Vip Üye
User ID: 37219 Mesajlar: 3.030 Rep Gücü: 0 REP Puanı : 0 REP Seviyesi :  Teşekkür Sayısı: 9
20 Mesajina 22 Tesekkür Aldi
| | | Türkiyenin Tarımsal Çevre Sorunları ve Çözüm Önerileri Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda, doza bağlı olarak değişen çok sayıda olumsuz etkilere rastlanmaktadır. Hatta bazı hormonların alımından sonra ani ölümler meydana gelmektedir.
Bitkiler de ise; yaprak yüzeyleri azalmakta ve yaprak damarlarının genişlemesi ile birlikte uzun, şeritvari tipte yapraklar oluşabilmektedir. Yapraklarda görülen bozulmaların yanı sıra, meyve şekillerinde bozukluklar, koflaşma, çıkıntılarda hormon kullanımının başlıca olumsuz etkileridir.
Sonuç olarak, bilinçsiz bir şekilde ve aşırı dozlarda kullanılan hormonlar fayda yerine zarar getirmektedir. Özellikle çevrede oluşan yüksek düzeydeki hormon kalıntıları, bitkiler ve canlılar için son derece sakıncalıdır. Bu nedenle, hormon kullanımının bilinçli ellerle yapılması, aşırı dozlardan kaçınılması, hormon kullanımına denetim getirilmesi, bitkilerdeki kalıcılıkları daha az olan doğal hormonların kullanım imkanları üzerinde daha fazla durulması gibi tedbirler alınmalı ve hormon kullanımının çevresel etkileri ayrıntılı bir şekilde araştırılmalıdır.
4.3.2. Yanlış Arazi Kullanımı
Bu gün Türkiye'de tarıma uygun olmayan ve arazi yetenek sınıfları yönünden orman veya otlak olması ve böylece devamlı bir şekilde bitki örtüsü ile kaplı bulunması gereken araziler, işlemeli tarım arazisi olarak kullanılmaktadır. Bu tarım alanları eğimli arazilerde yer aldıkları için de bu alanlarda erozyon bütün şiddeti ile devam etmektedir.
Erozyon, toprağın aşınmasını Önleyen bitki örtüsünün insanlar tarafından yok edilmesi sonucu, koruyucu Örtüsünden yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisi ile aşınması ve taşınması olayıdır. Bu tanımlamadan da anlaşılacağı gibi erozyon olayının temelinde insan unsuru ve onun doğaya karşı olan olumsuz davranışları yatmaktadır.
Türkiye erozyonun her tür ve çeşidinin görüldüğü ülkelerin başında gelmektedir. Her yıl akarsularla denizlere en az 500 milyon ton verimli ülke toprağı sürüklenerek gitmektedir. Giden bu toprak Kıbns adasının yüzeyini yaklaşık 10 cm kalınlığında örtebilecek bir miktarı ifade etmektedir.
Erozyon olayı ile birlikte akarsularla sürüklenen topraklar bir taraftan deniz ve göllerde diğer taraftan ise baraj göllerinde birikmekte böylece trilyonlarca liraya mal olan bu gibi sulama ve enerji amaçlı Önemli yapıların ekonomik ömürlerini kısıtlamaktadır. 1939 yılında işletmeye açılan Ankara Çubuk l barajı bu gün nerede ise dolmak üzeredir.
Erozyonun meydana getirdiği ekonomik zararları şu başlıklar halinde alabiliriz.
a-Toprak Kayıplarında Artma
Her yıl en az 500 milyon ton toprak kaybolmaktadır.
b-Üretkenlik Potansiyelinde Azalma
Taşınan toprakların üretkenlik üzerindeki etkileri, toprak tipine ve üst toprağın kalınlığına göre farklı olmaktadır. Şiddetli erozyona maruz kalmış bazı topraklar Üretkenliklerini ekonomik bir üretime imkan vermeyecek bir biçimde kaybetmiş olabilmektedirler. Üretkenlik, erozyona uğramış bütün topraklarda belirli bir miktarda azalmaktadır.
