Vip Üye
User ID: 20501 Mesajlar: 3.459 Rep Gücü: 27 REP Puanı : 125 REP Seviyesi :   Teşekkür Sayısı: 14
45 Mesajina 68 Tesekkür Aldi
| Her Devrİn Adami : PerİnÇek | | Doğu Perinçek, Türkiye Marksist-Leninistlerinin mirası üstüne kurduğu Aydınlık hareketiyle hâlâ devrine göre siyaset güdüyor. Dev-Gençten ihtilal liderliğine, Maocu çizgiden 28 Şubattaki tahrik edici üsluba; son olarak ulusalcı çizgiye uzanan Perinçek hareketi tam bir başarısızlık örneği aslında. O devrimci, Maocu, Apocu, Darbeci, Ulusalcı... Şimdi sırada ne var dersiniz?
Fuat Akyol'un haberi
Marksist-Leninist bir teorik organ gerekliydi. Temmuz 1968de bu dergiyi çıkarmaya, adını Aydınlık koymaya karar verdik. Çünkü Aydınlık, sosyalist hareket tarihinde şanlı bir adı ifade ediyordu. 1919-25 yılları arasında muhtelif aralıklarla Türkiye de Marksist-Leninistler tarafından bu isimle bir dergi çıkarılmıştı. Biz Aydınlık adını seçmekle geçmişin mirasını benimsemiş oluyorduk. Aydınlıkın başlangıçtaki kurucuları şunlardır: Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Gün Zileli, Erdoğan Güçbilmez, Vahap Erdoğdu, Atıl Ant, Münir Ramazan Aktolga ve ben. Aydınlık kısa zamanda ideolojik bir karargâh haline geldi. Bu sözler Doğu Perinçeke ait. Günümüze kadar 37 yıldır süren Perinçek ve Aydınlık olayı işte böyle başladı.
Başından bugüne Perinçek ve Aydınlık hareketinin şaşırtıcı düzeyde birbirine ters iki yüzü var. Madalyonun bir yüzünde Perinçekin Dev-Gençin başından, asistanı olduğu Ankara Hukuk Fakültesinden ve üyesi olduğu Türkiye İşçi Partisinden atılmasından tutun; çıkardığı gazete ve dergilerin yalnızca birkaç bin satmasına, kurduğu partilerin hiçbir zaman bindelik oy oranlarını geçemeyişine kadar adeta bir başarısızlık şaheseri var. Perinçek, kurduğu yeraltı ihtilal örgütü en kısa sürede ortaya çıkarılıp dağıtılan ve birlikte yola çıktığı bütün arkadaşları tarafından terk edilen bir kişi olarak da bir başka rekorun sahibi. Her biri bugün toplumun çeşitli kesimlerinde önemli roller oynayan şu isimlerin hepsi onu terk etti: Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Nuri Çolakoğlu, Ferai Tınç, Gülay Göktürk, Osman Ulagay, Kerem Çalışkan, Doğan Yurdakul, Hadi Uluengin, Gün Zileli, Şefik Kahramankaptan, Ömer Madra, Soner Yalçın, Atıl Ant, Adil Özkol, Cüneyt Akalın, Halil Berktay, Ragıp Duran, Çiğdem Kömürcüoğlu, Alev Er, Musa Ağacık, Bülent Tanör. Bu kadar kişi tarafından terk edilmiş olmak bile aslında tek başına Perinçek hareketinin bir başarısızlık örneği olarak siyasi tarihe geçmesini sağlayabilir.
Perinçek ve Aydınlık olayının öteki yüzü
Ama, Perinçek ve Aydınlık olayının öteki yüzünde bambaşka bir boyut var. 1968deki gençlik olaylarının göbeğinde yer almasıyla, 1970lerden itibaren içinde bulunduğu bütün sol hareketleri bölmesiyle, ilki 1980 öncesinde olmak üzere kritik dönemeçlerde çıkardığı dergi ve gazetelerle devletin güvenlik kurumlarıyla çatışmalara girmesiyle adeta ikinci bir Perinçekle karşı karşıyayız. Bu açıdan, Hüseyin Gazi yoldaş kod adıyla yaptığı gizli ihtilal örgütü liderliği, parti başkanlığı veya Aydınlık ve 2000 e Doğru dergilerinin başyazarı olmasının dışında bambaşka bir Perinçek hep sahnedeki yerini aldı. Bu yazının konusu işte bu gizli Perinçek ve 37 yıldır başrolünde olduğu olaylar. Onun Aydınlıkla 1980 öncesinde üstlendiği görevler, 1990 larda 2000 e Doğru dergisiyle yaptıkları, 28 Şubat sürecinden itibaren yine Aydınlık la oynadığı roller, yakın siyasi tarihimizin çok enteresan olaylar zinciri.
Gizli Perinçek, onun bindelik oylardan oluşan siyasi kapasitesini ve etrafındaki etkili beyinler tarafından her zaman terk edilmiş Aydınlık karargahının boyutlarını fersah fersah aşan bir olaylar bütünü. 37 yıl boyunca devletin askeriyle, güvenlik ve istihbarat kurumlarıyla çatışmak, ama hemen her dönemde devletin içinden önemli bağlantılara sahip olabilmek acaba nasıl bir maharetti? Bizzat Perinçekin anlatımlarında ortaya çıkan ilişkiler ağı ve en yakın arkadaşı Gün Zilelinin itiraflarında yer alan bağlantılar, bize işte bu maharetin perde arkası hakkında önemli ipuçları sağlıyor. Dayısı Tümgeneral Turhan Olcayto Bu ilişkiler ağı Perinçekin 28 Şubat sürecinde üstlendiği role, Susurluk ve benzeri toplumsal tartışmaları rayından çıkarmak için uyguladığı senaryolara, daha önce MİT ve Orduyu hedef alan çatışmacı çizgisine paralel olarak bu sefer Emniyet Teşkilatını hedef tahtasına yerleştirmesindeki sebeplere, özellikle de Aydınlıkın toplumda saygınlığı olan isimlere yönelik son yıllarda yaptığı sınır tanımayan yayınlara ışık tutuyor. Perinçekin hakim olan ve bir dönem Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Yardımcılığı yapan babası Sadık Perinçek, dört dönem Erzincan milletvekili seçildiği Adalet Partisinde Genel Yönetim Kurulu üyesiydi. Perinçekin dayısı Turhan Olcayto, tümgeneraldi ve Ankarada Zırhlı Tümen Komutanıydı. Ünlü ihtilalcilerden Tümgeneral Cemal Madanoğlu, ilk eşi Sırma Perinçekin halasının eşiydi. Teyzesinin oğlu Gürbüz Tüfekçi, Ankarada askeri kesimde etkili bir şahsiyetti. Perinçekin arkadaşlarına söylediğine göre Tüfekçi, aynı zamanda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisiydi.
