemali.Yoksa durum ogle vahimidiki gemi dahil anidn batirilirdi samsunada cikilmazdi.

Peki neden daha adirek bir destek olmadi, dedim ya uzman tarihciler dha iyi anlatiyor ama birinci dunya savavsini kaybetmisik, istanbulu ingizliler almislar kaznaanalrin konseyinde, dolayisi ile asil sorumlu bizi bu savasa koru korune surukluyen enver ve onun ittihatci mason/yahudi arkadaslari idir.Ama sonra atesli topu vahdettien atip kacip gitmsilerdir.Butun sorumluda vahdettin olarak kaldi.
Hala okullarda, yat ali yat,tut ali tut bunlar öğretilirse bizde o yana bu yana yatmaktan bi hal olduk gitti


___________________________________
KÖR CEHALET ÇİRKEFLEŞTİRİR İNSANI !

SUSKUNLUĞUM ASALETİMDENDİR. ..

HER LAFA VERECEK BİR CEVABIM VAR...

LAKİN BİR LAFA BAKARIM LAF MI DİYE,

BİR DE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE...
keskin965 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-05-2007, 20:20   #5 (tekli aç) (permalink)
Üye
 
vedatdayiii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 65297
Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 21
Rep Gücü: 0
REP Puanı : 0
REP Seviyesi : vedatdayiii
Teşekkür Sayısı: 0
0 Mesajina 0 Tesekkür Aldi
Standart


ENVER paşayla osmanlıyı birinci dünya savaşına sokan türklerin soyunu kırdıran gene ENVER paşayla şarıkamışta 90 bın türk askerinin yok oluşuna seyirci kalan sonra DAMAT FERİT gibi bir korkak düşmanla işbirlikçilik yapan birinin dirayetine giren mondros mütakeresini imzalayan son osmanlı padişahlarının vebali günahı yokmudur yorumlarınız çok önyargılı gibi geliyor bana


vedatdayiii isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-05-2007, 22:45   #6 (tekli aç) (permalink)
Vip Üye
 
keskin965 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 20501
Üyelik tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3.459
Rep Gücü: 27
REP Puanı : 125
REP Seviyesi : keskin965 will become famous soon enoughkeskin965 will become famous soon enough
Teşekkür Sayısı: 14
45 Mesajina 68 Tesekkür Aldi
Standart


Alıntı:
ORiJiNAL YAZARI : vedatdayiii
ENVER paşayla osmanlıyı birinci dünya savaşına sokan türklerin soyunu kırdıran gene ENVER paşayla şarıkamışta 90 bın türk askerinin yok oluşuna seyirci kalan sonra DAMAT FERİT gibi bir korkak düşmanla işbirlikçilik yapan birinin dirayetine giren mondros mütakeresini imzalayan son osmanlı padişahlarının vebali günahı yokmudur yorumlarınız çok önyargılı gibi geliyor bana
Kardeş sana Enver paşayı ve sarıkamış hakkındaki derlediğim bilgileri aktarayım belki faydalanırsın,ama inan bana o bahsettiğin konularda padişahın hiç bir suçu yok çünkü enver paşa dediğin zatta bugünkü darbe meraklılarından sadece biri. Umarım yanılmışımdır sende bana gerçekleri anlatırsın.

Muzaffer Tasyürek *******
Tarihimiz ihtisamli zaferler kadar facialarla da dolu. Zaferlerimizle övündügümüz kadar, yasadigimiz hezimetlerden de dersler çikarmak zorundayiz. Bunu yapmadigimiz sürece tarih bizim için ne ölçüde anlamli olabilir? Facialardan söz ederken, Sarikamisi özellikle dikkate almamiz gerekir. Orada, hiç de uzak olmayan bir zamanda 100.000 e yakin yigidimizi karlara gömdük. Üstelik tek kursun atamadan... Üstelik sadece bir hayalperestin kisisel ihtirasi ugruna... Ihtiras... Bu kavrami iyi düsünmeliyiz. Kimi kendi ebediyyetini bu atesle yakip kül ederken, kimileri de koca memleketi harabeye döndürebiliyor.