c-Bitki Besin Maddeleri Kaybı
Her yıl taşınan toprak materyali ile birlikte 875000 ton bitki, besin maddesi kayba uğramaktadır.
d-Ürünlerde Kalite Düşmesi
Topraktan bitki besin elementlerinin taşınması, yalnız ürün randımanını düşürmekle kalmamakta aynı zamanda elde edilen ürünlerin kalitesinin de bozulmasına sebep olmaktadır.
e-Tarımsal İşletme Büyüklüğüne Etkisi
Eğer tarım yapılan arazide bir oyuntu erozyonu meydana gelmiş ise, tarımsal işletme büyüklüğünü bozar, hatta toprak işleme bütünlüğünü ortadan kaldırır.
f-Su Tutma Kapasitesindeki Azalmalar
Toprakların çoğunda, alt toprak üst toprağa oranla daha az organik madde ihtiva eder ve üst toprak kadar geçirimli değildir. Su tutma kapasitesi yüksek olan üst toprak taşınırken, alt toprak yüzeye yaklaşmakta ve bu sebeple toprağın su tutma kapasitesi azalmaktadır. Bunun sonucunda yüzey akışlarının hacmi artmakta ve bitkilere yarayan su miktarı azalmaktadır.
g-Verimli Toprakların Sedimentlerle Örtülmesi
Erozyonla taşman çakıl ve kum gibi uygunsuz materyaller verimli topraklar üzerine yığılarak üretkenliği azaltabilir ve bu sırada yetişmekte olan ürünleri tahrip eder. Bu gelişme, ayrıca taban arazisinin satıh drenajını da engellemektedir.
h-Toprak Yapısının Bozulması
Üst toprak erozyona uğrarsa çoğunlukla zayıf yapı koşullarına sahip alt toprak işlenmesinde ve ekilmesinde zorluklar çıkabilir (Çepel, 1997).
Erozyonun bu zararlarının yanı sıra ekonomik kalpları da mevcuttur. Örneğin Türkiye'de yılda erozyonla kaybedilen toplam toprak miktarı 500 milyon ton olduğuna göre, sadece buğday üretimi yapan tarlalarda yılda ve günde kaç tane ekmeğin kaybolduğu bulunabilir.
Buğday tarımı yapılan tarlaların alanı ve bir hektar topraklan alınan buğday miktarı esas alınarak bir hesap yapılırsa buğday tarlalarından götürülen toprakla yılda 100 milyon tane, günde 274 bin tane 250 gramlık ekmeğin yok edildiği sonucuna varılır. Fırınların tezgahlarında yerini almadan nehirlere, göllere ve denizlere taşınan bu ekmeklerin yıllık olarak parasal değeri 20 trilyon TL, günlük değeri ise yaklaşık 55 milyar TL dir. Bu hesaplamalarda ekmeğin fiyatı 200 000TL olarak alınmıştır.
Yine aynı şekilde erozyonla meydana gelen toprak besin maddeleri kaybının da bir ekonomik analizi yapılacak olursa;
Türkiye'de her yıl kaybolup gittiği varsayılan 500 milyon ton toprak ile şüphesiz sadece organik maddece zengin ve genelde canlı olarak tanımladığımız toprağın kum, toz ve kilden oluşan elle tutulup, gözle görülen katı kısmı gitmemekte o katı yapının içinde makro ve mikro olarak tanımlanan nice besin maddeleri de sürüklenerek deniz ve göllere/baraj göllerine taşınmaktadır. Bu besin maddelerinin belli başlıları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılırsa, gübre ve besin maddesi değeri olarak ta büyük kayıplar olduğu görülmektedir.
Toprakların içerdiği %1 oranında ki organik madde genellikle az olarak değerlendirilir. Bu düşük oran üzerinden bir hesaplama yapılırsa, her yıl erozyonla kaybedilen toprak ile birlikte, 500 milyon toprağın %1’i karşılığı 5 milyon ton organik madde kaybedildiği kolayca hesaplanabilir. Bu miktar organik madde mutlaka kuru organik maddedir. Normal koşullarda alınıp satılan ve kullanılan hayvansal gübreler yaklaşık %50 oranında rutubet içerirler. Dolayısıyla bu 5 milyon ton organik maddeyi toprağa kazandırabilmek İçin 10 milyon ton miktarında "normal/hava kurusu" organik maddenin toprağa verilmesi gerekir. 1 ton hayvan gübresinin 5 milyon TL 'ye alındığı varsayilırsa, bu 10 milyon ton organik maddenin parasal karşılığı 40 trilyon TL'dir.