Perinçekin etrafında toplanan beyinler
Perinçekin 1960larda gençlik lideri olarak ortayı çıkmasını ve Dev-Gençin başına geçmesini sağlayan şartlardan biri, böyle bir aile çevresine sahip olmasıydı. Bir diğeri, o dönemin etkin siyasi karargâhlarından olan Ankara Hukuk Fakültesinde okumasıydı. 1964te mezun olduğu hukuktaki dönem arkadaşlarından ikisi sonraki yıllarda MİT Müsteşar Yardımcısı olan Mikdat Alpay ve Uğur Mumcuydu. Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) ile yanyana olduğundan, Perinçekin etkinlik alanı bu okula da sıçradı. SBF de tıpkı hukuk gibi, siyasi çalkantıların tam odağındaki okullardan biriydi. Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Nuri Çolakoğlu, Ömer Madra, Cüneyt Akalın, Halil Berktay gibi o dönemin parlak SBF ve ODTÜ asistanları, Perinçekin etrafında toplandı. Perinçek de, 1968de devrimci gençliğin en üst kuruluşu olan Fikir Kulüpleri Federasyonu (Dev-Genç) başkanlığına seçildiğinde Ankara Hukukta asistandı.
İşte bu noktada, Fikir Kulüpleri Federasyonuna (FKF) Dev-Genç adını veren kişi, yani 27 Mayıs 1960ın ihtilalci subaylarından Kadri Kaplan üzerinde durmak lazım. 1968 şiddet olaylarının gerisindeki FKFye Dev-Genç, dev gibi genç diyen Kadri Kaplan kimdi ve Perinçekle ilişkisi neydi? Albay Kadri Kaplan, 12 Mart 1971 muhtırası öncesinde kitlesel öğrenci hareketlerini örgütleyen ve organize eden kişiydi. Hedef, Türkiyedeki istikrarsızlığı derinleştirmek ve Baas tipi bir sol cuntanın ihtilalle işbaşına gelmesini çabuklaştırmaktı. Organize ettiği büyük eylemlerden biri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 30 Ekim 1968de Samsunda başlayıp 10 Kasım 1968de Ankarada noktaladıkları Mustafa Kemal yürüyüşüydü. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu eski mensuplarından Uğur Cankoçak, 13 Mart 1996 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Kaplanın istihbarat bağlantılarına sahip bir kişi olduğunu belirterek, Albay Kadri Kaplanın başkanı olduğu 27 Mayıs Milli Devrim Derneği kanalıyla Fikir Kulüpleri Federasyonuna kanca atılmış ve Ankarada Dev-Güç (Devrimci Güç Birliği) diye bir hareket başlatılmıştır. İşte bu hareket içerisinde Kadri Kaplan bir konuşmasında FKFlilere, Dev genç, dev gibi genç diyerek Dev-Gençin adını koymuştur. diyor.
Kadri Kaplanla ilişkisini ve Dev-Güç olayını Perinçek şöyle anlatıyor. FKF Genel Başkanı seçilmemden kısa bir süre sonra 27 Mayıs Milli Devrim Derneği Genel Başkanı Albay Mucip Ataklıdan bir mektup aldım. Mektupta irticanın şahlanışından, cuma sabahı toplu namazlarından, gerici saldırılardan söz ederek, bunlara karşı devrimci kuruluşları ortak mücadeleye çağırıyordu. Bu ortak mücadelenin zeminini ve hedeflerini tespit amacıyla yapılacak toplantıya FKF de davet ediliyordu. Bu toplantı 1968 nisan başında Milli Devrim Derneği (MDD) genel merkezinde yapıldı. FKFyi temsilen ben katıldım. 1968 yaz döneminde ilk defa geniş ölçüde gençlik hareketleri, fakülte boykot ve işgalleri oldu. FKF olarak demokratik üniversite talebiyle harekete geçirilen gençliğin bu mücadelesini destekledik. Boykot ve işgallerde yalnız üniversite sorunları ile ilgili değil, bütün halkların talepleriyle ilgili sloganlar atmalarını savunduk. 1960 darbesine davetiye çıkaran miting Perinçekin sözünü ettiği bu toplantıda, Devrimci Güç Birliği kararı alındı, yani Dev-Güç doğdu. Sol çizgideki gençliğin en üst örgütlenmesi olan FKFyi, Dev-Güçe dahil eden kişi Perinçekti. Bu toplantıya MDDden Mucip Ataklı ile birlikte Albay Kadri Kaplanın da katıldığını belirten Perinçek, Kaplanın aynı yıl 28 Nisan günü Ankarada yapılan mitingin icra komitesi başkanlığına seçildiğini belirtiyor. Bu mitingin, 28 Nisan 1960ta Adnan Menderes iktidarına karşı yapılan gençlik hareketinin yıldönümünde yapılması, yeni bir ihtilal davetiyesi olduğunu açıkça göstermekteydi. Peki Perinçekin Kadri Kaplanla ilişkisi nasıl gelişmişti? Perinçek, Kadri Kaplan, Mucip Ataklıya göre daha solda bir tutum gösterdi. Sosyalistlere karşı daima dostça davrandı. Birkaç kere FKFye gelerek genç sosyalist arkadaşlarla tartışmalarda bulundu diyor. Kuşkusuz, Kadri Kaplan FKFye sadece genç sosyalistlerle tartışmaya gitmiyordu. Ama Perinçek, onunla yaptığı görüşmelerin ayrıntılarını vermiyor. O günlerin Türkiyesinde henüz kayda değer bir dini hareket yokken Ankarada Dev-Güç tarafından yapılan laiklik ve irtica açık oturumunun üç konuşmacısından biri yine Kadri Kaplandı. Diğer ikisi, 27 