Almanlar, Türkiyeye giden trenlerin üzerine Enverlanda (Enverin Ülkesine) gider yazmaktadirlar. Kibir ve ihtiras demistik ya! Pasanin su ifadelerine bakin: Beni Napolyona benzetmislerdi. Kabul etmem. Çünkü ben ikinci adam olamam.

Tarih, 16 Aralik 1914. Soguk bir kis günü. Talebesi ögretmenini azarlamaktadir: Hatali davrandiniz! Basarili olamadiniz! Rus ordusu burada yok edilmeliydi.

Simdi hemen harekete geçip, Rus ordusunu Sarikamista yok edeceksiniz! Cephelerin ve harp okulunun emektar komutani Hasan Izzet Pasa, küstahlasan ögrencisine pervasizca cevap verir: Olmaz! Havalari görüyorsunuz. Her yerde kar var. Karakis baslamistir. Bu sartlar altinda, bu mevsimde harekât bir faciaya dönüsebilir. Kis siddetini kaybetsin, yollar açilsin, düsmana haddini bildiririz.

Her verdigi emrin hemen yerine getirilmesine aliskin padisah damadi ve ordularin baskomutan vekili 34 yasindaki Enver Pasa, asabileserek su tehdidi savurur:

Eger hocam olmasaydiniz, sizi idam ettirirdim! Bir facianin esiginde, Hasan Izzet Pasa istifa ederek ordudaki görevinden ayrilir.

Çöl atesinden Köprüköy ayazina Çok geçmeden, tarihler 21 araligi gösterirken, tarihe Sarikamis Faciasi olarak geçen harekât baslatilir. 125 bine yakin iman abidesi insan, kis kiyamette paltosuz, postalsiz, gömlekle, çarikla cehennemî tipinin ortasina sürülürler. O günlere sahit olan bir askerin mektubu, facianin küçük bir boyutunu günümüze söyle tasir: ;Bu yaz, iki alayimizla Yemenden buraya naklonulduk. Yola koyulmamizdan dört ay sonra buraya ulastik ki, Arabistanin cehennemî sicagi Köprüköydeki ayaz yaninda nimet-i ilâhi imis. Burada çadirin perdesi buza kesmis oglak kulagi gibi kirilmakta ve kopmakta. Bölük kumandanim, beni sihhiyeye nakletmis ise de, tabip ve ilaç yoklugundan çaresiz kalip tekraren takimima döndüm. Aksam yaklasinca Köprüköye civar daglardan tipi bosanir. Kumandanimiz, gelecek cuma Baskumandan Enver Pasa Hazretlerinin teftis ve hücum için gelecegini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltolarin verilecegini ve Yemen yazliklarini atacagimizi müjdeledi. Allah, devlete ve millete zeval vermesin. Baskumamandan Pasa Hazretlerinin gelmesi ile, Moskofun kahrolacagindan ve kâfirin, karsimizdaki tepelerde geceleri seyrettigimiz ocakli ve mutfakli karargâhlarini ele geçirecegimizden subaylarimiz çok emin. Safak söktügünde 2059 rakimli Kizkulagi Tepesinden Moskof obüs yagdirir ama sükrolsun, zafer bizim olacak. Gece bastirdiginda, tepelerdeki Moskof ocaklarinin atesi gözlerimizdeki ayazi tandir közüne tebdil eyler. Baskumandan Pasa Hazretleri acele gelse ki, atese kavussak... Igdirli Ali Çavus yazlik giysiler içerisinde titreye titreye bu mektubu yazip Istanbuldan gelecek olan kislik giysileri beklerken, Karadeniz 17 de baska bir facia yasaniyordu. Ruslar Osmanli ordusuna erzak, mühimmat ve giyecek getirmekte olan gemileri sulara gömmüslerdi. Bu durumu askere bildirmeyen Enver Pasa, ihtiraslarina maglup olarak bütün birliklere su mesaji çeker: Askerler! Hepinizi ziyaret ettim. Ayaginizda çarik, sirtinizda paltonuz olmadigini gördüm. Lâkin karsinizdaki düsman sizden korkuyor. Yakin zamanda Kafkasyaya girecegiz. Orada her türlü nimete kavusacaksiniz. Islâm Aleminin bütün ümidi sizsiniz. Böylece Turan Fatihi, Sarikamis Fatihi olma ugruna, binlerce insan dehsetli bir can pazarina sürülür.