Toprakta %1 oranında bulunan saf azot bitki beslemesi yönünden az veya yetersiz olarak değerlendirilmektedir. Yine bu düşük orana göre bir değerlendirme yapılırsa , 500 milyon ton toprak ile her yıl 500 bin ton saf azot kaybedildiği sonucuna varılır. 500 bin ton saf azotu yerine koyabilmek için bunun beş katı amonyum sülfat gübresi kullanılması gerekir ki buda 2,5 milyon ton amonyum sülfat gübresi demektir. %20-25 oranında saf azot içeren amonyum sülfat gübresinin bugün ki fiyatı(mayıs 2004 itibari ile) 200 000 TL dir. Bununda parasal değeri 250 trilyon TL dir.
Yine toprakta, dekarda (200 ton toprağa eşit kabul edilmektedir)20 kg oranında bulunan potasyum(K20) da bitki beslemesi açısından yetersiz olarak değerlendirilmektedir. Bu orandan hareketle bir değerlendirme yapılırsa, yine 500 milyon toprakla her yıl 50 bin ton potasyum kaybedilmektedir. Bu yaklaşık 100 bin ton potasyum sülfat gübresine eş değerdir. Bununda parasal değeri 550 000 TL/kg üzerinden 55 trilyon TL 'ye eş değerdir.
Bitki beslemesi yönünden olan bir diğer bitki besin maddesi fosfora gelince yılda 70 bin ton süper fosfat gübresine eşdeğer fosfor kaybolup gitmektedir. Bunun da parasal karşılığı 300 000 TL/kg üzerinden 21 trilyon TL’ye eşdeğerdir.
Bunlar toprakta nispeten yüksek oranlarda bulunan ve bitkiler tarafından da yüksek oranlarda tüketilen besin maddeleridir. Bunlardan ayrı olarak, topraklarda çok az oranda bulunan (5-10 mg/kg ‘dan biraz daha fazla) ve o oranlarda da az oranlarda tüketilen fakat bitkiler için mutlaka gerekli olan mikro besin elementleri de vardır ve erozyonla birlikte bunlarda kaybedilmektedir. Özellikle ileri derecede erozyona uğramış ve ham alt yapılan ortaya çıkmış ortamlarda, bu besin maddelerinin noksanlığı bitkilerde, hayvan ve insanlarda önemli beslenme bozukluklarına neden olmaktadır. Topraklarda, içilen su ve yenen yiyeceklerde iyot eksikliğinin, insanlarda guatr başta olmak üzere çeşitli tiroit bezi hastalıklarına neden olduğu, benzer şekilde flor eksikliğine dayalı diş çürüklükleri ile karşılaşıldığı, fazlalığında ise dişlerde kahverengi lekeler oluştuğu, demir, mangan, bakır, çinko gibi mikro elementlerin insan vücudunda ki pek çok enzimin kimyasal yapısına iştirak ederek, katalitik görevi gördüğü bilinmektedir. Dolayısı ile bu elementlerin kayıplarını da dikkate aldığımızda, bunlarında gübre olarak parasal karşılıklarının büyük rakamlara ulaştığı görülebilmektedir. Nitekim sadece çinko elementi üzerinde bir değerlendirme yaparsak;
Yine çinkonun toprakta bulunduğu alt değer olan mg/kg ölçüsünden hareket ettiğimiz zaman her yıl erozyonla 3 500 ton çinko elementinin sürüklenerek gitmekte olduğu tespit edilir. Bu besin maddesini yerine koyabilmek için bitkiler tarafından kolayca alınabilen etkin formu temsil eden kileyt tipi bir çinko gübresi kullanıldığında, en az 7 milyon TL/kg üzerinden bulunan rakam 24,4 trilyon TL tuttuğu, diğer benzer elementler için (demir, mangan ve bakır) benzeri değerlendirme yaparsak bu dört mikro elementin karşılığı 100 trilyon TL tutarında bir kayıpla karşı karşıya olunduğu sonucuna varılır. Eğer bu elementleri ucuz fakat, etki yönünden zayıf demir sülfat, mangan sülfat, çinko ve bakır sülfat gibi tuzlarla karşılamaya gidersek bunu yaklaşık 10-20 kat ucuza mal etmek mümkündür.