Mayısçı subaylardan ve ölümüne kadar Perinçekin yanından ayrılmayan Suphi Karaman ve Prof. Bahri Savcıydı. FKF eski genel başkanlarından Hüseyin Ergün, bu süreçte gençliğin nasıl manipüle edildiğini şöyle anlatıyor: FKFyi tam olarak ele geçirip adını Dev-Genç olarak değiştirdiler. Bu süreçte görünmez bir el, gençleri her gün biraz daha şiddete yöneltti. Kaçaklar, kahramanlar yarattı. Bunlar basında öne çıkarıldı. Kantinde oturup, yurtlarda kalıp sağa sola ateş eden kaçaklar, gençlik liderleri olarak takdim edildi. Onlar da bu oyundan hoşlandı. Kendilerini Fidele, Cheye benzetmeye başladı. Bunlara, fitili ateşlerlerse halkın arkalarından geleceği söylendi. Amerikalıları, İsraillileri kaçırmaları empoze edildi. Dağa çıkmaları için yönlendirildiler. Hapishaneden kaçırıldılar. Elbette onlar, bunu kendi öz iradeleriyle yaptıklarını düşünüyorlardı. İş biraz alevlenip de bazı istihbarat örgütleri bunlarla açık açık temasa başlayınca, bunu da güçlendiklerine yordular. İyi niyetleri ve oyunu sezememeleri yüzünden, Türkiye o dönemde en civelek gençlerini hapislerde, pusularda, işkencelerde, idam sehpalarında kaybetti. Bu da yetmedi. Bu gençler aşırılık yarışına sokuldu. Bin parçaya bölündüler. Her bir fraksiyon kendisini gerçek devrimci olarak lanse ediyordu. Bu ortamda birbirlerini de kırdılar.
Maocu Bozkurtlar
Perinçekin macerasında, Hüseyin Ergünün üzerinde durduğu, Türk solunun bin parçaya ayrılmasının özel bir yeri var. 1969da meydana gelen Kanlı Pazar olayında, Taksim meydanına Ne ABD ne Rusya, bağımsız demokratik Türkiye pankartı ile giren topluluk ilk etapta, acaba yeni bir milliyetçi hareket mi doğuyor sorusunu sordurmuştu. Ne var ki, bu grup Aydınlıkçılardı. Yöneldikleri merkez Pekin, ilham aldıkları kişi Çinin Komünist lideri Mao Zedung olan bu yeni Maocu hareketin lideri Perinçekti. Perinçek ve arkadaşları o günden itibaren artık Maocular olarak anıldı. Maocular, sahneye çıktıkları günden itibaren Türk solunda adeta bir çıbanbaşı oldu. 1970lerin gençlik liderlerinden Mahir Çayanın Perinçek için söylediği, Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar cümlesi, Türk solunun Perinçeke bakışını en iyi yansıtan değerlendirme. Çayan, bu sözü 1969daki Dev-Genç kongresinde Perinçekin yüzüne karşı söyledi.
Sadece Çayan ve arkadaşları değil, Deniz Gezmiş de dahil dönemin neredeyse tüm devrimci grupları, ele geçirdiği Dev-Gençi cuntacıların oluşturduğu Dev-Güçün emrine veren Perinçeki işbirlikçi ve sahte devrimci olmakla suçladı. Mihri Belli, Perinçek grubu için Bunlar kampüs Maocusu derken; Hikmet Kıvılcımlı Aydınlıkçıların faaliyetlerini Mao kalpazanlığı, CIA sosyalizmi olarak nitelendiriyordu. Perinçek ve arkadaşları için o yıllarda en ilginç yakıştırmayı Moskovacılar yaptı ve onlara Maocu Bozkurtlar adını taktı. Nitekim Perinçek kısa sürede Dev-Gençin başından uzaklaştırıldı.
Böyle başlayan ve 1990lara kadar süren Aydınlıkçılarla Devrimci Sol gibi öteki sol gruplar arasındaki çatışmalarda, çeşitli ölüm olayları da meydana geldi. Yine böyle bir çatışmanın ardından Halkın Kurtuluşu grubu Perinçek için Halka ve devrime ihanet eden revizyonist şef, Aydınlıkçılar için Aydınlık çetesi nitelemesini yaptı. Perinçekin sol ve devrimci hareketlerdeki parçalanmalarda nasıl kilit bir rol aldığını, 1990a kadar 30 yıl boyunca Aydınlık hareketi içinde yer alan Gün Zilelinin şu sözlerinde görmek mümkün: Bölünme kaçınılmaz değildi; eğer hiziplerin başındaki liderler, en başta Doğu Perinçek bölünmeyi istemeseydi. Perinçek, o zamanki liderlerin içinde kendisinin bir misyon için dünyaya geldiğine en fazla inanan kişiydi. Doğu, bölünmeyle ortaya çıkan bir hareketin tek ve değişmez lideri olmayı çok öncelerden kafasına koymamış ve buna uygun bir strateji izlememiş, iradesini samimiyetle devrimcilerin bölünmemesi yönünde kullanmış olsaydı bölünme önlenebilirdi.
Perinçekin Türk solunu bölme ve provoke etme misyonunu yansıtan en ilginç olaylardan biri, 1969da Ankarada yapılan 19 Mayıs mitingi sırasında zamanın Ankara Emniyet Müdürü Nazmi İyibilin, kesin uyarılarına rağmen Kızılay meydanına girmeye teşebbüs ederek polisle çatışmasıydı. Gün Zileli, bu olayı Doğu, bu kör parmağım gözüne eylemini neden örgütlemişti? Bugün baktığım zaman bunun bir sebebi, asker, sivil aydın zümrenin hareketlenmesinin yarattığı cunta beklentilerinin bu tür eylemler ve çatışmalar yoluyla daha da yoğunlaştırılması isteği olabilir sözleriyle yorumluyor.