Üç beyinsizin ugruna üç milyon halk Koca bir cihan devleti olan Osmanli, sahsi ihtiraslar ugruna böylesine yanlis kararlarla askeri harekâta girme asamasina nasil gelmisti?

Sultan Abdülhamid Hanin bir entrika sonucunda darbe ile tahtindan uzaklastiran Ittihatçilar, 1914 yazinda Avrupada esmeye baslayan savas rüzgarlarinda Almanlarin yaninda yer alirlar.

Sultan Abdülhamit Hanin Avrupada yillarca emek vererek sagladigi dengeler bir anda alt üst olur ve Ingiltere ve Fransanin sömürgecilik yarisindan pay kapmak isteyen Almanyanin aleti oluruz.

Almanlar, Fransiz ve Ingilizlerin yaninda yer alan Ruslara karsi Osmanli askerini kullanarak bati cephesinde rahatlamanin plânlarini yapmaktadirlar.

Bunun için Kayserin Alman ordusuna eklenen bir süngü olarak tasvir ettigi Osmanli neferleri kullanilir. Sömürgecilik yarisinda hiçbir çikari olmayan Osmanli, felaketlerle sonuçlanacak olan bir macereya sürüklenmektedir.

Darbe ile iktidara gelmis, ayak oyunlariyla rütbe almis ittihatçi subaylar, milletin gelecegini, refahini, kalkinmasini degil, gazete sayfalarina kahraman olarak geçmeyi düsünüyorlardi.

Hiç yoktan girilen Birinci Cihan Harbinde, 1 Kasim 1914te Kafkas Cephesi açilir ve Ruslar Dogu Anadoluya girerler.

Ziya Gökalpin melekler bu milletin kurtulacagini ona fisildarlar diye yücelttigi hürriyet kahramani Enver Pasanin halkin dini duygularini galeyana getiren beyannamesi ile Seyhülislamin mukaddes cihad fetvasi yayinlanir.

Ziya Gökalpin turancilik fikriyle yazdigi siirler üniversite gençliginin slogani olmustur:

Düsman ülkesi viran olacak Türkiye büyüyüp Turan olacak!

Ama Türkiye büyümek bir yana gün geçtikçe erimekte, küçülmekte ve parça parça koparilmaktadir.

Devlet-i Ebed Müddetten Enverlanda Turan Fatihi olmanin hayallerini kuran Baskumandan vekili Enver Pasa (baskumandan pasidahtir), padisah damadi olarak birçok yetkiyi elinde tutmaktadir. Padisahin bir çok seyden haberi bile olmamaktadir.