Böylece bu besin maddeleri kayıplarını alt alta koyup topladığımız zaman sadece gübre değeri olarak kaybının 490 Trilyon TL olduğu görülmektedir.
Rezervuarların kurutulması ve idame ettirilmesinde dikkate alınan en önemli sorun sedimentler sebebi ile depolama hacminin zamanla küçülmesidir. Erozyonun baraj ve göletlerin ömürlerini yarıya indirmesinin yanında erozyonla gelen sedimentin içme ve kullanma sularında ki zararlarının önlenebilmesi amacı ile yapılacak arıtma tesisleri ve tesislere erozyon nedeni ile gelen ek yük ile Türkiye'nin bu konuda ki kayıplarının 78 milyar dolar düzeyinde olduğu tahmin edilmektedir.
Büyük erozyon tahribatı ile karşı karşıya bulunan Türkiye'de bu afete karşı etkili önlemler alınabilmesi için konu milli bir sorun olarak ele alınıp, ilgili kuruluşların iş birliği içerisinde erozyonla mücadele çalışmalarını sürdürmeleri gerekmektedir. ( Anonim. 1997).
Bu konuda alınması gereken önlemler şu şekilde özetlenebilir.
1-Kültürel Önlemler
Kültürel önlemlerde esas, doğayı taklit ederek erozyona karşı korumada doğanın silahı olan bitkileri kullanmaktır. İnsanlar tarafından tahrip edilmemiş iyi bir bitki örtüsü toprağı çok iyi korur. Kültürel Önlemler arasında; bitki ekim nöbeti, örtü ve yeşil gübre bitkileri anızlı tarım sayılabilir.
2-Mekanik Önlemler
Kültürel önlemlerin yetersiz kaldığı arazilerde erozyonu önlemek amacı ile mekanik yöntemler uygulanmak zorundadır. Eğer topografyaya paralel olarak tarım yapılırsa erozyona karşı %25' e varan bir koruma sağlanabilir. Meyilin fazla olduğu alanlarda en etkin mekanik koruma yöntemi ise teraslamadır. Teraslamalarda %100'e varan bir koruma sağlanabilir.
3-Diğer Önlemler
1, 2. Ve 3. Sınıf arazilerin tarım dışı kullanımı önlenmeli ve toprak işlemeli tarım yapılmasına uygun olmayan arazilerde işlemeli tarım alanları ayrı ayrı haritalarla gösterilmeli ve aykırı kullanımlar yasal olarak önlenmeli ve yanlış kullanımlar uygun kullanıma çevrilmelidir.
Orman ve orman altı örtüsünün tahribinin önlenmesi için orman köylüsünün geçimi sağlanmalı ve orman tahribine neden olmayacak işletmelerin kurulabilmesi için kredi imkanları yaratılmalıdır.
Yöresel koşullara bağlı olarak optimum İşletme büyüklükleri belirlenmelidir. Miras yolu ile işletmelerin parçalanması önlenmeli, parçalanmış olanlar toplulaştırılmalı ve bu bakımdan medeni kanunun miras ile ilgili maddelerinde yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Üreticilere verilen kredilerde işletmeli tarım yapan çiftçilerin toprak ve su koruma yöntemlerine uymalar halinde bir takım kolaylıklar sağlanmalıdır.
Erozyon konusunda çalışan araştırma kuruluşları ve üniversiteler desteklenmeli, araştırma sonuçları üreticiye ulaştırılmalıdır.{Günay,1997).