Aydınlıkçılarla sol grupların çatışması
1977de yine Ankarada düzenlenen ekonomik ve demokratik haklar mitinginde Aydınlıkçılarla diğer gruplar arasında çatışmalar çıkınca, o tarihte İlerici Yurtsever Gençlik dergisinde çıkan şu değerlendirme de aynı paraleldeydi: İlerici demokratik hareketten dışlanmaları Maocu Bozkurtları daha da çılgınlaştırıyor. Maoculuk, emperyalist gericiliğin ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin hizmetindedir. Maoculuğu hâlâ iyi niyetle değerlendiren, devrimci hareketin bir kolu olarak gören çeşitli demokratik çevreler ve Maoculuğun yalanlarına kapılmış namuslu dürüst insanlar, artık Maoculuğun devrimci hareketin bir kolu olarak değil, emperyalist güçlerin hizmetinde karşı devrimci bir akım olduğunu anlamalıdırlar.
1978de Dev-Genç dergisinde Perinçekçiler için Aydınlık bol miktarda Mao Zedung edebiyatı yapmasına rağmen halk savaşı teorisini reddediyor, özde Kemalizm ve sol bir cunta yoluyla iktidar olma, entellektüel aydın pozlarında popülist ve cunta heveslisi bir hareketti. 1971 darbesiyle Aydınlıkın kaypak ve burjuva yardakçısı yüzü, istediği ilerici cunta hayalinin gerçekleşmemiş olmasının şaşkınlığıyla ortaya çıktı. Burjuvaziye sadakatini ispatlamak için, oligarşinin saflarında devrimci harekete, silahlı mücadeleye saldırdı, silahsız direnmesiz teslimiyeti savundu. Bu gerçekler ortadayken, başta Perinçek olmak üzere Aydınlıkçı dönekler, keskin proleter devrimci geçinip, havalar atabiliyorlardı. Ama kimsenin gözünden kaçmayan şey, Aydınlıkçıların proleter devrimciliği, burjuvazinin icazetiyle kendilerine verilen görev gereği olmasıydı. Aydınlık, Ordu konusundaki şovenizmini, geçmişteki Kemalizm kuyrukçusu geleneğinden miras almıştır. Aydınlık, faşizme karşı mücadele veren anti faşist, gerici, devrimci saflarda değil sınıf savaşını örtbas eden, kötüleyen, burjuva sınıfının saflarına gönüllü yazılmıştır. deniliyordu.
Perinçekin başrolünde olduğu soldaki çatışmalar hakkında ilginç bir bilgiyi de Yarbay Talat Turhanın liderliğindeki Genç Kemalistler Ordusu davası sanıklarından Havacı Üsteğmen Göngör Türkeli veriyor. Türkeli, Harbiyeden Babıaliye adını taşıyan anılarında, bir grup arkadaşıyla 12 Mart 1971 muhtırası öncesinde Toros dağlarında yaptıkları bir kampın, muhtıradan sonra Perinçek tarafından ihbar edileceği haberini aldıklarını belirterek, Toroslardan döndükten sonra arkadaşlar Perinçekin bu Toros çalışmamızı ihbar edeceğini duymuşlar. Oktay Etiman ile son yaptığım telefon görüşmesinde,Hemen Doğu Perinçeke haber gönderdim. Böyle Toros moros lafı etmesinler. Kendileri için iyi olmaz dedi. Bir daha da Perinçekin ağzından Toros lafını duyan olmamış. Türk solundaki çeşitli grupları, Solun 49 fraksiyonu başlığıyla yazı dizisi yapan da Aydınlıktı.
Perinçekin, Türkiyenin yakın tarihinde oynadığı karanlık rolleri daha iyi görmek için onun siyasi kişiliğine de mercek tutmak gerekiyor. Perinçekin kişiliğini yansıtan en önemli değerlendirmelerden biri, FKF eski genel başkanlarından Yusuf Küpeliye ait. Küpeli, Perinçek için Burjuva politikacılığının ustası demişti. Gerçekten de, Dün dündür, bugün bugündür felsefesi doğrultusunda onun kadar çeşitli dönemlerde birbirine taban tabana zıt davranışlar sergileyen, yıllarca savunduğu bir ideolojiyi bir çırpıda kenara atan ikinci bir siyasi figür ve ihtilalci görmek hayli zor. Aynı anda hem devrimci hem de cuntacı olunamayacağına göre, Perinçekin yıllardır kendisini kamufle edebilmiş olması, ancak Yusuf Küpelinin sözleri ile açıklanabilir. Her zaman dayanacak bir güç buldu 1997de 28 Şubat sürecinin bir askeri darbeyle sonuçlanması için elinden gelen tüm çabayı harcayan, Tanklar hipodromda resmi geçit yapılsın diye mi satın alınıyor zannediyorsunuz? diyen Perinçek; böyle bir darbeyi, proleteryanın beklediği devrim olarak gösterecek kadar, kendisini kaybetti. Oysa aynı Perinçek, 12 Mart döneminde askeri bir cuntayla iktidarı ele geçirmek isteyen Doğan Avcıoğlu grubunu eleştirirken şöyle diyordu: Bunlar sivil ve asker aydınların kuvvetine dayanarak iktidarı ele geçirmeyi tasarlıyorlardı. Bunlar emperyalizmle uzlaşmaya hazırlardı. Bu grubun önde gelen isimleri olan Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk ve Devrim dergisi yazar kadrosunu sayabilirim. Semih Hiçyılmaz, 28 Mart 1998de Evrensel gazetesinde Perinçekin bu siyasi zikzaklarına şu çarpıcı yorumu getirmekteydi:Perinçekin farklı zamanlarda savundukları birbirinin tamamen zıttı olarak görünse bile, aslında bir bütünlüğe ve tutarlılığa sahip. O her zaman egemen güçler içerisinde dayanacak bir güç daha buldu ve bunun üzerinden politika yaptı. Bu çizginin gereği olarak da bazen İran Şahı Rıza Pehleviyi ve Marcosu devrimci güçler içerisinde ilân etti, bazen de devletin bütünlüğü için sıkıyönetim komutanlarına yardımcı oldu. Dün Milli Selamet Partisi ile Milli Birlik Hükümeti kurmak için ittifak görüşmeleri yaptı, bugün şeriata karşı tankların yanında yeralıyor.