Enver Pasa, verdigi harekât emrinde hedef olarak Tahran ve Aksabati gösterir. Tahran harekat merkezine 1350 km. Askabat ise 2000 km. uzakliktadir. Almanlar, Türkiyeye giden trenlerin üzerine Enverlanda (Enverin Ülkesine) gider yazmaktadirlar. Kibir ve ihtiras demistik ya! Pasanin su ifadelerine bakin: Beni Napolyona benzetmislerrdi. Kabul etmem. Çünkü ben ikinci adam olamam. Etrafinda bulunan subaylar da ihtiras ve hayalcilikte ondan geri kalmiyorlardi. Çetecilikleriyle meshur Dr. Bahaeddin Sakir ve arkadaslari Erzuruma gelirlerken, yol kavsaklarina Turana buradan gidilir! diye isaret levhalari koyuyorlardi. Alman Von der Goltz Pasa bunlar için söyle demisti. Kafkasyada maalesef Napolyon Bonapart oldugunu iddia eden ve cahil yetisen birçok adam vardir. Bunlar, ordularina güçleriyle bagdasmayan görevler vermislerdir ve bu yüzden ordularini büyük zarara ugratmislardir. Zararin asil sorumlularindan biri, ihtirasta Enverden geri kalmayan Hafiz Hakkiydi. Bu adam hiçbir arazi arastirmasi yapmadan Enver Pasanin ihtiraslarini kamçilayacak su telgrafi çekmisti: Daglar üzerindeki yollari kesfettim. Bu mevsimde bu yollardan hareketin mümkün olduguna inandim. Buradaki kolordu ve ordu komutanlari yeterli ölçüde inançli ve kararli olmadiklarindan böyle bir saldiriya samimiyetle taraftar olmuyorlar. Bu saldiri vazifesi rütbem düzeltilerek bana verilirse ben bu isi yaparim. Enver Pasa, Hocasi Hasan Izzet Pasayi azlederek görevi sekiz gün önce yarbayliktan albayliga terfi eden Hafiz Hakki Pasaya verdi. Hafiz Hakki Pasa artik tümen komutani olmustu ama gözü ordu komutanligindaydi. Niçin olmasindi? Orduyu politikalarina alet eden bu darbecilerin basi Enver, 18 gün içinde yarbayliktan pasaliga yükselmemis miydi? Bunun yani sira harbiye naziri (savunma bakani) olmamis miydi? Ondan neyi eksikti? Politika ile rütbe alan bu komutanlar arazi ve yol incelemesini yanlis yapmis ve sonuçta tekerlekli araçlarin geçmesine uygundur raporu verilen yollardan askerler yaya zor geçmislerdi. Tekerlekli araçlar ve kisitli mühimmat karlara saplanip kalmis, tek tek birerli siralarla yürüyen askerler, güçleri tükenmis, hasta ve mecalsiz olarak Ruslarin karsisina dikilmisler çogu kursun bile atamadan donarak ölüp gitmislerdi. Kardan heykeller 22 aralikta Enver Pasanin emriyle 120-125 bin civarinda Osmanli askeri dondurucu soguga ragmen yollara sürülmüstü. Bölge çogu senenin dört ayi boyunca karlarla örtülüydü. Kar yükseklikleri kimi yerlerde bir metreyi geçiyordu. Zemheriler diye bilinen en soguk günlerdi. Sifirin altinda kirk dereceye düsen soguk, düsmandan daha düsmandir. Yapilan harekât plânina göre 9. Kolordu Sarikamis Daglarini, 10. Kolordu ise Allahuekber Daglarini asarak Ruslari Sarikamista kusatip imha edecekti. Gündüz baslayan yürüyüste çariklari yumusayan askerlerin çariklari gece donmaya, bir mengene gibi ayaklarini sikmaya baslar. Adim atmak neredeyse imkansizdir. Askerler oldugu yerde ziplar, atlar, kendini karlarin içine vurur ve ayaktan baslayan donma yavas yavas tüm vücuda yayilir. Düseni kaldirmamak için emir vardir. Zaten kimsede de kimseyi kaldiracak güç kalmamistir. Neferler ordunun isaret taslari gibi yollara dizilirler. Kimi çömelmis, kimi oturmus, kimi yuvarlanmis, kimi bir agacin gövdesine dayanmis kardan heykellere dönüsürler. 90.000 sehit. Tek kursun atmadan... O yil kurtlar insan etine doyar. Birçok cesedin gözlerini kuslar oymustur. Arkadan gelenler, gördükleri korkunç manzara karsisinda moralmen yikilmaktadir. Ayrica açlik da son haddine ulasmistir. Onbes saatlik yürüyüsün sonunda, 16.300 kisilik 30. tümenden geriye 1.400 asker kalir. Ölenler, düsmana karsi tek bir mermi atamamislardir. Diger birliklerin de bunlardan farki yoktur. Kayiplarin sayisi, en iyimser rakamla 70 bin kisidir. Bazi kaynaklarda bu sayi 90 bin kisiye kadar ulasir. Sonuçta, sadece bir gecede binlerce asker beyaz karlarin üzerine cansiz serpilmisti. Kalanlar ise açlikla, bitlerle, tifüsle, sogukalginligi ve kangrenle ugrasiyorlardi. Tarih ne böyle bir faciayi yazmis, ne de görmüstü. Oysa Istanbula çekilen telgraflarda inanilmaz ifadeler vardir: Kafkasya daglari ve tepeleri beyaz bir örtüyle örtülüdür. Kar hemen hemen bir metreyi geçmistir. Harekâttaki sessizlik bundandir. Kahraman askerlerimizde ilerleme istegi o kadar çoktur ki, ellerinden gelse soluklariyla karlari eritip yol açacaklardir. Kari daha az olan kesimlerde kahramanlarimiz basarilar elde ediyorlar. Dün süngü saldirisiyla düsmandan iki mevzi ele geçirilmistir.Enver Pasa inadindan dönmedi. Son bir gayretle Sarikamisa yüklenmek istiyordu. Acimasiz emrini verdi: Saldiri sirasinda her üst, bir adim geri atani derhal tabancasi ile öldürecektir.Askerler, bu durum karsisinda dillerinde kelime-i sehadet ile bir kere daha bile bile ölüme yürümeye basladi. Sonuçta Sarikamisa ancak bir avuç kahraman ulasabildi. O da geçici bir süre için. Onlari teslim alamadim. Çünkü.. Rus Kurmay Baskani Pietroroviç, anilarinda Sarikamisa kavusan o bir avuç kahramani söyle anlatacaktir:

Ilk sirada diz çökmüs bes kahraman. Omuz çukurlarina yasladiklari mavzerleri ile nisan almislar. Tetige asilmak üzereler. Ama asilamamislar. Kaput yakalari, Allahin rahmetini o civan delikanlilarin yüreklerine akitabilmek istercesine semaya dikilmis, kaskati... Hele biyiklari, hele hele biyiklari ve sakallari! Her biri birer fütuhat oku gibi çelik misal. Ya gözler?.. Dinmis olmasina ragmen su kahredici tipinin bile örtüp kapatamadigi gözleri!.. Apaçik!.. Tabiata da, baskumandana da, karsisindaki düsmana da isyan eden ama Allahina teslimiyetle bakan gözler... Açik, vallahi apaçik!.. Ikinci sirada öyle bir manzara ki, hiçbir heykeltras benzerini yapmayi basaramamistir. O ürkütücü ayaza ragmen, saglarinda fisekleri debelenerek üzerlerinden atmaya tenezzül etmemis iki katirin yaninda baslari semaya dönük, alti masal güzeli Mehmed... Sandiklari bir avuçlamislar ki, hayati biz ancak böyle bir hirsla avuçlayivermisizdir. Öylesine kaskati kesilmisler. Ve sag basta binbasi Mustafa Nihat. Ayakta... Yarabbi, bu bir ayakta durustur ki, karsisinda düsmani da, kâfiri de, lanetlisi de Allahın huzurunda diz çöküs halinde gibi. Endami, düsmani dize getiren bir tekbir velvelesi gibi. Belinde, fiseklerinin yuvalarini tipi ile kapatmaya bütün gece düsen kar bile razi olmamis. Sol eli boynundaki dürbünü kavramis. Havada donmus, Kale sancagi gibi... Diger eli belli ki, semaya uzanip rahmet dilerken öylesine taslasmis. Hayrettir, basi açik. Gür erkek kömür karasi saçlari beyaza bulanmis... Ve Moskovadaki askeri müzede sergilenen bu satirlarin sonu söyle biter: Allahuekber Daglarindaki Türk müfrezesini esir alamadim. Bizden çok evvel Allahlarina teslim olmuslardi. 24.12.1914 Persembe. Ve bitisimizin itirafini olayin bas sorumlularindan Hafiz Hakki Pasa, baskumandan vekiline su sözlerle özetler: Bitti pasam, ordumuzun kism-i küllisi mahvoldu.” Enver Pasa hiçbir sey olmamis gibi Istanbula döner. Arkasinda binlerce kefensiz kar çiçegi birakarak... Basini ele geçirmis bu darbeci güruh siki bir sansür uygulayarak halkin Sarikamis cephesinde olup biteni ögrenmesine engel olurlar. Faciayla ilgili bilgiler Ruslar vasitasiyla Avrupa ve Dünyaya yayilir ama hersey için artik çok geçtir. Bir sohbet sirasinda Harbiye Nezareti Ordu Daire Baskani Behiç Beye bu facia için Enver Pasa söyle der: Bunlar nasil olsa birgün ölecek degiller miydi! Birinci Cihan Harbinin alevleri, Sarikamistan Çanakkaleye, Galiçyaan Trablusgarpa kadar binlerce kilometre karede müslüman kaninin ihtiraslar ugruna akmasina sebep olur. Ve Akif gözyaslari içinde söyle inler:

Gitme ey yolcu beraber oturup aglasalim, Elemim bir yüregin payi degil, paylasalim. Karsimda vatan namina bir kabristan yatiyor!

Ihtiras demistik ya! Bazilarinin ihtirasi sadece kendilerini degil, milyonlarca vatan evladini ve tarihin gördügü en ihtisamli cihan devletlerinin birini yakabiliyor.

Kaynak: Semerkand dergisi, 12/2000


___________________________________
KÖR CEHALET ÇİRKEFLEŞTİRİR İNSANI !

SUSKUNLUĞUM ASALETİMDENDİR. ..

HER LAFA VERECEK BİR CEVABIM VAR...

LAKİN BİR LAFA BAKARIM LAF MI DİYE,

BİR DE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE...
keskin965 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 24-05-2007, 00:46   #7 (tekli aç) (permalink)
Vip Üye
 
keskin965 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 20501
Üyelik tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3.459
Rep Gücü: 27
REP Puanı : 125
REP Seviyesi : keskin965 will become famous soon enoughkeskin965 will become famous soon enough
Teşekkür Sayısı: 14
45 Mesajina 68 Tesekkür Aldi
Standart


Damat Ferit paşa
Damat Mehmet Adil Ferit Paşa VI. Mehmet Vahdettin saltanatında 4 Mart 1919 - 2 Ekim 1919 ve 5 Nisan 1920 - 21 Ekim 1920 tarihleri arasında toplam bir yıl bir ay onbeş gün sadrazamlık yapmış,

sadrazamlığı esnasında işgal güçleri ile işbirliği yapıyor ve Kurtuluş Savaşı'na muhalefet ederek tarihe geçmiş bir Osmanlı devlet adamıdır.

Osmanlı sadrâzamlarından Şûrâ-yı Devlet üyelerinden Seyyid Hasan İzzet Efendi' nin oğlu olup, İstanbulda 1853 yılında doğdu. Tahsilini tamamladıktan sonra Hâricîye Teşkilâtında görev aldı. Paris, Berlin, Petersburg ve Londra elçilikleri kâtipliklerinde bulundu.

Daha sonra Sultan Abdülmecidin kızlarından Mediha Sultanla evlendi ve saraya damat olarak girdi. 1884 yılında Şûrâ-yı Devlet üyeliğine tâyin edildi.

İki sene sonra da vezir rütbesi verilen Damat Ferit Paşa, Londra Büyük Elçiliğine tâyinini istediyse de, Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından bu isteği reddedildi.

Bunun üzerine memuriyetten ayrılıp, Meşrûtiyetin îlânından sonra Âyân Meclisi üyesi oldu. Önceleri İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerine yaklaştı.

Ancak anlaşamamaları sonucu onların aleyhinde çalışmaya başladı ve Hürriyet ve İtilâf Fırkası' nın kurucuları arasında bulundu. Hürriyet ve İtilâf Fırkası, İttihat ve Terakki' ye muhalif bir politika izliyordu. 11 Kasım 1911 günü kurulan frıkanın ilk başkanlık görevini 25 Kasım 1911' den Haziran 1912' ye kadar devam ettirdi.

İmparatorluğun son zamanlarında beş defâ sadârete getirilmiştir. Sadâreti zamânında yaptığı tutarsız icrâatı sebebiyle memleketin içte ve dışta zor durumlara düşmesinde büyük tesiri olduğu belirtilmektedir.