Yanlış arazi kullanımının neden olduğu bir diğer sorunda erozyonun temel nedeni olan meralarımızdır.
Türkiye'de hayvancılık geniş ölçüde meraya dayalı olarak yapılmaktadır. Ancak tarımsal mekanizasyon düzeyindeki gelişmelere paralel olarak ve özelliklede siyasal baskılar sonucunda mera arazileri sürülerek işlemeli tarıma açılmıştır. Örneğin. 1950 yılında 37 milyon hektar olan mera arazisi günümüzde 25 milyon hektarlara kadar inmiştir.
Çayır ve meraların oluşturduğu bitki örtüsü nedeniyle doğayı düzenleyici etkileri yanında, önemili bir oksijen ve doğal yem kaynağı olması gibi özellikleri de bulunmaktadır. Bu nedenle çayır meraların giderek yok olması ile bir taraftan hayvancılık yönünden büyük önem taşıyan yem üretimi azalmakta, diğer taraftan çevre sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Orman alanlarında da çayır meralara ilişkin olumsuzluklara benzer gelişmeler gözlenmektedir. Toprak verimliliğinin korunmasından, iklim üzerine olumlu etki yapmaları, iş alanı ve geçim kaynağı yaratmaya kadar pek çok yararına karşılık ormancılık konusunda ki olumsuz gelişmeler devam etmektedir. Orman alanlarının tarlaya dönüştürülmesi suretiyle daralması süreci tüm hızıyla yaşanmaktadır(Günay, 1997).
5.TARIMLA İLGİLİ ÇEVRE SORUNLARININ EN AZA İNDİRİLMESİ İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEMLER
Toprak ve su yönteminde tarımsal teknolojilerin çevrede oluşturacağı olumsuz etkileri en aza indirmek veya ortadan kaldırmak amacı ile alınması gereken genel ve konu bazında ki teknik, ekonomik, kurumsal ve yasal önlemler aşağıda açıklanmıştır.
5.1. Teknik Önlemler
1-Bölgesel olarak makro düzeyde, doğal kaynakları koruyan ve geliştiren, arazi parçalanmasını önleyen ve modern teknolojilerin kullanılmasına olanak veren bir yapıya sahip üretim planlaması yapılması (Türkiye'de agro- ekolojik tanımlama unsurlarına göre çok sayıda tarımsal bölge tanımlanabilmektedir. Yalnız bu aşamada agro- ekolojik bölgeler değil, sistemler dikkate alınmış ve kuru tarımda nadas uygulanan, nadas uygulanmayan, eğimli ve sulu alanlar için öneriler geliştirilmiştir. Sistemler içinde yapılması gerekenlere ilgili Öneriler devlet desteği konusunu kapsamaktadır).
2-Tarımsal üretimde bitkisel ve hayvansal üretimin bir bütün olduğu gerçeğinin kabul edilmesi ve bütün planlamaların bu bütünlük dikkate alınarak yapılmasıdır.
3-İleri teknoloji kullanımının çevre sorunlarına neden olmaması için farklı ekolojik özelliklere sahip bölgelerin koşullarına uygun çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesini sağlayacak araştırma sisteminin ve geliştirilen teknolojinin üreticiye aktarılmasını sağlayacak etkin yayım sisteminin kurulması.
5.2.Gencl Ekonomik Önlemler
1-Tarımsal faaliyetler için ön görülen teşvik tedbirlerinin uygulanmasında çevre boyutunun daima dikkate alınması. Özellikle vergi iadesi uygulamaları ve sübvansiyonlarla aşırı ilaç ve gübre kullanımının özendirilmesi. Teşvik tedbirlerinde çevre için daha uygun teknolojilerin kullanımım özendiren sistemlerin geliştirilmesi.
Bu çevrede, sürdürülebilir, biyolojik ve ekolojik tarım gibi üretim yaklaşımlarının desteklenmesi.