Perinçekin bu tutarsız davranışlarının en çarpıcı örneklerinden biri, 1974teki Kıbrıs Barış harekatını işgal olarak nitelendirdikten sonra, 2004te bu kez Kıbrıs elden gidiyor mitingleri düzenlemesi ve Kızıl elma koalisyonunun içinde yer alması. 1974 affıyla serbest kalan Perinçek ekibinin, yeniden sahneye çıkışı, Türk ordusunun Kıbrısa çıkışını işgal olarak nitelendiren eylemlerle olmuştu. Birçok il ve ilçede barış harekatını kınayan salon toplantıları, korsan gösteriler, çeşitli bildiri ve afiş asma işleri yaptılar. Perinçek grubu, Kıbrıs Türklerinin direnişini yöneten Türk Mukavemet Teşkilatını da hedef almıştı. Perinçeke göre Özel Harp Dairesinin Kıbrıstaki özel şubesi olan bu teşkilat, Türkiyedeki tertip ve kışkırtmaların ocağıydı. Bu faaliyetler üzerine Aydınlıkın çeşitli illerdeki büroları güvenlik güçlerince basılıp 50 kadar Aydınlıkçı tutuklanırken, Aydınlıkın Ankara ve İstanbulda dağıtımı yasaklandı. 2004e geldiğimizde Perinçek ve arkadaşları bu sefer, Kıbrıs Türktür Tük kalacaktır, Türkiyenin savunması Kıbrıstan başlar sloganlarıyla ortaya çıktı. Göz boyamacı politikada zaman içinde epeyce ustalaşan Perinçek, 1991de TRTdeki liderler açıkoturumunda İllegalleşen devlet en büyük terörist haline gelmiştir. Kürt illeri can pazarına dönmüştür şeklindeki konuşmasından dolayı aldığı kesinleşmiş 14 aylık hapis cezası sebebiyle 28 Eylül 1998 günü Haymana cezaevine konulmasını Süper NATO örgütünün bir tertibi olarak nitelendirirken, cambazlığın en ileri noktasına ulaştı. Perinçek, El Kaidenin 11 Eylül saldırılarından sonra, süper terör örgütleri dönemine girildiğini belirten Mahir Kaynakın kızı Prof. Ülke Arıboğandan ilham alarak NATOnun başına süper kelimesini getirip yeni bir örgüt ihdas etti, ama bu teorisi onun kesinleşmiş hapis cezası sebebiyle cezaevinde olması gerekirken neden dışarıda olduğunu ve yıllarca ülkeyi karıştırmaya yönelik faaliyetlerini sürdürdüğünü izaha yetmiyordu. Yani bu mızrak, hayali Süper NATO örgütünün çuvalına dahi sığmıyordu. Süper NATO senaryosu, yine onun bir göz boyamasıydı. Asıl cevap vermesi gereken konu, bunca yıldır neden içeride değildi. Örneğin, 5 Eylül 1993 günü Sabahta Nuriye Akmanla yaptığı röportajda, Ben ne zaman istersem o zaman hapse girerim deme güç ve cesaretini nereden alıyordu? TSK hakkındaki U dönüşleri Perinçekin belki de en çarpıcı U dönüşleri Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) hakkında oldu. 1970lerde TSK için Aydınlık sayfalarında faşist ordu nitelemesi yapılıyordu. 1990larda, PKK ile terör mücadelesinin en kritik ortamında, TSKyı zaafa düşürecek her türlü yayını Perinçekin 2000e Doğru dergisinin sayfalarında görmek mümkündü. Perinçek, TSKnın Kürt illerinde soykırım yaptığını öne sürmekteydi. Tıpkı 1980 öncesinde olduğu gibi, yine kontrgerilla dizileri ve infaz haberleri yayınlayarak, terör mücadelesindeki askerlerin motivasyonunu kırma çabasındaydı. Bunlarla yetinmedi, Bekaa Vadisine iki defa gidip Öcalanla görüşmeler yaptı ve bunları dergisinde yayımladı. Nasıl ki 1980 öncesindeki yayınlarıyla Orduyu ve MİTi hedef alıp, her iki kurumda oluşturduğu zaafiyetlerle Türkiyenin 12 Eylül 1980e gelmesine katkı sağladıysa, 1990 da da aynı taktiği uygulamaktaydı. Hedefi yine Türkiyenin bir iç çatışma ve darbe ortamına sürüklenmesiydi. Bu emellerine ulaşamayan Perinçek, 28 Şubat sürecinde ani U dönüşleri yapmaya başladı. Perinçek için TSK artık Devrimci Ordu idi ve Cumhuriyet devriminin mevzilerine girmişti.Ordumuz tankları resmi geçit için almadı diyen Perinçeke göre artık Ordu Cumhuriyet rotasına ve başkanı olduğu İşçi Partisinin mevzisine girmişti. Üstelik Türkiyede Ordu eliyle, İşçi Partisinin programı uygulanacaktı. Şubat 1997de, Devrim kanunları uygulansın afişleriyle arkadaşlarını sokağa çıkardı. Peki Perinçek geçmişte TSK için neler söylemişti? Perinçekin, 1970lerde emperyalizmin silah depoları ve hakim sınıfların emrindeki bir kurum olarak