Ayrıca, Osmanlıların son sultânı, Sultan Altıncı Mehmed (Vahîdeddîn Han) de kendisini sevmeyip daha şehzâdeliği zamânında, Ferid Paşaya karşı sâhib olduğu düşüncelerini açıklamıştı.

Sultan Vahdeddînin Ferid Paşayı defâlarca sadârete getirmesini târihçiler, zamanın kritik oluşundan ve mecburiyetten ileri geldiğini söylerler.

Nitekim İşgâl altındaki bir memlekette baskıların çok olması, Tevfik, Ali Rızâ, Sâlih Paşa kabinelerinin kısa zamanda görevden ayrılmaları, işgal idâresinin devamlı tazyiki, onu 13 ay müddet içinde beş defâ sadrâzamlığa getiren önemli sebeplerdir. Ferid Paşa, Tevfik Paşanın kurduğu üçüncü kabînenin 3 Mart 1919da düşmesi üzerine, 4 Mart 1919da ilk defâ sadârete getirildi.

15 Mayıs 1919 Yunanlıların İzmiri işgâline kadar 2.5 ay ilk sadareti sürdü. Ferit Paşanın 19 Mayısta kurduğu hükümet, 20 Temmuz 1919a kadar devâm edebildi. Ancak bir gün sonra tekrar kabîneyi kurmakla görevlendirildi.

Bu üçüncü sadâreti ise 30 Eylül 1919da sona erdi.
Ali Rızâ Paşa kabînesinin 3 Mart 1920de düşmesi, arkasından kurulan Sâlih Paşa hükümetinin 25 günlük iktidârdan sonra çekilmesi, Tevfik Paşanın tekrar hükümet kurmayı kabul etmemesi, Ferit Paşanın 5 Nisan 1920de tekrar sadrâzamlığa gelmesine sebep oldu.

30 Temmuz 1920de kabînesini yenilemek için istifâ etti. Bir gün sonra da son kabînesini kurdu. Bu beşinci ve son kabînesi, 17 Ekim 1920ye kadar devâm etti.

İçinde bulunduğu bütün hükümetlerde hariciye nazırlığını ek olarak son iki hükümettede harbiye nazırlığını yapan Damat Ferit Paşa sadrazam olduğu dönemde Osmanlıyı temsilen Paris Barış Konferansı' na katıldı.

Ülkede başlayan işgallere karşı olarak kurulan Kuvay-ı Milliyecileri dağıtmak için Kuvay-ı İnzibatiye teşkilatını kurdu ve milli mücadeleye karşı çıktı. İtilaf Devletlerinin, Osmanlı Devleti' nin paylaşılmasını ve tarihe gömülmesini sağlayacak olan Sevr Antlaşmasını imzalayan heyete başkanlık yaptı.

Anadoluda hiç sevilmeyen Ferit Paşa, Millî Mücâdelenin zafere ulaşması üzerine, 21 Eylül 1922' de Avrupaya kaçtı. 6 Ekim 1923te Fransanın Nice şehrinde öldü.
Ayrıca;Atatürk ve Arkadaşlarını İdam Etmeye Kalkan Bir Sadrazamdır.

vikipedi


___________________________________
KÖR CEHALET ÇİRKEFLEŞTİRİR İNSANI !

SUSKUNLUĞUM ASALETİMDENDİR. ..

HER LAFA VERECEK BİR CEVABIM VAR...

LAKİN BİR LAFA BAKARIM LAF MI DİYE,

BİR DE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE...
keskin965 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 25-05-2007, 16:39   #8 (tekli aç) (permalink)
Vip Üye
 
KaRaMeLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
User ID: 25568
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 3.848
Ruh Halim:
Rep Gücü: 29
REP Puanı : 60
REP Seviyesi : KaRaMeLa will become famous soon enough
Teşekkür Sayısı: 0
16 Mesajina 18 Tesekkür Aldi
Standart


paylaşımlar için tşk.ler arkadaşlarr:d


KaRaMeLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla
Tags: , ,



Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:24 .
Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0
Ad Management by RedTyger