2-Kurulacak yeni örgütler ve yeni görevler üstlenecek mevcut kurumların faaliyetlerinin etkinliğini sağlamak amacıyla çevre ile ilgili faaliyetlere genel bütçeden ayrılan payın arttırılması yanında 'Doğa ve Tarımsal Çevreyi Koruma ve Destekleme Fonu' oluşturulması. Bu fonun gelirleri yasaları çiğneyenlerden alınacak cezalar, tarımsal girdi ve ürün İthalatından alınacak fonların bir bölümü, ruhsat verme işlemlerinden alınacak harçlar ve bağışlardan oluşabilir. Ayrıca uluslar arası çevre koruma örgütlerinin katkıları da bu fonun kaynakları arasında düşünülebilir.
3-Teşvik ve destekleme dağıtımında çevreyi gözeten ve çevreye olumlu katkı sağlayan projelere öncelik verilmesi.
5.3.Genel Kurumsal ve Yasal Önlemler
1-Tarım teknolojisi ve çevre konusunda yetki ve sorumluluk sahibi tüm kurum ve kuruluşları ve aynı zamanda üreticileri içine alan koordinasyonu sağlayan, yasal yatırım gücü olan ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir çevre bırakabilmeyi hedefleyen, üst düzeyde bir 'Çevre Ulusal Komitesi' kurulması. Bu komitenin, çevre ile ilgili konularda bugüne kadar çıkan yasa, tüzük, yönetmelik ve ilkeleri derleyen, değerlendiren, günün koşullarına göre yeniden düzenleyen ve uygulamayı denetleyen bir yapıya sahip olması.
2-Kalıntı izleme sorumluluğu bulunan Tarım ve Köy İşleri, Sağlık, Çevre Bakanlıklarının bu alandaki yetki ve sorumluluklarını devralacak, konusu ile ilgili merkezi bir veri tabanı oluşturacak, kurulacak bölgesel kalıntı labaratuvarlarından sorumlu olacak, özerk veya yan özerk yapıda bîr 'Çevre Koruma merkezi' kurulması.
3-Ortaya konmuş olan konu ile ilgili araştırma sonuçlarının çiftçiye aktarılmasını sağlayacak araştırma- yayım zincirinin etkinliğini arttıracak yöntemlerin uygulanması
4-Bitkisel üretim uygulamalarının sürekli izlenmesini ve bu yolla eksik/yanlış uygulamaların zamanında belirlenip düzeltilmesine yönelik önlemlerin alınmasını sağlayacak bir 'uzaktan algılama' sisteminin kurulması ve İşletilmesi. Halen DİE tarafından uygulamaya konacağı bildirilen uzaktan algılama çalışmalarının bitkisel üretim konusunda başarı şansının çok düşük olduğu düşünülmektedir.
Uzaktan algılama uygulamalarında başarı, büyük ölçüde yer gerçeklerinin en ince ayrıntıları ile saptanması ve sürekli izlenmesine bağlıdır. DİE yurt çapında bu teknik donanım ağına sahip bulunmaktadır. Bu nedenle konu ile ilgili uzaktan algılama faaliyetlerinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmesi önerilmektedir.
5-Tarım teknolojilerinin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin Önlenebilmesi amacı ile tanım bizzat uygulayan çiftçilerin tarımsal faaliyetler konusunda örgütlenmesi ve çevre konusunda bilinçlendirilmesi. Bu çevrede üretici birliklerinin devletle ilişkileri kesilmeli ve bunlar özerk kuruluşlar haline getirilmeli, üreticilerin Örgütlenmeleri teşvik edilmeli, ve bu örgütlerin uygun üretim teknolojilerini kullanmaları teşvik edilmelidir.
6-Başta genç kuşaklar olmak üzere, tüm kesimlere, çevre ve çevre tarım ilişkisi eğitimi verilmesi. Bunun için görsel basın yanında okul içi eğitimden de yararlanılmalıdır.
7-Çevre ile ilgili tarımsal araştırmaların yürütülmesinde öncelik devlet kuruluşları ve üniversitelere verilmelidir.
8-Bazı ülkelerde 'alan sorumluluğu’ adı altında uygulanan ve teknik elemanların üretimde kullanılan teknolojilerin uygulanmasında yardımcı ve sorumlu olduğu sistemin en entansif tarımın uygulandığı Akdeniz Bölgesinde örnek olarak seçilecek bazı yörelerde uygulamaya konulması(Anonim, 1997).