gördüğü Ordudan silah temin edebilmesi için Orduya sızması gerekiyordu. Sızmanın bir diğer gerekçesini Gün Zileli şöyle belirtiyor: İşçi köylü devrimi peşindeki bir hareket, Orduyu bölmek amacıyla Ordu içinde, özellikle genç subaylar arasında örgütlenebilir. Perinçekin bu sızma faaliyetlerini nasıl yaptığı ve hangi subaylarla ilişki kurduğu, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra ortaya çıktı. Perinçekin ihtilalci örgütü ile ilişkisi tespit edilen subaylar, Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar Örgütü ve Şafak Subaylar grubu davalarından yargılandı. Perinçekle ilişkilerinden dolayı yargılanan subayların bazıları 1997lere kadar aktif görevlerini sürdürdü. Bunlardan biri, halen Hacıbektaş Belediye Başkanı olan emekli Tuğgeneral Ali Rıza Selmanpakoğlu, bir diğeri 28 Şubat döneminde Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı olarak görev yapan Kurmay Albay Hüsnü Dağdı. Perinçek, aradan geçen bunca zaman diliminde, Orduya kanca atmayı hep sürdürdü. Nitekim, 24 Eylül 1998 tarihinde Ankarada İşçi Partisi Genel Merkezine yapılan baskında içeriden Genelkurmaya ait çok sayıda gizli dokümanın çıkması bunun kanıtıydı. Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçının odasından, Özel Harp Daire Başkanlığınca tercümesi yapılan Propaganda ve Psikolojik Harp isimli kitap, Genelkurmay Başkanlığı Özel Harekat İcra Komutanlığının yayını olan İç Güvenlik Harekat Konsepti isimli kitabın fotokopisi, Kara Kuvvetleri Komutanlığınca hizmete özel kaşesi ile yayınlanan Türkiyede Yıkıcı ve Bölücü Akımlar kitabının fotokopisi çıktı. Perinçek, bu dokümanları nasıl temin ettiklerini anlatırken, Herhangi bir konuda aydınlanmak istediğimiz zaman, yetkililer tarafından bize buradan okuyun diye bu dokümanlar verilir diyor. Karanlık dosyada Öcalanla ilişkiler
Perinçek, Bu dokümanları bize yetkililer verir derken doğru söylemiyordu. Çünkü Ocak 1997 de Genelkurmay Başkanlığı Perinçek hakkında üç ayrı suç duyurusunda bulunmuştu. Bu suç duyurularından biri onun PKK ile ilişkileri sebebiyleydi. Genelkurmayın, PKK destekçisi olarak gördüğü bir kişiyi muhatap alıp bu dokümanları vermesi mümkün değildi. O halde Perinçek bunları yine kendi yöntemleriyle elde etmişti. Hemen her dönemde devletin etkili kurumlarına kanca atan Perinçekin ve Aydınlıkın yaşaması için bu ilişkiler zorunluydu. Bunun çarpıcı bir örneğini Gün Zileli anlatıyor. 12 Mart 1971 muhtırası öncesinde Ankarada bir pastanede Perinçek ve arkadaşları toplantı yaparken, içeriye girip masalarına gelen bir er,Beni komutanım yolladı, sizi uyarmam için. Haberiniz olsun takip ediliyorsunuz diyor. Bu sırada Perinçek ve arkadaşlarının kendilerine biçtiği görev, muhtemel bir sağ darbeye karşı direnmek, beklenen sol darbeyi de olumlu yönde geliştirmekti. Perinçek, menfaatleri neyi gerektiriyorsa TSK ve komutanlar hakkında hep o şekilde konuştu. Söz konusu kişi Perinçek olunca U dönüşlerinin yeri ve zamanı yoktu. Nitekim 28 Şubat sürecinin kudretli ismi Orgeneral Çevik Bir emekli olunca Perinçekin hedeflerinden biri oldu. Perinçeke göre Çevik Bir, ancak bir Clinton Atatürkçüsü olabilirdi. Doğu Perinçekin karanlık dosyasındaki en enteresan bölümlerden biri de onun PKK lideri Abdullah Öcalanla ilişkileri. Perinçek le Öcalan ın yolları, ilk defa 31 Mart 1972 günü Ankara Üniversitesi SBF de kesişti. Öcalan SBF de birinci sınıf öğrencisi, Doğu Perinçek ise komşu fakülte hukukta asistandı. 31 Mart 1972 de Mahir Çayan ve arkadaşları Kızılderede öldürülünce SBFde başlayan dersleri boykot eylemine katılanlardan biri de Öcalandı. SBFde Şafak başlıklı bir bildiri dağıtılarak, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının engellenmesi için ayaklanma çağrısı yapılmıştı. İşte bu bildiriyi kaleme alan kişi Perinçekti. Boykotçu öğrenci grubunun elebaşılarından olan Öcalan, sağ elinde Perinçekin bildirisi ile sol elini kaldırarak Bağımsız Türkiye diye bağırmaktaydı.
