28-05-2009, 17:43
|
#1 (tekli aç) (permalink)
|
Vip Üye
User ID: 37219 Mesajlar: 3.048 Rep Gücü: 0 REP Puanı : 0 REP Seviyesi :  Teşekkür Sayısı: 9
25 Mesajina 29 Tesekkür Aldi
| sergerde | | SERGERDE DENİZ SOM İSLAM âleminin son halife adayı Fatih Sultan Recep’in Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi karşılığında ortaya çıkacak tarım arazisini İsrail şirketine (devletine) armağan etmek istemesi üzerine Prof. Dr. Aydın Aybay, 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı’da yaşananları anımsatıyor: “Uluslararası deniz taşımacılığı çok yoğun bir evreye ulaşmıştı. Ortadoğu’da deniz ticaretinin merkezi Osmanlı ülkesinin kıyıları ve limanları olmuştu. Ama bunca yoğunluğa karşı bölgede deniz trafiği riskliydi ve yabancıların şikâyetine konu oluyordu. Riski önlemenin veya azaltmanın çaresi ise kıyıları, gemilerin seyirde yararlanacakları deniz fenerleri ile donatmaktı. Osmanlı ülkesinde rüşvetle iş yapıldığını öğrenen iki sergerde (çete başı) Fransız, İstanbul’a geldi ve ucuza hazırlattıkları proje ve fizibilite raporlarını kapıp kredi için bir yabancı bankanın kapısına dayandı. Banka kredi musluklarını açtı. Rüşvetler verildi ve ‘operasyon’un gerisi şöyle oldu: Uyanık Fransızlar, aldıkları kredi ile uygun gördükleri yere tuğladan bir fener kulesi dikip, içine fenerci ailesi ve birkaç teneke gazyağı koyunca, imtiyaz sözleşmesi uyarınca İstanbul başta olmak üzere, Osmanlı limanlarına giren bütün gemilerden alınan ‘fener resmi’ vergisinin tamamına yakın tutarını, vergiyi tahsil eden Osmanlı Maliyesinden almaya başladı. Sonrasında bu iki maceracı Fransız, inanılmaz bir servete sahip oldu; Fransa’da kendilerine şatolar yaptırdılar, İspanya’dan asalet unvanları aldılar. Osmanlı’da yaşanan bu olayı İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki rahmetli hocam Sıddık Sami Onar anlatırdı ve bu Fransız sergerdelerin Osmanlı devletine, yabancı bankalar aracılığıyla faizli ikrazda bile bulunduklarını söylerdi. Osmanlı’da yaşanan bu acı ama gerçek olayı Türkiye Cumhuriyeti çözdü; böylesi bir maskaralığa son vererek, ‘fenerler idaresi’ni devletleştirdi.” Günümüze dönersek. Prof. Dr, Aydın Aybay: “Tarih bilmezsen, milletin malını ticaret gibi görünen bir işlemle kapatan sergerdelerin neler yapacaklarını bilmezsen, kapitülasyon nedir haberin yoksa sanki şekerleme firmasının iş ilişkisini değerlendiriyormuş gibi ‘Bu kârlı bir ticarettir, fırsatı kaçırmayalım’ diye boş laflarla vakit geçirirsin!” Ergenekon’un kirli propagandası ERGENEKON dalgasında yürütülen kirli propagandaya, sürdürülen psikolojik savaşa “Silopi’deki ölüm kuyuları”ndan daha somut bir örnek olamaz İki ay öncesini anımsayın. Televizyonlar canlı yayındaydı, ana haber bültenlerinde “son dakika” gelişmeleri veriliyordu; yalaka basının manşetlerinde Güneydoğu’da faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin kemiklerinin arandığı yazıyordu. Savcıların verdiği krokilere göre iş makineleri ile kazı yapılıyordu. Kazılarda bolca kemik parçaları bulunuyor, bulunan kemikler İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderiliyordu. İki ay sonra ne oldu? Adli Tıp, bir basın bülteni ile Silopi’deki üç “ölüm kuyusu”ndan çıkarılan kemik parçalarının hayvan kemiği olduğunu açıkladı! Haber birkaç gazetede iki satırla yer aldı! İnsanların aklında savcıların verdiği krokiye göre “ölüm kuyuları”ndaki kazılardan faili meçhul cinayete kurban gidenlerin kemiklerinin çıkarıldığı kaldı, öldürülen insanların asitte yakıldığı kaldı! Cesetler asitte eritilirken, “ölüm kuyuları”ndan çıkartılan örgü bere, yün eldiven, pamuklu fanila gibi tamamen organik eşyaların niye erimediği bile kimsenin aklına gelmedi. Çünkü Türkiye psikolojik savaşın bir parçası olarak akıl tutulması yaşıyordu! Mayın Ahmet Önen: “Demek ki neymiş, İsrail yalnız insan öldürmeyi değil, ülke sömürmeyi de iyi biliyormuş!” Yağmur Deniz Hastane yangınında sekiz ölü: Sağlıkta kökten reform! Espri Hasan Baş: “Meclis Başkanlığı’nın milletvekillerini bulamaması ucuzluğu, Recep İvedik esprilerinde bile yok!” Fikir Nami Tepe: “Recep’e göre paranın dini, imanı, milleti olmazmış. Dervişin fikri neyse, zikri de odur!” Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” CUMHURİYET – 28 Mayıs 2009 |
___________________________________ İçeriği görebilmek için Uye Olmanız gerekmektedir. Üye Olmak için Lütfen Tıklayınız.Biz dönmedik! Yalancıya ölçüsüz hayranlık kölelikten gelir. Ancak ruhları ve beyinleri köleleşmiş olanlar, yalancıya sevgi, saygı, bağlılık duyarlar Niceleri geldi neler istediler.
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenlerde hep senin gibiydiler. |
| |