6.SONUÇ VE ÖNERİLER
Hormonlu bitkiler, erozyonla her yıl denizlere taşınan değerli topraklar, Afrika'nın çölleşmesi ile ilgili olarak ortaya çıkan kıtlıklar, dünyanın bir çok bölgesinde hava ve su kalitesi sorunu, aşın sulama ve gübrelemenin toprak kalitesini düşürmesi, DDT gibi tarım ilaçlarının ortaya çıkardığı dünya çapında ki zehirlenme olayı, ozon tabakasının delinmesi, havadaki CO2 oranının artmasıyla ortaya çıkan sera etkisi gibi çeşitli doğal dengesizlikler hep insanlar tarafından yaratılan sorunlar olmaktadır. İnsanın teknolojik gücü arttıkça çevresine olan etkisi de artmaktadır. Ortaya çıkan çevresel sorunlar ise dünyanın ortak malı haline gelmektedir.
Günümüzde gelişmekte olan ülkeler sanayileşme hareketleri ile birlikte tarımsal kalkınmalarını da gerçekleştirerek amaç edindikleri refah seviyesine ulaşacaklardır. Ancak bunu yaparken kalkınma planlan çevresinde çevre sorunlarını da ele alarak çevre ve ekonominin uzlaşması sağlanmalıdır.
Türkiye'de çevre korunması konusunda, bir yayım politikası uygulanmamaktadır. Ancak çevrenin korunması, çevre ile uyumlu bir tarım sisteminin geliştirilmesi için tarım sektörünün yayım kuruluşlarına olan gereksinimi gözardı edilmemelidir. Çiftçilerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve motive edilmesi gerekmektedir(Kızılaslan, 1997).
Sonuç olarak denilebilir ki çevre sorunları üretim faaliyetlerine bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle kalkınmada ki başarı, sadece kısa vadeli üretim artışları ile değil, kaynakların orta ve uzun vadede ve üretkenlik niteliğini koruyarak doğayı bozmadan sağlanması gerekmektedir. Zira önlem alınmadığı takdirde yakın gelecekte birçok ülkenin yaşadığı ciddi sorunlardan daha fazlasının Türkiye'de de yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Tarımda aşın modern girdi kullanımı en uygun düzeye getirmede üreticilere yönelik eğitim programlarının büyük önemi vardır. Bu konular ilgili kurumların yayım programlarında ele alınmalıdır.
Gerek hayvansal üretimde ve gerekse bitkisel üretimde kullanılan hormon gibi büyümeyi düzenleyiciler insan sağlığı açısından sakıncalıdır. Bunlar kontrol altına alınmalıdır.
Tarımsal kalkınmanın sağlanmasında tarımsal teknolojide meydana gelen gelişmeler çevre bilinci içinde değerlendirilmelidir.
Havası ve suyu kirlenmemiş, toprağı bozulmamış., gürültü ve diğer kirliliklerden uzak, temiz, güzel, yeşil ve sağlıklı bir çevre bu dünyada yaşayan tüm insanların en büyük isteği, insanlığın da geleceğe huzurla bakabilmesinin en büyük teminatıdır.
Çevreyi korumak tüm insanlığın görevidir. Bunu yapılabilmesi için ilgili kuruluşlar arasında yeterli koordinasyonun sağlanması gerekir kaynakziraatci.com iste hükümeti önlem almasi ve hükümeti hükümet yapanda bunlara önlem almasidir |
___________________________________ İçeriği görebilmek için Uye Olmanız gerekmektedir. Üye Olmak için Lütfen Tıklayınız.Biz dönmedik! Yalancıya ölçüsüz hayranlık kölelikten gelir. Ancak ruhları ve beyinleri köleleşmiş olanlar, yalancıya sevgi, saygı, bağlılık duyarlar Niceleri geldi neler istediler. İçeriği görebilmek için Uye Olmanız gerekmektedir. Üye Olmak için Lütfen Tıklayınız.
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenlerde hep senin gibiydiler. |