1979 a gelindiğinde, Öcalan Apocular örgütünün, Perinçek ise Aydınlık hareketinin lideriydi. Artık yolları ayrılmıştı. Apocular, Aydınlık mensuplarına saldırıp öldürüyor ve Aydınlıkın doğuda satılmasını engelliyordu. Aydınlık, 27 Ağustos 1979 günü, Apocu cinayet şebekesinin şefi, işte Apo manşetiyle çıktı ve Öcalanın o güne kadar hiç yayınlanmamış bir fotoğrafını birinci sayfadan büyükçe girdi. Fotoğrafın altında, eşkıya çetesinin şefi yazısı yer almaktaydı. Doğu Perinçek, 6 Ağustos 1979 tarihli Aydınlıkta Apocular başlığını kullandığı yazısında, Apocular denilen cinayet çetesi, yalnız başına bir it güruhu, bir başı bozuk takımı değildir. Bu çetenin yaptıkları işlerde devlet içindeki suç odaklarının, en gerici güçlerin damgasını bulabilirsiniz demekteydi. Aydınlıkın bir başka başyazısında ise şöyle deniliyordu: Apocu katiller çetesi, doğu bölgesinde önüne gelene saldırdı. Çok sayıda insanı öldürdü. Bu grup kendisinden olmayan herkesi düşman görüyor. Elemanları ise profesyonel katillerden oluşuyor. Fakat sert kayaya çarptılar. Devrimci hareket, Apocu sürüye gelene kadar çok zorbayla karşılaştı. Biz onların ağababası Kontrgerillayı da biliriz. Apocu katillerin sonu da yakındır. Çünkü bunlar halkın başına bela kesilmiş bir zorba çetesidir. Apocuların cinayetlerine bir son verilmesi için, üzerine gitmenin zamanı gelip geçmektedir. Bu katiller çetesinin hesabının görülmesi ülkemizin en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Perinçek-Öcalan kavgasında; Aydınlıkçılar PKK için MİTin kurdurduğu ajan provokatör çete nitelemesini yaparken, Apocular ise Aydınlıkçılar için Karşı devrimci, işbirlikçi Kemalistler diyordu. Öcalanın gücünü alarak meclise girmek Ancak tam on yıl sonra Perinçek ve Öcalan Bekaa Vadisinde el ele kol kolaydı, üstelik birbirlerine gül veriyorlardı. 1989 Ekim ve 1991 Nisanında Bekaadaki PKK kampını ziyaret edip Öcalanla röportajlar yapan, bunları 2000e Doğru dergisinde yayınlayan Perinçek, 20 yıl boyunca onbinlerce masum insanın, asker ve polisin kanına giren Öcalanın gücünü arkasına alarak Meclise girmeye heveslendi. Perinçek, Mart 1992de bu kez yardımcısı Ferit İlseveri Bekaa Vadisine gönderdi ve 2000e Doğru dergisinde geniş bir Öcalan röportajı daha yayınladı. Perinçek için artık, PKK bir cinayet şebekesi değil, yasallaşması gereken bir hareketti. 5 Eylül 1993 günü Sabahta yayınlanan röportajında, PKK için Apocu cinayet çeteleri diye yayın yaptınız. Sonra onlar gerilla kardeşleriniz oldu ve PKK yasallaşsın dediniz. PKKnın şimdiki cinayetleri halka karşı değil mi? sorusuna, Zaman zaman halka karşı oluyor, ama esas yönü halka karşı değil. Sonraki gelişmeler, PKKnın emekçilerle birleşen bir damarı olduğunu ortaya koydu. Pratik içerisinde PKKnın yoksul köylülerle birleşen bir atılımı olmuştur cevabını veren Perinçekti. Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1996da yayınlanan sözlerinde, Maceraya ve provokasyona hiçbir zaman karışmadık, bu eğilimlerle her zaman mücadele ettik. Askeri darbe tertiplerine alet edilemedik. Partimiz her zaman emperyalizme karşı mücadeleye öncelik vermiştir diyen Perinçeke inanmak mümkün mü? 1971de Ankarada İsrail Büyükelçiliğini bombalatmaya gönderdiği elemanı elinde bombanın erken patlaması sonucunda ölmeseydi; Perinçek tarihe bombacı olarak geçecekti. Perinçekin 1971 yılı aralık ayı sonunda İsrail Büyükelçiliğini bombalamaya gönderdiği Kasım kod adlı Bakırköylü İsmet, Filistindeki kamplarda eğitim görmüş bir Aydınlık elemanıydı.
Perinçekin şiddet dosyası Perinçek bu olayı şöyle anlatıyor: Filistinden dönen Kasım, Amerikan emperyalizminin Ortadoğudaki ileri karakolu olan İsrail saldırganlarının Arap topraklarına tecavüz ederek Arap Fedai örgütlerine karşı tedhiş hareketlerine giriştiğini belirtti. Buna karşı tepkisini ifade etti. Arap halklarıyla dayanışmamızı ifade eden bir eylemde bulunmanın doğru olacağını söyledi. Bu fikri ben de uygun gördüm. Kasıma, İsrail sefaretine bomba koyma görevini verdim. Bilahare, Kasım arkadaşın elinde bomba patlayarak şehit olduğunu öğrendim.
Perinçekin şiddet dosyası bu olayla sınırlı değil. Katıldığı mitinglerde polisle çatışarak olayları provoke edenlerin başında hep o vardı. 12 Mart muhtırası öncesinde Ankarada her gece patlayan bombaların arkasındaki güçlerden biri de Aydınlıkçılardı. Gün Zileli, Kızılayda ve Ankaradaki Amerikan kuruluşlarının önünde patlatılan bu bombalardan anılarında bahsediyor. Şiddet Perinçekin yönettiği hareketi kontrol etmesi için de gerekliydi. Örgüte ihanet ettiğini düşündüğü bazı Aydınlık mensuplarını polis süsü verdiği sorgucularına silah zoruyla kaçırtıp ifadelerini aldıran da Perinçekti. Gün Zileli, Hasan Yalçının yönettiği külahlı gençlerden oluşan bu ekip, zanlıların evlerini basmış, onları aynı bir polis ekibi gibi tutuklamış, gözlerini bağlamış ve bilinmeyen bir eve götürerek hücreye kapatmışlardı. Zanlılar burada oldukça sert sayılabilecek yöntemlerle sorguya çekilmişlerdi diyor. Perinçek bugün hâlâ ülkeyi karıştırmaya yönelik faaliyetlerini sürdürüyor ve belli ki sürdürmeye devam edecek. Ama bütün kamuoyu artık onun gerçek yüzünü biliyor. Taktikleri artık tamamiyle sırıtıyor. Geçmişte Ordu ve MİTe yönelik faaliyetlerinden sonra, 1999un başından bugüne kadar neden Emniyet Teşkilatını hedef aldığını ve Emniyeti parçalamaya yönelik yayınlara başladığını artık sokaktaki çocuk bile biliyor. Çünkü TSK Perinçekin dostu Öcalanı yakaladı ve PKKnın belini kırdı. Doğal olarak Perinçek Orduya karşı kampanyasında 1998 de büyük bir yenilgiye uğradı. O aşamadan sonra Perinçekin Ordu ile uğraşmasının bir anlamı yoktu. Terör olgusu olarak geriye klasik sağ ve sol terör gruplarının şehirlerdeki olayları kalmıştı. Bunlarla mücadele görevi de Emniyetti. Aydınlık grubunun 1999dan beri sürekli Emniyeti bölmeye ve güçten düşürmeye yönelik yayın ve çabalarının sebebi işte buydu. Perinçekin bu kampanyasında da yine hüsran yaşayacağı kesin, olsa olsa bu kirli faaliyetleriyle kısa vadeli sonuçlar elde edebilir.
VOLEYBOL HAKEMİ NASIL DÖNEK OLDU? Doğu Perinçeke sol çevrelerin yönelttiği en büyük suçlamalardan biri, onun devrimcilik adı altında tam bir tatlı su sosyalisti gibi hayat sürmesiydi. Arkadaşları devrimciliğin güç şartlarını bizzat yaşarken Perinçek gayet keyifli bir hayat sürüyordu. Şahin Alpay ve Cengiz Çandar gibi Filistindeki kamplara gitmedi. Asla Oral Çalışlar ve Gün Zileli gibi doğuda Anadolu köylüsüyle birlikte olmadı. Aydınlık mensupları evlerindeki lüks eşyaları harekete vermeye ve tam bir işçi gibi yaşamaya zorlanırken, bazı eşyalarını vermeyenlerin evlerine baskın yapılıp bunlar alınırken Perinçek bundan muaftı. Üst sınıf gelir grubundaki bir aileden gelen, kolejlerde okumuş SBF asistanı Şahin Alpay, bir ay inşaatlarda işçilik yapmaya zorlanıp kazma kürek tutan elleri su toplayıp patlarken; Perinçek bundan muaftı. Oral Çalışlar, Tatlıcı dükkanlarının vitrinlerine ağzımın suyu akarak bakıyordum, para harcayınca vicdan azabı çekeceğim için çok sevdiğim tatlıyı bile yiyemiyordum derken, Perinçek bundan muaftı. Bırakın tatlıyı, Aydınlıkın yurtdışı temsilcisi Yıldırım Dağyelinin hareketin parasıyla aldığı lüks cep saatini hediye olarak kabul ediyordu!
Aydınlıkçılar, gecekondu semtlerinde işçi sınıfı ile yan yana oturmaya teşvik edilirken; babası oğlu Doğunun oturması için Ankarada iyi döşenmiş güzel bir ev satın alıyordu. Gün Zileli o günleri anlatırken; Bir yandan insanlara proleterleşmelerini söyleyip evlerindeki ıvır zıvıra bile lüks eşya diye el koyup bir yandan da hareketin liderinin lüks sayılabilecek bir evde oturması ve üstelik bunu mülkiyetinde tutması olacak şey değildi. Bu, hareketteki herkes gibi biz önde gelenlerin de dikkatini çekiyordu. diyor. Perinçek, gizli yeraltı ihtilal örgütü lideri olduğu dönem de dahil, yaptığı tek fedakarlık, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra aranırken, bir ay kadar İzmirin Söke ilçesindeki dağlarda mağarada kalması. Bu zorluğa da yakalanmamak için katlandı. Sökeden Ankaraya geldikten sonra bir köyde saklanırken çoban kıyafeti giymesi de, tamamen gizlenmek içindi. Yoksa Perinçek hiçbir zaman çobanların yaşantısını öğrenme özlemi içinde olmadı. Bir subay çocuğu olan Gün Zileli, 1968den 1989a kadar hep Doğu Perinçekin yanında oldu, onun kurduğu yeraltı ihtilal örgütünün Merkez Komite üyesiydi ve kız kardeşi Feyza Perinçekle evlendi. Bu özellikleriyle Perinçekin otuz yıllık ilişkilerini ve kişiliğini en iyi bilen isimlerden biri. Zilelinin anıları, Perinçeki bugüne kadar hiç olmamış biçimde çok yakından tanımamıza imkan sağladı. Cezaevindeki voleybol maçında attığı topun çizgi dışında olduğunu öne süren hakemi bile dönek ve liberal olmakla suçlayan, devrimci arkadaşları bodrum katlarda ve gecekondularda yaşarken kendisi rahat fikir üretmek için İstanbulun en zengin semtlerinde oturan, bir dönem çocuk sahibi olma iznini yalnızca kendisine verip, kız kardeşini bile kürtaj masasına yollayarak kan kaybından ölüm noktasına getiren, devrim uğruna kuryeliğini yapan kızla evlenip ilk eşinden boşanan bir Perinçek portresi görüyorsunuz.
İşte Gün Zilelinin anlatımlarından bir bölüm: 1976 başında Feyza hamile kaldı. Partinin çocuk yapma yasağına o güne kadar sadakatle bağlı olduğumuz halde Doğu Perinçekin bu yasağı delmesinden cesaret alarak oldukça gevşek davranmaya başlamıştık. Haftalık raporumda Doğuya, Mozambiklinin (Feyza için bu adı kullanıyorduk) kazaen hamile kaldığını bildirdim ve ne dersiniz diye sordum. Keşke olmasaydı, ama ne yapalım hayırlı olsun diye bir yanıt bekliyordum. Ertesi hafta gelen cevap tam tersi yöndeydi. Cevapta iyi bir kürtajcıya gitmemizi, bundan sonra daha dikkatli olmamızı istiyordu. Gelen cevapla ikimiz de yıkılmıştık. Ama parti disiplinine kafa tutacak kadar cesur olmadığımız gibi Doğunun bu ne perhiz bu ne lahana turşusu sözünü hatırlatan tutumunu eleştirsek de bunu dışarı vuracak ölçüde gelişmiş bir kişiliğimiz yoktu. Bu emre köylü gibi itaat ettik... Kürtajdan sonra gece yarısı Feyzada büyük bir kanama başlamış. Meğer Feyzanın rahminde parça kalmış. Bu çok tehlikeli bir şeydi ve annenin ölmesine bile yol açabilirdi. Hemen hastaneye gittim. Feyza geçirdiği ikinci ameliyattan henüz uyanmamıştı. Uykusunda ağlıyordu.
Aksiyon  |
___________________________________ KÖR CEHALET ÇİRKEFLEŞTİRİR İNSANI !
SUSKUNLUĞUM ASALETİMDENDİR. ..
HER LAFA VERECEK BİR CEVABIM VAR...
LAKİN BİR LAFA BAKARIM LAF MI DİYE,
BİR DE SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE... |